Van Damme'dan Gezi'ye olimpiyat ruhu

Jean Claude Van Damme'ın temelini attığı stattan bu günlere geldik. 12 gün sonra açıklanacak kararda Gezi'nin etkisi olabilir mi gerçekten?

2020 Olimpiyat Oyunları için üç adaydan biri olan İstanbul’un akıbetinin belirlenmesine 12 gün kaldı. Spor Bakanı Suat Kılıç olimpiyatların AK Parti icraatı gibi alınmaması gerektiğini, bunu milli mesele saydığını söylüyor ya, haklı. Adaylık konusunda madalya olsaydı İstanbul’un rakibi olmazdı. 1990’lardan beri İstanbul kadar namzet olan kent yok. Son yıllarda milliye eklenen “Neden çoğunluğu Müslüman bir ülkede hiç olimpiyat düzenlenmedi?” çıkışıyla bir Türk-İslam ideali, hakiki bir inat söz konusu. Soru da havada, o ayrı.

Bu yıl 15 Mayıs’ta Mimar Sinan Güzel San. Üni. Mimarlık Fak. Şehir ve Bölge Planlama Böl. girişimiyle ‘Olimpiyat 2020, İstanbul için fırsat mı tehdit mi?’ başlıklı bir panel düzenlenmişti. Panelin fakülte tarafından basılan dökümünü okurken aklımdan çıkan o Jan Claude Van Damme’lı Olimpiyat Stadı temel atma törenini hatırladım. Jean-François Perouse, 2001’de bomboş alanda düzenlenen o absürd törendeymiş. Kendisi Galatasaray ve Mimar Sinan üniversitelerinde ders veriyor, 20 yıldır Türkiye’de kentsel dönüşüm ve veçheleri üzerine çalışıyor. Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanı olur olmaz olimpiyatlara inanmayanlara nasıl çıkıştığını da o anımsattı.

Perouse’un olimpiyatlar çerçevesinde Ayazma’nın dönüşümü üzerine çalışması, kent mücadelesi verenlerin uyardığı kalıcı hasarlara dair laboratuvar gibi aslında. Rantın yaratılması, tüm projelerin olimpiyat hayaline eklemlenişi, spekülatörlerin dahli, Miami olma hayalleri, yerinden edilenler, derken geldiğimiz lüks kuleli Ayazma... Bunu şimdi tüm şehre yayın.

Cunta manzarası
Peki, İstanbul kazanacak mı? Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) 24-27 Mart’taki teftişi sonrası nisanda hazırladığı raporda öyle çok öne çıkan aday yok. Hatta İstanbul, ta 1992’de çıkarılan Olimpiyat Oyunları Kanunu sayesinde arsa tahsisinden hizmet zorunluluğuna birçok ‘sıkıntılı’ konuyu kolay çözebilecek durumda. IOC bu yasanın dünyadaki biricikliğini vurgulamış. Destek vermeyen yasaları çiğner, o derece.

İstanbul adaylar içinde en çok yatırım gerektiren kent olabilir, dosyada yerel seçim vaatlerini andıran bir coşku görüyorsunuz. Şuraya bu gelecek, ulaşım şöyle çözülecek. Buna rağmen IOC ekonomik açıdan da sorun görmemiş. O zaman risk nerede?
Olimpos Dağı’nı Antalya’da sanan Suat Kılıç, Gezi olaylarının ta 2020’yi etkilemeyeceğini söylüyor biraz da küçümser tonlamayla. Egemen Bağış ise lafı dolandırmadan riski Gezi protestocularına ipotekleyerek tesis edilmekte olan Gezi nefretine tuğla ekliyor: “Alamazsak Gezi yüzünden.”

Gezi’nin etkisi şu olabilir: Yine IOC raporundan gidelim. Kentteki sınırlı yeşil alan vurgulanırken, bu taleple başlamış bir gösterinin hiç anlamı yok mu? Olimpiyatlar öyle ifade özgürlüğüne falan bakmaz (Bkz. Çin), tek dert sporcuların, ziyaretçilerin, 30 bin kadar gazetecinin güvenliği. Toplumsal gösterilere, can alan bu orantısız muamele biçiminin, fotoğraf çeken turistin-yabancı gazetecinin başına neler gelebildiğinin ve bugün ellerinde ateşlenmeye hazır tüfekleriyle polis ordusunun beklediği Taksim’deki cunta manzarasının hiç tesiri olmayacak mı? Ulaşım ve trafik raporda zaten bir sorunken metropol valisinin tak diye parkı kapatıp şak diye metroyu durdurabilmesi, vapurların iptal edilip
köprülerin kaldırılabilmesi, bunların yaşanmış olması kararı etkilemeyecek mi?

Güvenlik bahsinde PKK’nın çekilmesi de teminat olarak sunulmuş. Yani çözüm sürecinde hükümetin kafası karışık icraatları da olimpiyat adaylığına yazıyor olabilir. Pek anılmıyor, göçmen kuş yolları, karbon ayak izi meselesi, ‘sıfır atık’ vaadinin esnekliğiyle ilgili şüpheler de var raporda.
Aklınızda olsun, ‘Olimpiyat Oyunları’nın, düzenlendiği kentin sakinlerine, (sınırlı rant sahibi dışında) ekonomiye iyi geldiği numune yok zaten.