'Ne münasebet'i unutturmamak gerekli

Yine büyütülen apart belası, yine sözde 'terör' bölgesi... Başbakan'ın öğrenci evlerinden yola çıkarak başlattığı tartışma 'güvenli' bölgeye çekiliyor. Lakin...

Günlerdir neredeyse tüm televizyon kanallarının pahalı saatlerinde, farklı bilirkişi kombinasyonlarıyla ‘öğrenci evleri’ tartışılıyor. Öyle tuhaf ki zaplarken araya bilmem kaç sezondur süren gençlik dizileri giriyor. Dramatik düğümleri, kimi lise, kimi üniversite çağı gençlik hallerine dayalı olan ve aslında gençlerden çok, gençliğini geride bırakmış yetişkinlerin rağbet ettiği diziler bunlar. Televizyonlar o saatlerde izlenmeyen diziyi tutmazlar. Bu alakanın altında yatanı, belki yaşanmışlıkları kadar yaşanmamışlıklarıyla kendi gençliğinde, ergenliğinde takılı kalmış koca toplumu izah etmeyi, bunun bilirkişilerine bırakmak lazım.

Görünen o ki ‘kız-erkek’ mevzuu giderek ‘güvenli’ sahaya taşınıyor. En başta, o yana çekilmeye çalışılıp da Başbakan’ın çalımıyla döndürülen ‘apart’ sorunsalı tekrar soframızda örneğin. Ne büyük meselemizmiş de haberimiz yokmuş. Dün Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç tekrar bu apart belasına dokundu. Ruhsatları tam mıymış, doğalgaz tesisatında kriterler yerine getirilmiş mi, yangın merdivenleri var mıymış... Bunu bir standarda kavuşturacaklarını müjdeliyor. Evet, çok ikna edici. Mesele gerçekten de yangın merdiveni eksikliğiydi.
Devlet aklı açısından ikinci güvenli alan da ‘terör’ tabii ki. Öğrencilere, gençlere karşı bir ‘silah’ gibi kullanılabilen, özü itibariyle antidemokratik Terörle Mücadele Kanunu elde hazırken sanki öğrenci evlerine sabah 5 baskınları hiç yapılmıyor. Üstelik kaç iddianameden biliyoruz, tesadüfen evde bulunanların dahi alınıp sonra suçla ilişkilendirilebildiklerini. Ya da “Emaneti getir, ama akşama çözülür mü bilmem” türü bir öğrenci evi telefon konuşmasında aslında söz edilen buzluktaki et olabiliyor malumunuz; nihai hedef de kavurma yapmak (İsmail Saymaz/ ‘Kavurma silah oldu’).

Baskın yok; rahat!
Çekilen üçüncü güvenli alan da “Sakin olun, eve polis baskını yok” minvalindeki açıklamalar. Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya, AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli’nin uygulamaya dair ‘müjdesini’ yazdı: “Üzerinde epey konuştuk. Polis bir yaptırımda bulunmayacak. Aynı evde yaşayan karşı cinsler komşuların da uyarısı sonucu tespit edilirse polis bu gençlerin ailelerine telefon açıp ‘İşte oğlunuz veya kızınız şu evde şu kişilerle birlikte yaşıyor’ diye bildirimde bulunacak. Başka bir uygulama kesinlikle söz konusu olmayacak.” Oh, diyerek rahatlamamız bekleniyor, baskın yok, muhbirlik ve aileye şikâyet var.

Başından beri ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde yaptırımda bulunmak zaten mümkün değildi. Başbakan, Finlandiya’da bunu soran gazeteciye “Birileri herhalde sizi özel olarak görevlendirmiş. Öyle anlıyorum” diye ‘ders’ verirken de biliyordu bunu. Zaten amaç toplumsal muhbirlik düzeneğini harekete geçirmek, itirazı olan ‘öteki’ gençliği seçmeni gözünde hedefe yerleştirmekti. “İşte bunlar böyle” diyebilmek, nefret öznesi yaratmaktı.

Bu kadarı bile bilhassa genç kadınların tepesindeki cendereyi kıstırmaya başladı bile. Muhtelif motivasyonla yapılacak ihbarlar neticesinde polisten telefon alan bir ailenin kızına yönelik nasıl bir tasarrufu olacak? Günde beş kadın hayatlarındaki erkekler tarafından öldürülürken bu vebal kime yazılacak? Ezbere geçilen ‘fuhuş batağı’ tamlamasına batmadan verilecek cevabınız var mı?

Memleket çizgi-romanının diğer karelerinde kıdem tazminatları tırpanlanıyor, bütçe komisyonunda Sayıştay raporları hararetle tartışılıyor, sınırlarına duvarlar örülmeye çalışılıyor. Biliyoruz ki günlerce konuşulan öğrenci evlerini de unutturabilecek hitabet kabiliyetini haiz biri Başbakan. Fakat buna izin vermemek gerekiyor. Hayat tarzı tartışmasına sıkışmayan, hakiki bir demokrasi ve özgürlük tonlamasıyla hatırlatmak gerekiyor ‘Ne münasebet!’i.