'Her yer Maksim, her yer serzeniş'

Sahalara siyaset yasağı nasıl işleyecek? Bu konuda irade oldu mu çok kolay işleyeceğini biliyoruz. Bir 'huzur fotoğrafının' gösterdikleri...

Claude Levi-Strauss’un ‘Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji’ diye bir kitabı var. Geçen yıl Metis Yayınları’ndan çıkmıştı. ‘Modern’ dünyanın meselelerine, ‘ilkel’ denilen toplumlardan alınacak ilhamlardan bahsediyor. Galiba en etkilendiğim parçası Yeni Gine’nin içlerinde yaşayan bir halktan söz ettiği bölümdü.

Misyonerlerin futbol denilen bir oyun oynadığını gören bu halk, fikre bayılıyor. Takımlar kuruluyor. Fakat ‘sistemleri’ bir takımın galibiyeti değil, eşitlik prensibi üzerine kurulu. İki tarafın da galibiyet ve mağlubiyetleri eşitlenene kadar maç nihayetlenmiş sayılmıyor. Levi-Strauss’un dediği gibi, ‘iki tarafın da mağlup olmadığı kesinleşince’ bitiyor yani maç.
Futbol üzerine ahkâm kesmek ne haddime. Endüstriyel futbola falan gelmeyeceğim. Leziz özetlediğinden iyiden iyiye aşındırdığımız o modern atasözünün dediği gibi, futbolun sadece futbol olmayışından ilerleyebiliriz. Ekonomisinden, toplumsallıklarından, ideolojisinden...

‘Slogan atar gibi ağzı açık’
Söz edilen harekâtın tohumları önceden atıldıysa da birkaç gündür futbol sahalarındaki siyasetten konuşuyoruz. Bu sürecin bir parçası olarak önce Beşiktaş yönetiminin kombine bilet taliplilerinden istedikleri şu taahhüt var: “Toplumsal, siyasi ve ideolojik olaylara sebebiyet verecek şekilde veya bir kişiyi veya grubu veya zümreyi hedef alacak şekilde hakaret etmeyeceğimi, hakaret içeren sloganlar atmayacağımı, aksi halde BJK’nın sezon kartını bedelsiz olarak geri alma ve iptal etme hakkına sahip olduğunu...”
Bir de tabii İçişleri Bakanı Muammer Güler’in “Tribünlerin ideolojik ve siyasi propaganda yeri yapılmasına da hiçbir şekilde izin verilmeyecektir” ile başlayan sözleri... Bilmiyoruz hangi mevzuat, dediğine göre ‘uluslararası kriterlerde’ de bu yasakmış. Ne bileyim cinsiyetçi küfürden, ayrımcılıktan, ırkçılıktan falan söz etmiyor; ‘siyasi slogan’ ve ‘siyasi pankart’ diye iki tür muğlaklık avındayız. Aslında muğlak da değil.

Hiç ortada Gezi yokken dahi üniversitelere ve statlara özel eğitilmiş polis planının ne gibi sonuçları olabileceği biliniyordu, üzerine park etrafında büyüyen hadiseler de eklenince sonbahar başka türlü beklenir oldu. Kime terörist dendiği gibi, kime holigan dendiği de ideolojik bir seçim, siyasi bir manevra artık. Nasıl işleyecek? İrade varsa işler, hiç merak etmeyin. Gözümün önünden yıllardır çokça Kürtler ve solcular için hazırlanan, ‘slogan atar gibi ağzı açık’ fotoğraflar ekli iddianameler geçiyor. Zaten neredeyse herkes o alanda atılan slogandan mesuldür. Mantık bu.

Tribünlerin yaratıcılığına Gezi de eklendiğinde sonbahar hakikaten merak uyandırıyor. Mesela ‘Bu daha başlangıç’lı sloganı siyasi emellerle söylemedim diyene neyle karşılık verilecek? Yahut ‘Her yer Maksim, her yer serzeniş’ diye bağrılsa... Tamam, Gezi döneminde bir duvara ‘Her yer Maksim, her yer gazino’ yazılmış olabilir. Ama işte ‘her yer Maksim’ diyorlar...
Demokrasiden konuşurken de Levi-Strauss’un anlattığı Yeni Gineliler geliyor aklıma. Düzgün işleyen bir demokrasi sahasında sandıktan çıkan takımlar var ama kimse mağlup hissetmiyor.

Arada 50 metre var. Üç bin kişilik iftarda ‘huzur fotoğrafı’ çekilirken ve Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, ‘farklılıkların barış ve huzur içinde yaşamasının Beyoğlu’nun normali olduğunu’ söylerken, 16 Haziran’da ekmek almaya diye evden çıkıp da başından biber gazı kapsülüyle vurulan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın ailesinin ve onu önemseyenlerin üzerine TOMA’larla, biber gazıyla gitmek, o sahadan yenmeden ayrılmayacağım demektir. Evet, bu belki modern futboldur.