Gelecek güvenle gelecek

Kaldırılsın-kaldırılmasın kolaycılığı yerine, güven üzerine oturtulmuş kabuk mesajlardan uzak, derinlikli bayramlarda buluşmak dileğiyle.

20 yıl kadar önce, Amerika’da bir kütüphanede satın aldığım kartla fotokopi çekiyordum. 20 kopyalık kartı, on ikinci çekimde makine yuttu. Kütüphane görevlisine makinenin kartı yuttuğunu söyledim. Görevli kişi bana kartımın kaç kopyalık olduğunu ve kaç çekim yaptığımı sordu. Söyledim ve hemen yeni bir kart verdi. İşim halledildiği halde banktan ayrılamadım. Görevli, “İşiniz tamam neden bekliyorsunuz?” gibisinden bakınca, tamamen afalladım. Neden makineye kadar gidip makinenin gerçekten kartı yutup yutmadığını kontrol etmemişti? Neden çektiğim kopya sayısının doğru olup olmadığına bakmamıştı. Bunları yapmadığı için işimin bitmediği hissini yaşıyordum. Oysa beyan ve güven esastı.
19 Mayıs gününde belki de üzerinde en çok durmamız gereken kavram ‘güven’. Fukuyama’nın ülkelerin ekonomik performanslarını etkileyen faktörler arasında saydığı güven yerine, bireysel ve kurumsal ilişkilerimiz güvensizlik üzerine kurulmuş durumda. Güvenle yakından ilgili bir kavram olan sivil katılımda Türkiye 47 ülke arasında 45. sırada. Kaldırılsın-kaldırılmasın kolaycılığı yerine, güven üzerine oturtulmuş kabuk mesajlardan uzak, işkence hissi uyandırmayan, derinlikli bayramlarda buluşmak dileğiyle.

Sizden gelenler
SPORUN YERİ
Spor eğitimindeki başarısızlığımız için niçin bir çözüm üretilemiyor?
Olimpiyat katılımımız ve lisanslı sporcu sayımıza bakıldığında, çocuklar ve gençler adına üzülmemek mümkün değil. Almanya’da sadece futbolda 7 milyon civarında lisanslı futbolcu varken bizde tüm spor dallarında 2.5 milyon civarında lisanslı sporcu mevcut. Sporun ruhsal, sosyal ve fiziksel alanlardaki inanılmaz etkisi ne yazık ki siyaset, bürokrasi ve sivil toplum katmanlarında algılanmış görünmüyor. Konuyla ilgili yetkisi ve sorumluluğu olanlar spor yapma yaşını geçtiklerini düşünüyor olmalılar ki, on yıllardan beri kıpırtı yok. İthal sporcu, ithal antrenör ve başka ülkelerin yetiştirdiği Türk sporcularla övünen bir toplum haline getirildik ne yazık ki! Bir an önce, yapısal bir dönüşüm hareketinin başlatılması gerekmektedir. Bu işleme, tüm çocuklarımızın antropometrik ölçümlerinin yapılması ve bu bilginin ilgili federasyonlarla paylaşılmasıyla başlanabilir.

KUŞAKLAR ARASI AKTARIM
Gençlerin yaşadıkları sorunlarda suçu kendilerinden önceki nesillere ya da aile büyüklerine yüklemeleri ne kadar doğrudur?
Sorunlar kendiliğinden ve bir anda oluşmadığından kaynağı geçmişte, çözümü bugünde aramakta yarar var. Bir dereceye kadar, her kuşağın önceki kuşakları suçlaması doğal sayılabilir. Gençler, problem çözme becerileri zayıf, özgüvenleri düşük olduğu için önceki nesilleri suçluyorlarsa asıl problem budur. Hiçbir mücadele yaşantısı geçirmeden istediği her şeye ulaşabilen çocuklardan farklı bir şey beklemek haksızlık olabilir. Gençlerimizin sorunları başkalarına yansıtmalarının kısmen doğal olduğu kabul edilse bile, çözüm için yeterli olmayacaktır. Gençliğe miras bıraktığımız ortam ve yaşattığımız değerler konusunda kendimizi sorgulamakta yarar var.

.