İktidar, muhalefeti kriminalize etmeden değişime katmalı

AK Parti-Cemaat arasında yaşanan çekişmesinin İttihat Terakki Cemiyeti'yle nasıl bir ilgisi olabilir? Paralel devletin geçmişte örneği var mı? Siyasi tarihçi Mehmet Ö. Alkan gündeme başka türlü baktı.
İktidar, muhalefeti kriminalize etmeden değişime katmalı

‘Paralel devlet’ nedir? Var mıdır tarihte örneği?
Ben de merak ettim, baktım. Paralel devlet sosyal bilim literatürüne Amerikalı tarihçi Robert Paxton tarafından kazandırılmış. Devletin veya hükümetin içinde ama meşru olmayan ‘devlet gibi’ kurum ve organizasyonlar toplamı için kullanılmış. Paralel devlet, temelde devletin egemen siyasal ve toplumsal ideolojisini desteklemeye hizmet ediyor. Dolayısıyla bizde yaygın olarak kullanılan anlamından, meşru iktidara alternatif gayri meşru bir yapı, ‘devlet içinde devlet’ teriminden farklı. Tersine, egemen iktidarı/ideolojiyi desteklemek için devlet içinde kurulan, genel olarak Nazi Almanyası, Faşist İtalya, Sovyetler Birliği, İran ve Kuzey Kore gibi totaliter devletlerde, gençlik kurumlarında, iş/çalışma kolektifleriyle birlik ve milislerde yaygın.
Türkiye tarihinde paralel devlet, tek-parti dönemi hariç, görülmedi. ama derin devlet hep vardı. Özellikle II. Meşrutiyet’ten itibaren. Şu da var. İttihat Terakki’nin 1908 sonrası siyasal hayattaki konumu, kendisine biçtiği rolü, görünürlük açısından tercihini bugün de görmek bana ilginç geliyor. İttihat Terakki’nin lideri yoktur. Hemen akla Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa gelir ama anladığımız anlamda genel başkan yoktur. Dönemlere göre sayısı değişen Merkezi Umumi’de mesela 1908’de kim vardı bugün bilmiyoruz. Bu, ilginç şekilde Türkiye’de dinci sağ örgütlenmeye model olmuş. Farkındalar mı bilmiyorum ama AK Parti’nin de Cemaat’in de örgütlenmesinde benzerlik görüyorum.

Görünürde çok güçlü liderler bulunmasına rağmen mi?
Evet, haklısın ama tıpkı İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi kararların nasıl alındığı önemli. Mesela AK Parti’nin programında, Cemaat’in bilebildiğimiz kadar yapısında, görünürdeki lider etrafında kilitlenen, adeta görünmeyen kolektif liderlik konumunda üst düzey bir grup var. Şu anda galiba AK Parti’nin yaşadığı sancılardan biri de yola çıkarken öngördükleri bu kolektif liderlik prensibinin ihlal edilmeye başlanması.

Zihni devamlılığını konuşamayacağımız bu İttihat Terakki analojisi bugünü anlarken nasıl işimize yarar?
Yanlış anlaşılmasın, ne AK Parti, ne Cemaat İttihat Terakki ideolojisinden etkilenmiş değil ama örgütlenme ve yönteminden etkilendikleri anlaşılıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca ‘laik’ baskıcı otoriter tutum nedeniyle siyasal İslam Türkiye’de hep illegalite sınırında dolaştı. Onun getirdiği koruma refleksi de örgütlenmesini gizli tutmasından geçti. Yakın tarihe baktığımızda Radikal İslamcı sağın, Cemaat de olabilir, Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Saadet Partisi çizgisi de hepsinin kendini koruyacak örgütsel bir refleksi olduğu görülüyor. Cemaat açısından bu çok anlaşılır çünkü Nurcu hareketin kurucusu Said Nursi’nin siyasi faaliyetlerine başladığı dönem II. Meşrutiyet. Cemaat, Nur Hareketi’nin ana damarlarından biri. Said Nursi, İttihat Terakki’yi, örgütlenmesini, bunun devlet gadrine karşı bir kalkan oluşturduğunu da biliyor. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat Terakki gizli kalmaya devam etti, hatta görünür İttihat Terakki Fırkası ve perde gerisinde İttihat Terakki Cemiyeti olarak ikili bir yapı uyguladılar.
Bütün sorunların kökeni 19. yüzyılda

Derslerinizde laf hiç gündemdeki sıcak tartışmalara geliyor mu?
Bu dönem verdiğim ders Osmanlı Siyasal ve Toplumsal Yapısı. Cumhuriyet tarihini anlamak için de II. Meşrutiyet’e, biraz da Tanzimat’a inmek lazım. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların tamamı, birkaç istisna dışında 19. Yüzyıl Osmanlı modernleşmesinde ortaya çıkan ve hâlâ çözüm bulamadığımız konular. Örneğin kadın-erkek sorunu, ordu-sivil ilişkisi, gayrimüslimlere bakış, Ermeni meselesi, Kürt meselesi, milliyetçilik, Kıbrıs... Bunları anlatırken öğrenci arkadaşlarım hemen bugünle ilintiler kurabiliyorlar. Hele şu ara yaşananlar bir siyasal öğrencisi için paha biçilmez bir laboratuvar gibi. Modernleşme sürecinde ortaya çıkan problemlerimiz aslında bütün ülkeler için vardı. Onlar kısmen ya da tamamen çözdüler, biz henüz tam çözemedik.

Türkiye neden çözemiyor?
O kadar çok sorunu çözmeden hasıraltı ettik ki. Çözüm de tartışabilmekten, ifade özgürlüğünü tam manasıyla sağlayabilmekten geçiyor. Yani demokratik bir yönetimden… Örneğin asker ya da siyasal İslam siyasetin neresinde yer alacak gibi sorulara cevap veremediğimiz ya da verdiklerimiz çözüme yönelik olmadığı için sorunlarla birlikte yaşıyoruz. Uzun mevzu ama iki tema hep öne çıkıyor. Kürt meselesi ve siyasal İslam; resmi olarak biri ‘irtica’, diğeri ‘bölücülük’. Çünkü bu iki konu Cumhuriyet’in kuruluşundan beri normalleşemedi. Bu ideolojiye sahip olan insanların, partilerin ve hareketlerin kendilerini ifade etmelerine yakın döneme kadar izin verilmedi. Her izin veriş krize dönüştü. Bunu atlattığımız noktada, Cemaat’in de AK Parti’nin de nerede yer alacakları, dini söylemi nasıl kullanacaklarını göreceğiz. Aynı şekilde Kürt meselesinin nasıl çözüleceğini birkaç sene içinde göreceğiz. Yine nasıl DYP, ANAP gibi sağ muhafazakâr ve liberal cenah sarsıntı geçirip içinden AK Parti’yi çıkardıysa, muhtemelen solda da yeni bir yapılanma ortaya çıkacak.

Hayırlı mı görüyorsunuz süreci?
Çok hayırlı. Türkiye demokratikleşme konusunda önemli bir evreden geçiyor. Bu evrede solun, sosyalistlerin fikir üretmek, ilkeleri oluşturmak ve alt sınır olarak klasik demokrasiyi önermek konularında önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Kendi anayasamızı yapabilmek de bir fırsat olabilir. Demokrasinin normalleşmesi sancısı böyle bitebilir çünkü. Daha demokratik bir Türkiye’yi umut etmek istiyorum. Ben tarihçiyim, en umutlu dönemlerde ne tür felaketler yaşanabildiğini bilirim. Ama genç kuşak umudumu korumama vesile oluyor. Gezi olayları da gösterdi ki, bu kuşağın hem hayatlarına hem de ülkeye dair daha az karmaşık, daha yalın ve daha demokratik hayalleri var.

Ben karamsarı oynayayım, şimdi çatırdadığından söz ettiğimiz koalisyonun, muhalefeti kriminalize etmekte bir yoldaşlığı var. AK Parti ve Cemaat’in size umut veren kuşağa dair fikirleri aynı örneğin.

İktidar partisine düşen tarihi rol, muhalefeti kriminalize etmeden, değişim sürecine onları da katabilmesi aslında. Şu anda Türkiye’nin büyük bölümü, seyirci konumundayız, dizi film izler gibi, magazin programlarını takip eder gibi bakıyoruz. Cemaat ne dedi? Hükümetten biri ne tweet attı? Farkındaysan yeni bir rejim üretmeye çalışıyoruz şu anda. Örneğin Kürt meselesini nasıl çözeceğiz? Özerklik mi, gevşek bir federasyon mu, federasyon mu? Keşke Cumhuriyetin başından beri Kürtlere Türk olduklarını anlatmak yerine, Kürtlerle Türklerin nasıl birlikte yaşayabileceği üzerine düşünseydik, 70 yıl önce bu meseleyi geride bırakmıştık.

Bunu yakın hissediyor musunuz? Sorunların kökenini teşhis ettiğiniz için mi böyle umutlu konuşuyorsunuz? 

Evet. Çünkü bunları çözme teşebbüsünde bulunduğumuz dönemler var. Masumiyet ortamında yaşamadığımızı, uluslararası hesapları da unutmamak gerekli. Herkesin bir hesabı var. Tarih bunlarla dolu. Fakat bize ait ve bizim çözebileceğimiz konuları elbette biz çözmeliyiz. Her şeye rağmen umudumu korumak istiyorum çünkü o zaman enerjin oluyor. Yoksa ‘Biz hiçiz’ duygusu toplumsal psikolojik bir probleme dönüşür, acizlik yaratır. Kaldı ki Türkiye’nin çok değiştiğini de kabul etmemiz lazım. Bütün bu mevzuları eskiye göre daha fazla konuşabiliyoruz gerçekten.

'DERSHANELERİN KAPATILMASI, TEKKE VE ZAVİYELERİN YASAKLANMASI GİBİ'

Bu son çekişmeyi başlatan MİT krizi ve dershaneler meselesi nasıl fay hatları sizce?
İstihbarat konusunda konuşacak durumda değilim ama dershaneler üzerine tarihçi hissiyatıyla çıkarım yapabilirim. Dershanelerin kapatılma kararı Cemaat için, başkaları için
değil, 1925’teki tekke ve zaviyelerin yasaklanması gibi düşünülebilir. Şeffaf olmadığı için tam bilmiyoruz ama Cemaat  örgütlenmesi dershaneler üzerinden yürüyor; bu bir ağ. Dershane ağı Cemaat açısından birkaç açıdan hayati önemde. Bir, örgütlenme ve iletişim. İki, çalışan ağı. Üçüncüsü, entelektüel yetiştirme ve devşirme aracı. Sonuçta dershaneleri kapatmak basit bir eğitim tedbiri değil.

Bu süreç bildiğimiz politik pozisyonları da altüst etti. Mesela beklemediğiniz birinden laiklik savunusu geliyor, AK Parti dediğiniz çerçevede tekke ve zaviyeleri kapatan konumuna geçiyor, hükümet karşıtlığı CHP’yi Cemaat’e yakınlaştırabiliyor.

Bunun adı siyaset. Çok köşeli ideolojilere sahip parti ve hareketler bile pragmatik olmakta tereddüt etmez, aklımıza gelmeyecek iki kesim ittifak yapabilir veya yapar gibi görünebilirler.