Palayı, çıplak aramayı ne mazur gösterebilir?

Cumartesi kadınlar sokakta ve gözaltında polis tacizine karşı yürüdü. Bir ara polisten 'Şov yapmayın' anonsu yükseldi, sonraysa başka bir 'şov' başladı.

Cumartesi akşamüstü saatlerinde kadınların sesi yükseliyordu Taksim’den. Ellerindeki pankartlarda ‘Polis şiddetine son’, ‘Tacizi, şiddeti teşhir et’, ‘Polis elini bedenimden çek’ yazıyordu. Aslen bir kadın protestosu olmasına rağmen iki yanda destek için yürüyen çok erkek de gördüm, cadde boyunca kadınlı-erkekli canı gönülden alkışlayan da.

Galatasaray’dan Taksim’e varıldığında o kocaman grup, caddenin girişine konuşlandırılmış iki TOMA’nın arasından geçmek için mecburen inceldi, derken meydanda basın açıklaması için yere oturuldu. Hasbelkader tam karşılarına denk düşen parmaklıkların ardında da polisler... Basın açıklaması okunurken gözüm o yana kaçıyordu gayri ihtiyari. Sinir ritmiyle tek bacakları sallananlar vardı... Metinde geçen bazı cümlelere birbirlerini iterek gülüşenler vardı... İleride boşluğa bakışlarını takıp düşünenler vardı... Bilmiyorum akıllarından ne geçiyordu.

Açıklama sırasında kadınların ‘polissiz ve tacizsiz hava sahası’nı simgesel olarak işaretlemek için araya olay yeri şeridi çekmek istemesiyle polis tarafından hiddetli bir tonda anons başladı: “Şov yapmayın, şov yapmayın!” Gaz maskeleri, kalkanlar hızla kuşanıldı, cadde tarafından ek kuvvet geldi. Kimse Taksim Meydanı’na çıkmasın diye şehrin en az beş kilometrekarelik bir alanında gece geç saatlere kadar sürecek gaz, plastik mermi ve tazyikli su taarruzu bu şekilde başlayabilirdi. Kısmet yarım saat sonrasınaymış.

Hukuksuz ince arama

Peki, kadınlar neden buluşmuştu? Onlar aslında son dönemde sıklaşan ve yaygınlaşan başka bir ‘şovdan’ söz ediyorlardı. Türkiye’nin dört yanından kadın örgütlerinin imzasıyla paylaşılan metinden alıntı yapacağım:

“İstanbul’da 31 Mayıs’ta gözaltına alınan yedi arkadaşımızın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tamamen soyularak tümüyle hukuksuz ve keyfi bir ‘ince’ aramaya tabi tutulduklarını öğrendik. İzmir’de Şakran Cezaevi’nde tutulan arkadaşlarımız da kendilerine çıplak arama yapıldığını açıkladılar. Ankara’da Eylem, Akrep’e bindirilirken ve araç içinde üç saat boyunca keyfi olarak bekletilirken yaşadığı cinsel saldırıyı cesaretle herkesle paylaştı. Kızılay’daki eylemde gözaltına alınan D.E. uğradığı tacizi bir gazeteciye anlatırken ‘kadın ve erkeğe yönelik şiddetin birbirinden farklı olduğunu, kadınların hem dayak hem de tacizle çift taraflı saldırıya uğradığını ve şiddet üstü şiddet gördüklerini’ söyledi. Deniz, 16 Haziran günü gözaltına alınırken yaşadıklarını Facebook’ta anlattı, işittiği ‘hakaretleri’ şöyle sıraladı: Orospu, terörist, kahpe, vatan haini... Ve bir sürü sözlü tecavüz tehdidi. ETHA ve ANF muhabiri Arzu Demir ile ETHA Haber Müdürü Derya Okatan 18 Haziran günü ajanslarının ve evlerinin basılması sırasında polisin çıplak arama dayatmasına maruz kaldıklarını anlattılar. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın hemen hepsi, sözlü tecavüz tehdidiyle korkutulmaya çalışılmıştı. Yaşananların bu çarpıcı ortaklığı, kadınlara ve translara karşı uygulanan cinsel taciz ve cinsel saldırının sistematik olduğunun açık kanıtıdır.”

Lafı dolaştırmaya gerek yok. Sayılan eylemler içinde hukuka uygun teki bile yok. Sorumlular, göz yumanlar gerçek ve şeffaf biçimde soruşturulmalı. Devletin şiddet tekelini paylaştığı (o gün de daha evvel de ziyadesiyle benzerini gördüğümüz) palalılar, sopalılar ve satırlılar da... ‘Şu yüzden tecavüz ettim’, ‘Bu yüzden satırla saldırdım’, çıplak arama istisnası çok net tarif edilirken ‘Şu yüzden çıplak aradım’... Kabul edebileceğiniz bir gerekçe var mı?

Kimlerin sokakta serbest, kimlerin tutuklu olduğu ortada. Devletin görmezden geldiği, aslında kendi işlemek istediği suçtur.