Reaksiyon: İyi niyetle planlanmış ama çekilememiş!

Haftalardır yaptığı tanıtımlarla, "Seni çok şık bir Fransız Lokantası'na götüreceğim ve hayatında ilk defa Pekin ördeği yiyeceksin" diyen hikaye, dün gece elimden tutup köşedeki bildik Esnaf Lokantası'na götürdü. Kuru fasulye yedim, etsiz bi' de..
Reaksiyon: İyi niyetle planlanmış ama çekilememiş!

“İstihbarat Başkanı Gürkan ve Başbakanlık Müsteşarı Öktem, devleti yeniden yapılandırmak, devlet kurumlarını düşman unsurlardan temizlemek için çok gizli bir birim kurmaya karar verirler. Bu birim için akıllarında iki isim vardır. Yüzbaşı Oğuz ve Komiser Tekin. Yüzbaşı Oğuz dünyanın her yerinde özel operasyonlara katılmış kahraman bir Bordo Berelidir. Tekin ise Başbakanlık Müsteşarı’nın koruması olan gözü pek bir Polis memurudur. Biri Harbiyeli, biri Polis olan ve geçmişlerinden kalan halledilmemiş bir husumetleri bulunan bu iki kahraman kendilerine teklif edilen görevi kabul edip, omuz omuza çarpışmaya razı olacaklar mıdır?” 

Eğer Star Tv’nin gönderdiği ve ilk paragrafını alıntıladığım basın bültenini okumasaydım, dün gece ekranda izlediğim şeyden pek bir şey anlamam mümkün olmayacaktı. Siz benim kadar şanslı mısınız, bilmiyorum. Reaksiyon, adı ortaya atıldığı ilk günden beri büyük iddialarla yayına hazırlandı. Malum, bu ekip aslında Kurtlar Vadisi Pusu’nun ‘beyin takımı’ idi ve şartlar öyle gerektirdiği için kanat açıp yuvadan uçmaya meyil ettiler. Hayırlı, uğurlu olsun dedik, bekledik. Kadrosu ayrı konuşuldu, KVP içinden yaptıkları transferler ayrı.. 

Bölüme gelirsek, hikaye çok bilindik klişelerle açıldı, yürüdü ve finale vardı. Uzun uzun ‘vatan’ ya da ‘devlet’ uğruna canını hiçe sayma potansiyeli olan iki ‘vatansever’in görev için dahi birlikte olmasının imkansızlığına inandırmaya çalıştılar. “Gel, sor inandın mı anlatılanlara?” diye, cevabım net: Hayır. Haftaya da sanırım uzun uzun bu iki imkansız görev aşıklısının eğitimini ve bir olmayı öğrenme aşamasını izleyeceğiz çünkü casusçuluk dizisi olmak bunu gerektirir. 

Misal aksiyon bazlı, politik entrikalı dizi kahramanlarının bu kadar çok ve uzun ve dahi ilaç prospektüsü gibi konuşması şart mıdır? O anlarda senaristlerin kendilerini ikna etmeye çalıştığını düşünüyorum ve sıkılıyorum. Diziyi, hamaseti sanata çevirmiş Aaron Sorkin* yazıyor olsa dinleyelim ağzımız açık, ama değil. 

Aynı cümle içinde BİN kere devlet diyen pilavcı, hastaya şok vermeden önce “defibilibrabeyönömötör hazır” diyen doktor, dönüp dönüp aynı açıklamayı yapan Turgut Savcı, neden bu rolü kabul ettiğini anlamadığım ara sıra bazı bazı aksanlı Öktem’i izlemekten yoruldum. Dayı karakterinin House’a selam çakışını da hiç yaratıcı bulmadım. 

Haftalardır yaptığı tanıtımlarla, “Seni çok şık bir Fransız Lokantası’na götüreceğim ve hayatında ilk defa Pekin ördeği yiyeceksin” diyen hikaye, dün gece elimden tutup köşedeki bildik Esnaf Lokantası’na götürdü. Kuru fasulye yedim, etsiz bi’ de.. 

Bu dizi başlamadan önce kadroyu duyunca, “Sezonun en iyi erkek kadrosu” demiştim. Sözümün hâlâ arkasındayım amma dün gece bölümü izleyince birazcık revize ettim. Şöyle ki eğer bu kadro fotoroman çekse best seller olurmuş. 

Hemen izah edeyim maruzatımı. Bir oyuncuyu izlerken, karakteri anlamak ve tanımak için “bakışlarını” gözlerim. Dün gece Yurdaer Okur’u izlerken -hiç kusura bakmasın- karşımda her an ama her an Turgut Savcı vardı. İnandırıcılık bazında en kilit karakteri kaybettik mi? Koy cebe.. İbrahim Çelikkol son zamanlarda ekranın gördüğü en “erkeksi” figür. Kabul. Fikrimi sorarsanız, İffet’te Faruk Teber, Merhamet’te de Çağatay Tosun rejisi sayesinde parıldayan bir oyuncu adayıdır, derdim. Dün izlediğim İbrahim Çelikkol performansından dolayı çok umutlandım. Eğer seyirci izin verirse ilk 13’ün sonunda çakı gibi bir Yüzbaşı Oğuz’umuz olur. Behzat Ç.’yi devamlı izlemediğim için Erdal Beşikçioğlu’nun performansını kıyaslayamadım ama plastik malzemesi role yakışmıştı. Selen Soyder gayretli, Nehir Erdoğan hep aynı.. İstisnasız herkeste keskin bir oynama telaşı vardı. Yordu. 

Flashback sahne kavramına reset atıp bana “Ay kaset başa sardı galiba” dedirten rejiye ve teknik konulara çok girmeyeceğim. Dün gece iyi niyetlerle planlanmış ama çekilememiş bir iş izledim. Çok iyi çekilmiş sahneler de vardı, kötüleri de.. Her karesiyle “çok para harcadık hatta şu an oluk oluk akıyor” dedirten havası işin samimiyetini beklediğim kadar bozmamıştı. Çatışma ve uçak patlatma sahnesinin efektleri tırt olsa da insan bu boyutta bir aksiyon denemesi izlemekten dahi heyecan duyuyor. Görüntüler çok yeşil; ortam sesi çok yüksek; burnunun dibinde patlayan uçağa, etrafa yayılan parçalara rağmen dik dur eğilme diyen Akbaba çok ceset; “Fahir Atakoğluna müzik yaptırdık boşluksuz döşeyelim” zihniyeti çok baş ağrıtıcı olmuştu. Fahir Atakoğlu da hayatının performansını göstermemiş neticede. 

Hazır laf gelmişken, müzikleri konusunda müşteki olduğum ikinci projeden yani pazartesi gecesi izlediğim ve çok beğendiğim Bana Artık Hicran De’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Onun da müzik kullanımı Volkan Kocatürk’ün kurduğu dünyaya alenen düzenlenmiş bir suikast niteliğindeydi. Kusura bakmasınlar.. Müziğin sıcak ama güçsüz ve demode teması hikayenin görsel yürüyüşünün yer yer topallamasına sebep oldu. Tıpkı bu gece olduğu gibi izlerken “Bi sus kurban olayım” dediğim anlar oldu. Bana Artık Hicran De izlenme oranları listesinde parlak bir sonuç alamamış olsa da Gülizar ve Coşkun Irmak’ın incelikli dünyasını ekrana kusursuz yansıtan Volkan Kocatürk ve ekibine teşekkür ederim. Gönlünüze bereket!

Konumuza dönersek, Reaksiyon yayına çıkana kadar 63 iş günü set yaptı ve iç içe toplamda (yalan olmasın) dört bölüm çekti diye duyuldu. Projenin içinde çok sevdiğim insanlar var. Gerek masada, gerekse sahadalar, o sebeple üç bölüm daha izlerim. İncilerim dökülmez ama, bu hikayenin içinde seyirci olarak kendime tutunacak dal bulmam zor görünüyor. Reaksiyon, Star Tv’nin ağır topuydu, ayağına düşmez inşallah; umarım izlenme sonuçları beni dev yanıltır ve seyirci hikayenizi gönlünüzce anlatmanıza müsaade eder. Bütün ekibin eline sağlık!
*Reaksiyon’la ilgili twitter’da yaptığı Aaron Sorkin tespitini araklayıp yazıya mandalladığım Sevgili Arman Güvenç’e teşekkür ederim.