Müslüman öğrenciler vicdani redde çağırıyor

3. Müslüman Öğrenciler Buluşması'ndan çok imzalı bir bildiri çıktı. 'Vicdani ret insani ve İslami bir haktır' çağrısının karşılığı ne olacak?

90 ‘lardan beri askerlik yapmayacağını beyan edenlerin muhtelif gerekçeleri oldu. Anarşizm temelinde devleti, antimilitarizm çerçevesinde şiddetsizliği tartışanlar vardı. Savaşa tepki olarak Kürt, zorunlu askerlikten mesul olmadıkları halde, hatta tam bu gerekçeyle militarist, cinsiyetçi düzeni beslemeyeceklerini açıklayan kadın vicdani retçiler çıktı.
2007’de Enver Aydemir, ‘TSK seçkinlerinin İslami değerlere karşı tutumu’nu gerekçe göstererek vicdani reddini açıkladı. ‘İmani ret’ tartışması onunla başladı. ‘Anti-sosyal kişilik bozukluğu’ tanısıyla çürük raporu alana kadar ağır bir cezaevi süreci yaşadı, ‘emre itaatsizlik’ davalarıyla uğraştı.
Kendisini milliyetçi ve dindar olarak tarif eden Muhammed Serdar Delice de bildik uğurlama törenleriyle askere yollanmıştı. Askerliğinin beşinci ayında ‘Çanakkale destanlarıyla’ büyüyen biri olarak öğretilenleri sorguladığını, vatanın uğrunda öleceklere değil, ona hizmet eden zeki nesillere ihtiyacı olduğunu söyleyerek reddini açıkladı. Kendisine açılan davalardan biri, bu konuda tarihi bir karara vesile oldu. Martta Malatya Askeri Mahkemesi, ilk kez AİHM’nin Yehova Şahidi Vahan Bayatyan’ın reddini din ve vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendiren kararına atıfta bulundu. Delice’nin reddi, ne demekse ‘tatmin edici’ bulunmadı ama bu karar, kritik bir yerde bırakıyordu meseleyi. 

Gayrifıtri erkeklik kurgusu
Geçen hafta yapılan 3. Müslüman Öğrenciler Buluşması’nın başlıklarından biri de vicdani reddi. Hatta Özgür Açılım Platformu, Hür Beyan Hareketi, Umut Gençliği, Genç Öncüler, Felah Çağrısı ve Mavera Gençlik Hareketi imzalarıyla bir de bildiri yayımlandı. Birkaç alıntı:
TSK’nın, ‘şehitlik’, ‘vatanın kutsallığı’, ‘Peygamber Ocağı’ gibi kavramları kullanarak İslami değerleri istismarına bir an önce son verilmeli. (...) İki kardeş halkın çocukları, kirli bir ‘iç savaş’ın kurbanları oluyorken, ‘devlet’ten veya ‘kavim’den değil, yalnızca Hak’tan yana tavır almalılardır. (...) Gayrifıtri bu erkeklik kurgusu, ‘askerlik yapmayanın erkekten sayılmayacağı’, ‘askere gidince adam olunacağı’ ve ‘askere gitmeyene kız verilmeyeceği’ gibi komik ve korkunç batıl inançların yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. (...) Vicdani ret insani ve İslami bir haktır.
Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Sema Erdoğan Başaran, o gün ‘İslam ve vicdani ret’ üzerine konuştu. Zaten bu konuda akademik çalışma da yapmak istiyor.
Başaran’a bunun ne kadar, nereye kadar anti-militarist bir bildiri olduğunu sordum. Özgür Açılım Platformu adına konuştuğunu belirterek “Temel meselemiz zorunlu askerlik. O gün konuşmamda Hz. Muhammed’in hayatından örneklerle İslam’da zorunlu askerliğin yerini anlattım. Cihadın bile gönüllülük esasına dayandığından söz ettim. İslam toptan savaş karşıtı bir din değildir. Son noktada, adaleti tesis etmek için meşru görebilir. Buna rağmen anti-militaristtir. Biz ikisini ayırıyoruz” dedi. 

‘Bir gruba mal edilemez’
‘Devletin meşruiyetini oturtabilmek için oluşturduğu dini bir kurum’ olarak gördüğünden, Diyanet’in “Vicdani ret caiz değildir” açıklaması onu hiç şaşırtmamış. Daha ziyade toplumda önyargıların yıkılmasıyla meşguller: “Bu camiada vicdani retçiler anarşist, topyekûn devlet karşıtı gibi görünüyor. ‘Başka bir kavram kullanılsa’ diyen çıkabiliyor” diyor.
Vicdani retçiler arasında hakikaten anarşistler, başka dine inananlar, hiç inanmayanlar vardır. Ne olacak, diye soruyorum. “Vicdani ret bir gruba mal edilemez. Zaten bu bakışı değiştirmek istiyoruz. Cinsiyetçilik ya da militarizm üzerinden bakılabilir. Dini ya da politik nedeni olabilir. Bizim camianın gözlerinin önündeki perdeyi kaldırmak istiyoruz” diyor. Bildiriden sonra vicdani reddini açıklayan Müslümanların çıkacağına inanıyor, “İnşallah” diyor. Kendisi ve eşi düşünüyor örneğin.
Vicdani ret hareketi açısından bu bildiri de kritik bir dönemeç.