Pas rengi haritalar

Adını sonradan öğrendik, hikâyesini hâlâ tam bilmiyoruz bile. Okmeydanı'nda Ayhan Yılmaz'ı cenazesindeyiz.

Okmeydanı Cemevi’nin önünü yıkamışlar artık. Tam temizlenmemiş. Memleketlisinin cenazesindeyken polisin gerçek mermisiyle vurulup da ölen Uğur Kurt’un kanı savcıyı o kadar uzun beklemiş ki, taş emmiş sanki. Bize yaşadığımız yeri gösteren pas renginde bir harita gibi duruyor şimdi; baktıkça kayboluyorsunuz.

Kanlar içinde yana yatmış başka bir erkeğin görüntüsü daha kazındı zihinlere, pas rengi bir harita daha. Başta adını bilmiyorduk, şimdi ne biliyoruz diye düşünüyorum. Kurt’un öldüğü gece çıkan olaylarda yaralanan, yoğun bakımdan sağ çıkamayan Giresunlu Ayhan Yılmaz hakkında ne biliyoruz?

Adını bilmeyen az tarif edince çıkarıyor, kiminin zaten Ayhan Abisi, bizim Ayhan’ı. İyiliğini anlatıyorlar, sessizliğini, içinde başka bir dünyada yaşayışını. Çocuklarla, gençlerle arası hoş. Akıl sağlığı yerinde değilmiş. Gazeteci sorularına gönülsüz akrabaları bunun da çok dillenmesini istemiyor. Hatta hiçbir şey konuşmayalım istiyorlar sanki. Abisi ‘Hasta değildi’ diyor, ‘saflıkları vardı sadece.’ Akıl zayıfladığında ortaya çıkana saflık diyorduk gerçekten, ne büyük laf.

Askerden sonra ağırlaştığını biliyoruz. İşkence gördü diyen var, dibinde sevdiği asker arkadaşı öldü diyen de. Kim bilir nasıl bir ağırlıkla dönmüştü. Nerede askerlik yaptığını bilmiyoruz, belki gerçekten hatırlamıyorlar. Bazı akrabaları hayatında bir iki kez görmüş zaten; isimsiz göründüğü haber bültenlerini izleyip de tanımamışlar hatta. Herkesin gördüğü ama görünmez biriymiş sanki.

Akrabasının maragozhanesinde çalışmış. Bu işte eli de iyiymiş, öyle diyorlar. Sonra işi gücü bırakmış, annesi ve kardeşiyle yaşadığı eve de düzenli gitmez olmuş. Anayola bakan bir binanın ilk katındaki kahvede geçiyormuş zamanın çoğu. İşe de koşturuyormuş orada. Meğer cenazesi hemen yan sokaktaki camiden kalkacakmış.

Aile cenazenin kalabalık olmasını istememiş. Cami bile son dakikada değişmiş. Mahalleden 10-15 kişi, köşede gazeteciler ve belli bolca sivil polis. Berat Camii yolundan polisin döndürdüklerini, o an tepemizi kaplayan yağmur bulutlarıyla ilgisi olmayan havadaki tuhaf gerginliği görüp gelmekten kendi cayanları da duyuyoruz. Cami girişinde o akşam Soma’da ölen işçiler için okunacak mevlitin duyurusu, biz önünde Tuzla Tersanesi’nde çalışan akrabayla iş cinayetlerinden konuşmuşuz, laf ‘memleketin haline’ gelmiş. Birine yaşadığı şehirden bütün Okmeydanı ‘PKK’lı’ görünüyor; araya ‘çapulcular’ giriyor; ‘karşı taraf’ diyor birkaç kez. Net. “Polise daha fazla yetki verilsin” diyor. Bir cenazedeyiz, akrabasının cenazesi. Ne yetkisi diye sormaya gücüm yetmiyor.

Eylemi seyretmeye gittiğini söyledikleri Yılmaz’ı öldüren el yapımı bomba parçası mıydı, gaz fişeği mi? Yerde öylece 20 dakika mı yattı, 50 mi? Yardım etmek isteyen esnafa izin verilmediği doğru mu? Ne olsaydı Ayhan Yılmaz ölmezdi? Ayhan Yılmaz ölmeye ne zaman başladı? 

Bir yabancıya refakat
Bir de şu yanı var hikâyenin. Bayrağa sarılı tabut camiden çıkarılmadan az evvel koşarak geldi. Cihangir’de yaşayan kırklarında bir kadın, mühendis, isminin önemi olmadığını söylüyor. Tuhaf ama Suriyeli mi, evsiz mi, kimliği meçhul girdiği hastaneden, ölü bir Ayhan Yılmaz olarak çıkana dek yanında o kadın vardı. Kurt’un vurulduğunu duyunca öfkeyle, üzüntüyle Okmeydanı’na fırlamış. Akşam da çıkan olaylarda yaralananlara refakat için hastaneye... Kimseyi tanımıyor, vatandaşlık görevi diyor. Parmak izinden kimliği teşhis edilmeye çalışılan 42 yaşındaki adamın kimsesizliği dokunmuş ona, bırakamamış, sabaha kadar beklemiş. Yoğun bakıma bile girmeyi başarmış, onu son gören olacağını bilmeden. Sabah ölüm haberini alınca son duasını okumuş.

Ailesiyle ilk kez karşılaşıyor. Ne tuhaf bir an. Belli ki akrabalar bir köşede Yılmaz’ın son anlarını ondan dinlemek istiyorlar, ama sanki herkese çok da anlatmamasını tercih ediyorlar. Sesi de titriyor, sigarasını yakamayan elleri de kadının. Cenazede az kişi olmasından yakınıyor, neredeler diye soruyor.

Cenaze arabası Yeni Ayazağa Kabristanı’na, babasının yanına götürüyor sonra Ayhan Yılmaz’ı.