Sözde Armani davası ne kadar geride kaldı?

Agos'un hatırlattığı Armani'yle Ermeni propagandası hadisesinden bugün ne kadar uzağız? Sadece bir fark var...
Sözde Armani davası ne kadar geride kaldı?

Agos’un son sayısında Zakarya Mildanoğlu şahane bir iş yapmış. 1988 tarihli bir hadisenin kahramanlarından ikisini bulmuş.
Avşa Adası; yaz... Zamanında “Böyle telaffuzu daha kolay” diyerek Giragos olan ismi nüfus kayıtlarında değiştirilen Giregöz Merkezoğlu, eşi ve iki kızıyla sahile balık almaya iniyor. Bir ara incik boncuk tezgâhlarından tekine gözleri ilişiyor. Başındaki delikanlı bir süre sonra “Sen Ermeni kralı mısın?” diye giriyor lafa. Neden? Çünkü Merkezoğlu’nun eşofmanında Emporio Armani yazıyor. Bildiğiniz İtalyan markası...
“Vay, sen Ermeni propagandası mı yapıyorsun!” derken ton sertleşiyor, Merkezoğlu 20 kişi tarafından linç edilecekken karakola kaçıyor. Durumu anlatıp çıkıyor. Fakat öğlen pansiyonundan alınıp nezarethaneye atılacak.

Orada iki kişi daha var. Biri emekli bir albayın yeğeni. Armani şortuyla Ermeni propagandası yaptığı söylenince “Ben ülkücüyüm, böyle bir suçlamada bulunamazsınız” demiş.
Annesinin hediyesi Emporio Armani yazılı tişört de Ülgen Çağdaş’ı yakmış. O zamanlar 16 yaşında. Akşam diskoda bir kızla buluşmayı planlarken kendini karakolda bulmuş.
Sonra DGM’den çağrılıp giyeceklerinin teslim edildiğini anlatıyorlar. Çünkü belediye hoparlöründen yapılan duyuru sonrası başvuran gönüllü bilirkişilerin beyanlarıyla Ermeni kralı olmadıkları ortaya çıkmış. Merkezoğlu eve döner dönmez yakmış eşofmanı.
Aret Gıcır, sayfadaki ‘Hepimiz Armani’yiz’ pankartı taşıyan adam karikatürünü önceden, bu davayı düşünmeden çizmiş. Ama tahmin edilebilir sebeplerden Ermenegildo Zegna isimli mağazanın önünden geçerken gerildiğini de itiraf ediyor.
23 yıl sonra bu hikâyeye ‘Ne kadar absürt’ mü diyorsunuz? Gülüyor musunuz? Bilumum internet forumunda kıyafetlerde ‘Ermeni kralı’ uyarısı hep vardır, bir kere buna emin olun.
Memleket basınının en iyi muhabirlerinden İsmail Saymaz’ın son kitabı ‘Nefret’i okudum yakında. Altbaşlığı ‘Malatya: Bir milli mutabakat cinayeti’ olan kitap, son 10 yılda misyonerler etrafında yaratılan ‘Vatan bölünüyor, din elden gidiyor’ paranoyasını ve lüzumlu görülen ‘tedbirler’ içine ne çeşitli bir koalisyon kurulduğunu önümüze döküveriyor. Tanımlı bir suç olmayan Hıristiyanlık propagandası da, nefret paketinin olmazsa olmazı Ermeni propagandası da birer suç aleti... İsmail’in kitabı için yazacaklarım Radikal Kitap’a kalsın. Ama ‘Nefret’te bu hummaya dair yakın tarihli örnek çok.
Salı günü Habertürk’te Diyarbakır-Kayapınar’daki bir eğlence merkeziyle ilgili bir haber vardı. Bir kısmı dini bazı tarihi yapıların minyatürlerinin yapıldığı parkın girişi kiliseyi andırdığından müftülük anında şikâyet etmiş. Ermeni olduğu için takside dayak yiyen kadını biliyorsunuz. İşte bu da size geçen hafta. Dink davasının geldiği noktaya girmiyorum bile. 
Sanki her okulda böyleymiş gibi, Bomonti Ermeni İlköğretim Okulu’nun tabelasının üzerine, ondan daha büyük ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ asılmıştı. Daha önce Kenan Evren Anadolu Lisesi’nin tabelasını Erdal Eren Anadolu Lisesi olarak değiştiren LAF (Lise Anarşist Faaliyet) duruma el koymuş, tabela ‘Ne Mutlu Halkların Kardeşliği Diyene’ olarak değişivermiş bir gece.
1988’den farkımız her şeye rağmen budur.