'O zaman bunlar mevzuata uygun ölüm'

Bir soruşturma savcısı 'Ya işverenin kusuru yoksa' diyebiliyor; işveren, bakanlarla görüşmeden açıklama yapmayacağını söyleyebiliyor. Bu nasıl bir iş?

Dün Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak Hürriyet’e demiş ki “İlk etapta gözaltına alınacak amirler de işçilerle hayatını kaybetmiş.” Öngördüğü işleyişe göre iş müfettişleri sorumluları tespit edecek, duruma göre soruşturmada ‘yukarı doğru’ çıkılacak. Ekipten bir diğer savcı da eklemiş: “Kamuoyunu rahatlatmak için orada görevli birkaç kişiyi apar topar gözaltına almak, olmaz. Bu; infial yaratır, yakınları tehdit altında kalır. Ya bu kişilerin bir kusuru yoksa kim verecek sonra bunun hesabını?”

Evet ya işveren ‘kusursuzsa’, boşu boşuna ilk aşamada sorgulamayalım yani. Belki de hiçbir mesuliyeti yoktur. Hâlâ yerin altında o gün çalışan işçi sayısını net bilmiyoruz ama olsun.

Murat Özveri avukat, işçi sağlığı iş güvenliği alanında doktor, Çalışma ve Toplum dergisinin de yayın yönetmeni. İş kazalarında önce işçiyi sorgulayan yaklaşımın yaygın bir algı olduğundan yakınıyor. Eski İşçi Sağlığı İş Güvenliği Tüzüğü’nde daha açık olan ama yenisinde de tanımlanmış şu noktayı hatırlatıyor: “Hem yasa; hukuk felsefesi açısından işçi sağlığı iş güvenliğinin temel mantığı en deneyimsiz, bilgisiz, dikkatsiz işçinin dahi kaza yapmasını ya da kazaya neden olmasını engelleyecek iş organizasyonunun yapılmasını hedefler. İşveren, kazaları engelleyecek dünyanın herhangi bir yerinde üretilmiş teknoloji varsa bunu kullanmakla yükümlüdür. ‘Ama’sı olamaz. Sorumluluk sıralamasını işçi sağlığı iş güvenliği teknisyeni, vardiya amiri, işyeri hekimi gibi işverene bağımlı çalışanlar üzerinden kurgulamak temel felsefeye aykırıdır. Velev ki hepsi kusurlu, işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Taksirle adam öldürme falan değil, bu toplu cinayettir.”

Bakanlarla ne toplantısı?

Radikal’den Fatih Yağmur, Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’a ulaştığında çok düşündürücü bir şey söylemiş dün: “Şu an bakanlarımızla toplantı halindeyiz. Bakan Bey ve diğer bakanlar da burada. Toplantı bitmeden herhangi bir bilgi verme imkânım yok.” Şu aşamada işverenin basına beyanat vermekten kaçması anlaşılır ama bakanlarla görüşmeden konuşmamakta bir tuhaflık yok mu?

Bunu Özveri’ye de sordum. Diyor ki “Bilemiyorum, görüşüp derdini anlatabilir ama bu ona bir imtiyaz sağlıyorsa, dokunulmazlık zırhı getiriyorsa, savcıyla görüşmesi gereken, bakanla görüşüyorsa bu noktada bir skandaldır.” Soruşturmayı yürüten Soma Savcısı Ömer Türken’in, AK Parti Bilecik İl Başkanı adayı olmasının yarattığı tartışmaya temkinli yaklaşıyor: “Ben hukukçuyum, geçmişine değil, yaptığına bakarım. Savcılığın gereğini yerine getiriyor mu, getirmiyor mu?”

Bu da öncelikli olarak genel müdürün, yönetim kurulu üyelerinin 6331 sayılı yasada işverene getirilen yükümlülüklerin tamamından sorgulanması gerek. Dünyadaki teknoloji standardını uyguladı mı, gerekli eğitim verildi mi, risk değerlendirmesi yapıldı mı, bunlar denetlendi mi, örgütlenme hakkı önünde engeller var mıydı? Koşulları varsa gözaltı bile mümkün. Özveri, bu yapılmadığı anda savcının bu tür spekülasyonlara açık hale geleceğini düşünüyor.

Taner Yıldız dün soruşturmada kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağını söylemiş. Peki hükümetin, devletin hiç mi hukuki mesuliyeti yok? Özveri azınlıkta kalan bir hukuki yaklaşımı savunuyor. Çalışma hakkı, iş güvencesi, uygun işte çalışma ve sosyal güvenlik hakkı gibi ikinci kuşak sosyal haklarda devlet olumlu edim yüklendiğinden, gereklerini yerine getirmediğinde yargılanabileceğinden söz ediyor. İmza atılan uluslararası sözleşmeler, itiraz edilen noktaları çürütüyor ona göre: “Gerekli denetimler yapıldı, 'mevzuata aykırılık yok' deniyordu. Madem aykırı değil, bu ölümler de gerçek, o zaman bunlar mevzuata uygun ölüm. Denetimlerin yeterli yapılmamasının bu kazanın oluşumundaki etkisi nedeniyle bana göre devletin kendisi yargılanabilmelidir.”

Hakkıyla yürütülen bir yargı süreci, ‘kimsenin gözünün yaşına bakmama’ iddiasındaki bakanları da içeriyor yani. Soruşturmanın seyrinden umutlu olan var mı?