Ulan İstanbul: Ustalara saygı ne zaman sıkmaya başlar?

Kanal D'nin yeni dizisi Ulan İstanbul, 'ustalara saygı' ile 'aşırı doz selam çakma' arasındaki o ince çizgide duruyor.
Ulan İstanbul: Ustalara saygı ne zaman sıkmaya başlar?

Kanal D’nin yaz vakti yayına sürdüğü Ulan İstanbul, sağlam adımlarla yeni sezonda kendine bir yayın saati ve günü kapmaya hazırlanıyor. Kanal, muhtemelen diziyi sezonda hafta sonuna koyacak. Zira kanalın hafta içi akışı oldukça dolu görünüyor. Dün gece 9. bölümünü izlediğimiz Ulan İstanbul hakkında daha önce çeşitli mecralarda fikir beyan etmiş, teması yani “suç komedisi” olması sebebiyle desteklenmesi gereken yeni soluklu bir proje olduğunu yazmıştım. Özellikle dizinin hikaye sahibi ve senaryo yazarları Can Yücel (Uğur Yücel- Derya Alabora’nın oğulları) ve Uğraş Güneş’in desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Tazelik her zaman, herkese lazımdır.

Ulan İstanbul, ilk bölümünden beri popüler kültür öğelerini sıkça kullanıyor. Sosyal medya lisanını, Ekşi Sözlük kalıplarını kullanıyor, Yeşilçam’dan, futboldan, şiirden damıttığı her ‘popüler’ olmuşa selam yolluyor. Her bölüm başlayıp biten, yani “epizodik” yürüyen hikayesini bu göndermelerle çeşnileyip, “eğlenceli” hale getirmeye çalışıyorlar. Ulan İstanbul yazar ekibinin kalemi adeta postmodern sinema şablonlarının, Beyazcam’da hayat bulmuş hali gibi. Kullandıkları pek çok popüler kültür referansının total seyirci tarafından algılanmamasından da çekinmiyorlar. Yaz aylarının haftalık izlenme raporlarına ve sosyal rating listelerine bakarsak da şimdilik oldukça başarılı oluyor ve ilgiyle izleniyorlar. Ellerine sağlık.

Üretenler elbette popüler kültür öğelerini kullanmakta özgürdürler. Özellikle selam çakmanın şahikasına çıkan ve absürd komedi rafına yerleştirilen Onur Ünlü- Burak Aksak mamûlü Leyla ile Mecnun’u baş tacı eden sonrasında da Kardeş Payı’na transfer olan, klasik drama seyircisinden ayrı düz koşu yapan genç kitlenin diziyi bilgisayarlarının ekranına yapışarak izlediklerinden de eminim. Ancak açık söylemek gerekirse, Hulusi Kentmen’i Paşa Nevizade yapmak; bölümlere Beyaz Kelebekler, Amelie, Gregor Samsa, Breaking Bad ve Ertem Eğilmez filmlerine göndermeler serpiştirmek; karakterleri İnci Sözlük jargonuyla sohbet ettirmek, o genç izleyicinin kalbini çalsa da, bu kullanım biçimi aklım abazı sorular düşürmeye başladı. Modern söylemiyle bu “selam çakmaca” halinin durması gereken bir sınır var mı? Bu göndermeler nereye kadar “Ustalara Saygı”, nereden sonra ise aşırı dozdur sizce?

Dün gece yayınlanan bölümü aklımda bu sorular olsa da gülerek izledim. Ulan İstanbul, içinde çok başarılı öğeleri yani yer yer güçlü planlanmış, düşünülmüş karakterleri, iyi oyunculuk performanslarını, sevdiğim insanları barındıran, özgün şakalar da yapan başarılı bir proje, bu kısmı cepte. Korkum, bu göndermelerin biraz fazlalaşmaya başlaması ve ana izleği kaybedip, salt bu göndermelerin peşine düşen seyircinin bir süre sonra diziden sıkılması olasılığı.. Korkum, yaratıcı ekibin aklına gelen bu her durumda ‘zarif ‘göndermeleri uygulayabilmek için hikayeyi ve karakterleri eğip bükmeye başlamasıdır. Umarım bu konuda sağlam tedbirleri vardır. Unutmadan, dün gece yayınlanan “Hababam Sınıfı’na Selam Duruş” bölümünü izlerken aklımda 44 yıl önce o kış gününde İzmit turnesine giderken geçirdikleri talihsiz kaza sonrası aramızdan ayrılan üç Beyaz Kelebek vardı: Rıfat Eke, Altan Eke ve Behzat Kutlubağ.. Nur içinde yatsınlar. Bütün ekibe de bu zarif yad’etme için binlerce teşekkürler!

Böyle işte..