Kadın özgür değilse demokrasi olmaz

Türkiye, Rojava'yla her tür temasını Salih Müslim'le yürütüyor ama PYD'nin bir de kadın eşbaşkanı var. Kadın mücadelesini, tecavüz fetvalarını, seçimleri Asya Abdullah'la konuştuk.
Kadın özgür değilse demokrasi olmaz

Kimi yerde Salih Müslim’in Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekîtiya Demokrat-PYD) lideri olarak anılması, partinin kadın eşbaşkanı Asya Abdullah’ı görünmez kıldığı gibi, Rojava’da kadın meselesini konuşmayı da ikinci plana atıyor. 31 Mayıs’ta Diyarbakır’da düzenlenen Ortadoğu Kadın Konferansı’nın da konuğu olan Asya Abdullah ve beraberindeki kadın heyet, maceralı bir yolculuktan sonra, büyük coşkuyla karşılanmıştı Diyarbakır’da. Abdullah’a, Rojava’da olup biteni kadın penceresinden sorduk. Çeviri desteği için gazeteci İrfan Aktan’a buradan da bin teşekkür.

Türkiye siyaseti Rojava’yla bağını Salih Müslim üzerinden kurdu. Bu bir işbölümü mü, Türkiye’nin tercihi var mı?
İşbölümü. Gündemimiz çok yoğun. Sadece diplomatik, siyasi çalışmalarımız yok. İçeride de yoğun bir gündem var. Sayın Müslim buradayken ben de dışarıdaki diplomatik faaliyetlere katılıyorum. Zaten herhangi bir görüşme talebi şahıslara değil, PYD’ye geliyor. Biz de aramızda karar veriyoruz.

Genel olarak Türkiye, Kürt siyasi hareketinde kadının rolünü kavrıyor mu sizce?
Ortadoğu’daki mevcut siyasette kadınların en aktif olduğu yer, Kürt özgürlük hareketidir. Bu propaganda değil, hakikat. Gerek siyasî, gerek sosyal, felsefi gerekse askeri alanda Kürt kadınının mücadelesi dikkatlere şayandır. Fakat Ortadoğu’daki halklar, erkek egemen zihniyet tarafından esir alınmış durumda. Bunun tarihsel arkaplanı da var. Siyaset deyince akıllarına erkek geliyor. Bir devlet oluşumu söz konusu olunca, onun erkek olması gerektiği düşünülüyor. O yüzden de Ortadoğu’da yaşanan siyasî, sosyal, ekonomik, diplomatik problemler bu kadar derinleşmiş. Problemlerin temelinde ataerkil düzen ve zihniyet var. Herkesin kendini ifade edebildiği, geleceğin belirlenmesi konusunda iradesini ortaya koyabildiği demokratik bir rejim, Ortadoğu’daki iktidarların en korkulu rüyası. Kadın mücadelesi de önemli bir korkuyu deşiyor. Dikkat ederseniz bütün Arap Baharı sürecinde hep erkeklerin kararları uygulandı. Devrim sürecinde kadınların ciddi etkinliği olmasına rağmen, yeni sistem oluşturulurken sesleri dikkate alınmadı. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da olan bu. Suriye’de de öyle. Suriye’de devrim yapmaya niyetlenen muhalefete bakın, kadınların neredeyse hiç dahli yoktur. Toplumun tüm kesimlerini sürece katmadan nasıl devrim yapabilirsiniz! Kadın-erkek eşitliği olmadan nasıl demokrasi ve özgürlükten söz edebilirsiniz! Kadın özgür değilse, toplum nasıl özgürleşebilir?

Kürt kadın hareketi Rojava’daki yeni düzeni nasıl etkiliyor?
Rojava devriminin öncüsü kadınlardır. Bunu kimse inkar edemez. Siyasette, diplomaside, savaşta, sosyal sorunların giderilmesinde, halka hizmette, yeni ve demokratik bir sistemin, yeni ve demokratik bir ailenin tesisinde Kürt kadını öncüdür. Bunu herkesin artık içine sindirmesi lazım. Çünkü Kürt kadınına bu bahşedilmedi. Biz emek vererek, ter dökerek bu güce kavuştuk. Fakat bu gerici, ataerkil zihniyete karşı daha çok mücadele vermemiz gerekiyor. Bunun da farkındayız. Her devrimde “Önce devrimi yapalım, sonra kadınların haklarını veririz” denerek kadınların emekleri çalınmıştır. Buna müsaade etmemeye kararlıyız.

Son dönemde El Nusra’yla çatışmalar yaşanırken fetvalar üzerinden tecavüzü meşru kılan söylem gündeme geldi. Tecavüz vakalarına dair sayı var mı elinizde?
Dış güçler tarafından desteklenen veya cihat için dışarıdan buraya gelen çeteler tarafından, demokrasiyle veya herhangi bir dinle ilişkilendirilemeyecek kadar vahşi şeyler yapılıyor. İslam’la alakaları da yok; araç olarak kullanıyorlar. Sadece Kürt kadınına değil, tüm Suriyeli kadınların yaşamına kasıt var. Çok sayıda tecavüz yaşanıyor. Örneğin Haseki kentinde yakın zamanda birçok Ermeni kadın kaçırıldı, tecavüz edildi ve katledildi. Sözde dini inançlarına göre bir kadını yakalayıp üç defa tekbir getirerek onu kendilerine ait kılıyorlar! Bu bölgenin kendine has tarihi bir kültürü var; bu kültüre de kastediyorlar. Biz Kürt, Arap, Hıristiyan, Dürzî, Sünni, Alevi kadınlar birlikte yaşıyoruz. Günümüzde Kürtleri hedef almış durumdalar ama hedefleri tüm Suriye ve buradaki birlikte yaşamdır. Kürt kadınına yönelik saldırılarının sebebi de, cephede onlarla savaşıyor olmamızdır. Kürt kadını mevzilerde sadece kendini değil, tüm Suriye kadınlarını savunuyor. Çok sayıda tanık anlattı: Otobüslerle bir şehirden bir şehre seyahat ederlerken bu çeteler tarafından durduruluyorlar. Ellerinde kılıçlar, palalar, “Aranızda Kürt varsa kafalarını uçurup cennete gideceğiz” diyorlarmış. Bunlara tüm Ortadoğulu kadınlar olarak birlikte direnmemiz gerekiyor.

Salih Müslim’in iki Türkiye ziyaretinde de El Nusra’ya destek konusu gündeme geldi. Hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, destek iddialarını yalanladı. Siz ne diyorsunuz?
Suriye toplumu etnik, dinî ve kültürel açıdan muazzam bir zenginliğe sahip. Dolayısıyla bu renkleri yok etmeye çalışanların bu yapı içinden çıkması mümkün değil. Söz konusu çeteler muhtelif ülkelerden geliyor. Türkiye’den gelen de var. Nitekim ele geçirilen bazı çetecilerin üzerinde Türkiye pasaportu veya nüfus kağıtları bulundu. Keza Amerika’dan, başka ülkelerden gelenler de var. Bölge devletlerin yetkilileri çetecilere destek vermediklerini söyleseler de, hakikat böyle değil. Devrimden bu yana Türkiye’nin gerek siyasî gerek askerî açıdan çok sayıda yönelimi oldu. İstanbul’da toplanan pek çok Suriyeli muhalif grup alenen Kürtleri inkâr etti ve bunlar AKP tarafından desteklendi. Kürtlerin varlığını inkâr eden bir muhalefetin demokrasi iddiası ciddiye alınabilir mi? Bakın, biz nasıl sadece Kürtlerin değil tüm Suriye halklarının özgürlüğünden söz ediyorsak, muhaliflerin de aynı perspektife sahip olması lazım. Biz beraber, özgür bir yaşamdan söz ederken, onlar sadece kendileri için bir özgürlük tahayyülü içindeler. Bize göre Türkiye’nin başından itibaren yürüttüğü politikada somut bir dönüşüm, değişim olmamıştır. Bu çetelere siyasî, lojistik destek sürüyor. Türkiye’yle diplomatik görüşmeleri önemsiyoruz. Ama biz artık söze değil, pratiğe bakıyoruz.

Türkiye’de, Rojava’da aslında büyük çaplı bir katliam yaşanmadığını, her şeyin ‘abartıldığını’ düşünen bir kitle var. Ne demek istersiniz onlara? 
Bu katliamlar olmuştur, kanıtlıdır. Şahitler var; Til Aran ve Til Hasir’da bizim de daha önce tanıdığımız onlarca insanın katledildiğini biliyoruz. Gözlerinin önünde çocukları öldürülen anneler var. Afrin’de, herkesin gözü önünde insanların kafaları kesildi. Cenaze kaldırmadığımız gün yok. Çok sayıda ev, bombalarla havaya uçuruldu. Önlem almasak, daha büyük katliamlar yaşanırdı. Kendilerini aydın görüp burada yaşananlara dair şüpheleri olanlar buyursun Rojava’ya, bizzat tanıklık etsinler. Hakikati görmek isteyenlere her türlü yardımı sağlamaya hazırız.

Geçen haftalarda bir basın toplantısında geçici yönetim için ikinci aşamaya geçildiğinden altı ay içinde seçimlerin yapılabileceğinden söz ettiniz. Bu aşamayı sekteye uğratabileceğini düşündüğünüz risk nedir?
Biz Rojava’daki tüm kesimlere demokratik özerklik projemizi sunduk. İki buçuk yıldır oluşturduğumuz demokratik sistemi daimi kılmak, aslında tüm Suriye’ye yaymak istiyoruz. Sadece Kürtlerle değil, tüm etnik ve inanç gruplarıyla bu sistemi kurmaya çalışıyoruz. Rojava için hazırlıklar tamamlandıktan sonra seçimlere gideceğiz. Herkesin katılımına açık, demokratik ve şeffaf bir seçim olacak. Çıkacak sonuca da saygı göstereceğiz.

Diyelim beş yıl önce bugüne dair bir öngörünüz var mıydı? 
Dönemler arasındaki tek fark, bizim Kürtler üzerindeki etkimizin daha da artmış olması. Yoksa sorunlar çözülmüş değil. Fakat şu anda bir devrim süreci yaşanıyor ve tüm Suriye ve özel olarak Rojava halklarının arzularının yerine gelmesi için mücadele yürütüyoruz. Biz bu mücadeleyi beş yıl önce de yürütüyorduk. Çünkü o zaman da özgürlük ve demokrasinin geleceğine, Suriye halkları olarak barış içinde bir arada yaşayabileceğimize inanıyorduk. Aynı inancımız devam ediyor ve zaten bu inanç, mücadele azmimize güç veriyor.

Beş yıl sonrasını nasıl görüyorsunuz?
Her geçen gün daha iyi şeyler olacağına inanıyoruz. Toplum kendi geleceğine yön verme kararlılığını sürdürüp bunun için mücadele ettikçe, daha iyi bir hayatı kurmak için daha fazla deneyim kazanıyor. Şu an Suriye halkları büyük sıkıntılar yaşıyor ama bu sıkıntılar özgürlüğün bedelidir.


‘Devrim kendiliğinden olmadı’
Diyarbakır’daki Ortadoğu Kadın Konferansı’nda Suriye’de kadının işinin zor olduğunu, iki kez devrim yapmak zorunda olduğunu söylemiştiniz. Türkiye’de Rojava konusunda soyut ve biraz da kasıtlı olarak eksik bilgi var. 19 Temmuz’dan beri Rojava’da yaşananları kadınların kazanımları açısından nasıl tarif edersiniz?
19 Temmuz’daki devrim kendiliğinden olmadı. Ağır bedellerle, büyük emek ve mücadeleyle bu devrimi yaptık. Özellikle Baas rejimine karşı Kürt kadını ciddi bir direniş sergiledi. Suriye’deki mevcut kalkışmadan önce de çok sayıda Rojavalı kadın direnişin içindeydi. Bu yüzden de yıllarca hapis yatan kadınlarımız oldu. Çok kadın, soruşturmalara, kovuşturmalara maruz kaldı. Mesela 2004’te tutuklanan ve akıbeti hakkında hâlâ bilgiye ulaşamadığımız, aslen Derikli olan Nazindî isimli bir kadın var. Bu arkadaşımız kadın özgürlük mücadelesi yürütürken kaybedildi. 19 Temmuz sonrasında da mücadele mirasına yeni katkılar oldu. Kadınların oluşturduğu sistem, hâlihazırda tüm Rojava’da faal durumda. Kadınlarla ilgili kararları sadece kadınlar veriyor. Tüm kurumlarda, köy, kasaba, şehir meclislerinde, komisyonlarda, yüzde 40 kadın kotası var. Sadece kadınların oluşturduğu yapılar da var. Örneğin tüm Rojava kentlerindeki bağımsız kadın meclisleri. Bu yapılar 24 saat boyunca, kadınların sorunlarını giderme konusunda mücadele yürütüyor. Bağımsız eğitim akademileri var ki, kapıları tüm kadınlara açık. Keza özellikle çocuk ve kadın hakları için çok sayıda sivil toplum örgütü oluşturulmuş durumda.