'Hımm, sen yoksulluk sürsün istiyorsun o zaman'

Bu saatten sonra dünyada seçime giren her partinin iklim değişikliğiyle ilgili vaadi bulunmalı. Laf olsun diye değil, 'kalkınma' şantajı yapılmadan.

iz kendimizle fazla meşgulken Dünya’nın bir sona doğru usul usul ilerleyişi ne tuhaf, ne manidar. Canlılar âleminde insanı gezegenin efendisi, evrenin tek akıllısı gören zihniyet için tabiat da bir tür piyasa. Misal iklim değişikliğinin o kadar da abartılacak yanı bulunmadığını söylesin diye ‘bilim’ satın almak da mümkün.

Son 30 yılda gezegen sıcaklığının istikrarlı artışı, bizim buralarda ekseriyetle yaz sıcaklarında hatırlanır, “Sıcak değil de nem fena” kıskacında sonbahara unutulur. Sel, kasırga, kuraklık gibi afetler sıklaşmış, buzullar eriyor, denizler yükseliyor. Kimi canlı türlerinin nostaljileri yapılacak hale gelmiş, uluslararası hukuk iklim değişikliği nedeniyle göç edenlerin mültecilik statüsünü konuşuyor. Bizse çevre deyince mevsimlik sardunyayla peyzajı anlıyoruz daha ziyade.

Geçen hafta Stockholm’de BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli Raporu açıklandı. Raporun özelliği, küre gerçekten ısınıyor mu, ısınıyorsa müsebbibi insan mı tartışmasına şimdiye kadarki en keskin cevabı vermesi. Kimi çıkar grupları hakikaten hükümetleri “İnsanın suçu yok, kendiliğinden oldu, boşuna para vermeyin” minvalinde ikna etmeye çalışıyor. Fakat rapor, evet bu yaşadıklarımız ‘sıradışı’, evet yüzde 95 insan kaynaklı ve durum vahim, diyor özetle.

Linyit mi?
Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda ne tür adımlar attığını konuşmaya başladığınızda her an “Sadece AK Parti’ye karşı olmak için iklim değişikliğini abartıyorsun” cümlesini işitmek mümkün. Darbeciliğe kadar yolu var.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2011 tarihli Türkiye’nin İklim Değişikliği Eylem Planı (İDEP) bu konuda neredeyse tek kaynak. Tüketiciyi ve İklimi Koruma Derneği’nin (Tüvik-Der), Heinrich Böll Derneği Türkiye Şubesi’nin desteğiyle temmuzda çıkardığı ‘İklim Değişikliği Eylem Planı Değerlendirme Raporu’, bizatihi planı ve geçen iki yılı değerlendirmiş. Şöyle ilginç bir yan var, planda zaten küresel ısınmaya yol açan sera gazı emisyonlarını şuradan şuraya indireceğiz diye vaatte bulunulmamış. O yüzden hesap sormak da mümkün değil.

Onun dışında plandaki hedeflerin birçoğu zaten işleyen, bir kısmı iklim değişikliği meselesiyle doğrudan bağlantılı olmayan projelerin sıralanması... Herhalde en tuhaf detay da iklim değişikliğiyle ilgili bir planda linyitin özendirilmesi: ‘Yeni kurulacak santrallarda yerli linyitleri kullanacak temiz kömür teknolojileri kriterlerinin belirlenmesi ve uygulamayı özendirici tedbirlerin alınması’. Kafa karışmış.

Bir de 2010 tarihli Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi var elde. ‘Uluslararası İklim Değişikliği Müzakereleri Kapsamında Ulusal Tutumumuz’ bölümündeki bir cümle zaten mevzua bakışın çerçevesini çiziyor bence. Çok net. Deniyor ki: “Türkiye’nin ekonomik ve demografik gelişimi göz önüne alındığında, herhangi bir geçmiş yıl referans verilerek sera gazı emisyon azaltım taahhüdü vermesi mümkün değildir. Türkiye emisyon sınırlamasını, sürdürülebilir kalkınmasını ve yoksullukla mücadele çabalarını olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde alacağı önlemler yoluyla gerçekleştirmeyi planlamaktadır.” İtiraza karşılık anında “Ama kalkınıyoruz” yahut “Hımm, sen yoksulluk sürsün istiyorsun o zaman” kartı gelebilir yani.

İklim değişikliğiyle ilgili ‘uyum’ ve ‘farkındalık’ temalı irili ufaklı projeleri de var hükümetin. Fakat yaklaşımı galiba bu iki belge yeterince temsil ediyor.

Sadece AK Parti meselesi değil. Öyle bir çağdayız ki, dünya üzerindeki her ülkede, yerel ya da genel seçime giren tüm partilerin iklim değişikliğiyle ilgili önleyici bir stratejisi, hakiki planları olması lazım artık. Beyannamede diplerde kalabalık görünsün diye eklenmemiş, ‘kalkınma’ şantajı yapmayan, insanlığa dair hakikaten mesuliyet alan planlar... Önümüz bol seçim.