Hayranlığın kitabı yeniden yazılıyor

Kabul edelim, izleme biçimi de, ekran bağımlılığı da, hayranlığın kitabını yeniden yazan bu hedef kitleyle birlikte evrilmekte.

“İlk yazı zordur,” derlerdi İnanmak lazımmış. O yüzden sanki YÜZÜNCÜ yazıdaymışım gibi başlıyorum, bozmazsanız sevinirim. Geçen haftalarda sosyal medyada büyük gürültüler çıkararak final yapan Kanal D dizisi Güneşi Beklerken hakkında yazarak başlayacağım. Daha doğrusu dizinin çağrıştırdıklarından bahsederek başlayacağım. 80'li yılların efsane televizyon dizisi Dallas'ı hatırlayan var mı? Geçtiğimiz yıllarda (2012) yeniden televizyona uyarlandı. Eski kahramanların destek attığı genç bir ekip televizyonda entrikanın dibini aradılar. Dallas, Bobby, Sue Ellen, ille de Pamela... İlk çocukluk yıllarımın vazgeçilmez simgelerindendir. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum.

Ray ve Lucy'nin samanlık sahneleri çıktığında -salonun ve o an televizyonun efendisi kim ise- ondan öksürük sesleri yükselirdi. Ekrana başımı çevirmek, gözümü kapatmak zorunda kalırdım. Ray, aile terbiyesi nedir bilmeden büyütülmüş zavallı bir genç kız olan Lusi'nin ırzına niyetlenmiş kötünün kötüsü bir adam. Ben ise gazete köşesinde sudan çıkan Karaoğlan'ın tam edep yerine çizilen sazlıkları kazımaya çalışmaktan yeni terfii etmiş, her gece rüyamda Ray ile samanlıkta saklambaç oynamaya başlamıştım. O zamanlar RTÜK bu kadar etkin değildi. Sadece şarkıları sansürlemek ve Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur gibi halkın en sevgilisi olanlara ekran vizesi vermemekle meşguldü.

Patrick Duff, Dallas dizisinde Bobby karakterini canlandırıyordu. Duff, 2012 versiyonunda da aynı rolü üstlendi.

Dallas, yayın saatinde sokakları boşaltan, karı-koca kavgalarını durduran, çekirdek aileleri sofradan aceleyle kaldıran, mesai bitirten bir televizyon dizisiydi ve biz o ekrandan evimize destursuz giren aile fertlerinin savruk yaşamlarına bakarak kendi hayatımızın tertip düzenine şükrediyorduk. Hoş, o dizide hiçbir çocuk benim gibi dayak yemiyordu, günde dokuz öğün. Babam da annemi aldatıyordu ama, biz yine de ekrana bakıp halimize şükrediyorduk. Böyle zamanlardı. En çok Bobby'yi seviyordum. Haftada bir akşam, bilmem kaç dakika kahverengi mobilyalı kutuda gördüğüm o genç adam hayal dünyamın merkezinde oturuyordu ama, gece rüyalarıma Ray giriyordu. Ekrandan zihnimize girenler de en fazla yastık altı günlüklerine taşıyordu.

Güneşi Beklerken ile fenomen haline gelen Kerem Bürsin rivayet o dur ki yeni sezonda da Şeref Meselesi adındaki bir dizi ile Kanal D ekranında olmaya devam edecek.

Bizi Bobby'ye, Tom Jordache'e, Michael Knight'a ve daha nicelerine hem yakın, hem de uzak tutan, hayal dünyamıza gem vuran, ayağımızı yere bastıran şey ne idi? Bilmiyorum. Şimdilerde olduğu gibi Bürsinciler, Ulusoyistler, Kıvançistler, Seranaycılar ya da Beliebercılardan olamamıştık. Twitter da yoktu ki gidip en sevdiğimiz ekran figürü ile akrabalık tesis eden hesaplar açalım. Aşkımızı yedi düvele bağıralım. Şimdilerde sosyal medya kanallarında her sivrilen, parlayan ışıltılı ekran figürünün adı soyadı ile ve dahi 'Ayşe'nin gözü”, “Kerem'in kaşı”, “Mustafa'nın ayak tırnağı” şeklinde açılan 'hayran' hesapları sosyoloji kadar psikolojinin de araştırma konularından biri olmalı mı?

Fox Tv'de yayınlanan dizi için fan kafalar #foxtvyıkılsınyerineavmyapılsın diye TT çalışması yapmışlardı. Dizi bu çalışmadan sonra 5 hafta daha toplamda ise 36 bölüm yayında kaldı.

Sevdiği ekran yıldızına kötü söz edildiğinde ya da sevdiği dizi yayından kalktığı için klavye savaşları başlatabilen hatta dizilerin yayında kalması konusunda zaman zaman başarılı da olan (Fox Tv dizisi Bir Aşk Hikayesi'ni bitirme kararı aldığında diziyi Twitter'da günlerce TT'de tutan Fan Kafalar'a selam olsun!) bu genç kız ve adamların ruh halleri, kahvede memleket kurtarır gibi sanal olmanın verdiği cesaretle 'klavyenin arkasına saklanan çocuklar' vakası olarak açıklanamaz. Açıklanmamalı da... Kabul edelim, izleme biçimi de, ekran bağımlılığı da, hayranlığın kitabını yeniden yazan bu hedef kitleyle birlikte evrilmekte. Şimdilerde sosyal medyada çığ gibi büyüyen yaş ortalaması 12- 19 olan hayran kitlesine kulak kabarttığınızda yükselen TİZ ama sağlam çığlığı duyuyor musunuz? Güzel. Ben de bundan sonra haftada üç gün bu köşeden size televizyonda ve paralel yansıması olan sosyal medyada olan bitenleri, yerli yabancı dizileri, velhasılı ekranda ne var ve dahi yoksa anlatmaya çalışacağım.

İlk yazının kusuru olmazmış. Uzun mu oldu biraz? DEV eğlenceli yazılarda ve ekran dedikodularında birlikte olmak dileğiyle…

Böyle işte...