Yılanların Öcü ya da dizi sektörünün alevle imtihanı

Yeni sezonun resmi olarak açılışını Show Tv için hazırlanan uyarlama dizi Yılanların Öcü yaptı.
Yılanların Öcü ya da dizi sektörünün alevle imtihanı

Fakir Baykurt’un aynı adlı eserinden Esen Ali Bilen, Bekir Baran Sıtkı, Rana Mamatlıoğlu’nun ekrana uyarladığı diziyi Cemal Şan yönetti. Açık söylemek gerekirse dizi hakkında ilk duyumlar malum ortamlara düştüğünde kadroyu duyduğumda inceden endişelenmiştim.
Bölümü izleyince endişelerimde haksız olmadığımı anladım. Ana kadroyu destekleyen deneyimli oyuncuların yer aldı yan kadro da diziyi kurtaramadı nazarımda.

Yılanların Öcü, lise son sınıf Edebiyat dersinde mezuniyet ödevimdi. 10 üzerinden, 11 alımıştım. İnanmıyorsanız Edebiyat Hocam hâlâ yaşıyor, facebook’tan bulup sorabilirsiniz. Bu sebeple her bir satırı zihnime mıh gibi işlenmiş bir eserdir. Yakın uzak tarihimizde niyet edilen her uyarlama denemesi de ne yazık ki 1962 yapımı sinema filminin ve dahi Metin Erksan kalemiyle rejisinin gölgesinde kalacaktır. Roman ve sinema filmi hakkında meraklı herkesin Google’da gezinince öğreneceği bilgiler var. Örneğin Fakir Baykurt’un bu roman sebebiyle soruşturma gördüğü ve öğretmenlikten uzaklaştırıldığı, 62 yapımı filmin gösterimi esnasında protesto edildiği, yurt dışında gösteriminin yasaklandığı gibi.

Eseri ilk olarak sinemaya uyarlayan Metin Erksan hikayeye kağıt üzerinde bir siyasi öğretmencilik tavrı eklemezken, Şerif Gören filmi bir tür kişisel manifesto gibi kullanmış ve politik hamasetin dibine vurmuştur, nazarımda. Ekran uyarlamasına gelince hikaye rengini –bana- belli etmiş olsa da omurgasını ve izleğini eleştirmek için erken olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar afili diyaloglar dinlemiş olsam da övmek için de yermek için de ilerleyen bölümleri bekleyeceğim. Uyarlamaların görsel dünyasına gelirsek. Metin Erksan’ın sözde siyah-beyaz dünyası, Şerif Gören’in Uşak’ın Çınar köyünde doku aradığı colormatik dünyasına daima BİN basmıştır. Cemal Şan’a ise her ikisi birden tur bindirdiler. Nevşehir- Burdur çağraz aşısı tutmuş olsa da, üzgünüm.

Oyunculuklara gelince… Ülkemizde diziler doğrudan ilk bölümünden çekilmeye başlandığı ve oyuncular sete çıkmadan önce (antreman niyetine) ne hikaye, ne de komşu karakterlerle çapraz iletişime uzun süre geçemediği için oyunculuk değerlendirmesi de yapmayacağım. Bu konuda tek söylemek istediğim. Tatile giderken arabası motor yakmış da o köyde birkaç günlüğüne mecburen konaklamış safkan cadde kızı gibi duran Hande Soral başta olmak üzere yanlış plastik malzemeli oyuncular seçilmişti. Aslına bakarsanız o hikâyenin içinde duran hiçbir oyuncuya inanmadım. Çok güvendiğim Cemal Toktaş (Kara Bayram), Servet Pandur (Remziye) ve Irazca rolündeki Rüçhan Çalışkur ‘a rağmen… 



Kanalın yolladığı fotoğrafa bir aplikasyon yardımıyla yangın efekti yaptım. İlk deneme için fena sayılmam değil mi?

İlk kez seyirci karşısına çıkan bir hikayenin 4 dakika Irazca- Sarı Kız sohbetine dayanarak yola çıkması da ilginç olmuştu. Bu yavan “karakterlerimizi tanıyalım” antresini geçip doğrudan yangın sahnesiyle başlayan bir anlatım biçimi koltuğa yerleşmemi sağlayabilirdi. Kısmet olmadı. Yangın dedim de, ah o alevler.. Klişe olacak ama yangın efektleri Apple Store’dan indirilmiş ücretsiz aplikasyonda bir amatör tarafından yapılmış gibiydi. Alevler arşa değerken sergilenen oyunculuklar hakkında ise susma hakkımı kullanmak istiyorum. Zira Ice Bucket Challenge da kurtarmazdı o durumu ya, neyse..

Yılanların Öcü’nü izlemeye oturduğumda çıtam çok yukarıdaydı. Kabul. Tam olarak House of Cards’a zımbalamıştım. (O esnada Star Tv’de özeti devam eden Güzel Köylü’yü kaçırır mıyım gerginliğim de cabası )Hemen de “insafsızsın!” demeyin, izah edeyim. Netflix dizisi HoC (arkadaşlarla kendi aramızda böyle diyoruz) BBC’nin 1990’de yayınladığı dört bölümlük dizinin yeniden uyarlamasıdır. Yeni HoC, ilkinin önermesini 24 yıl sonrasına taşımayı başardığı gibi yeni bir söylem de bulabilmiş, dolayısıyla da bir politik pornografi olmaktan kurtulmuştu. Bir katre de olsa Yılanların Öcü’nün ekran versiyonunda Hoc’daki “uyarlama işçiliğinin” tadını, özenini ve dikkatini aradığım doğrudur. Bulamadım.

Bir roman olarak Yılanların Öcü size ‘tatliş’ bir köy hayatı anlatmaz. Anlatamaz. Anlatmamalıdır. Anlatırsa o, Yılanların Öcü olmaz. Çünkü Yılanların Öcü gücünü kelimelerden alan bir başkaldırı örgütlenmesidir. Uyan der ve ne yazık ki romanın iştigal alanı, dertleri günümüzde de buz gibi güncel. Salt ezen-ezilen çatışması üzerinden yürümez, ilklerin de hikâyesidir bir anlamda. Misal Cumhuriyet henüz kundakta bebedir o yıllarda. Akp’nin 2023 hedefine bakınca size de Yılanların Öcü’nün yeniden uyarlanması için ortam tam kıvamında gelmiyor mu?

Özetle; 3 Eylül çarşamba günü Kanal D’de başlayacak olan Benim Adım Gültepe ve Atv’nin kemik seyircisiyle yeni sezona giren Kara Para Aşk’ı ve Star’ın hâlâ lütf’edip STAR saymadığı dizisi Güzel Köylü ile imtihanı yaman olacak. 17 Eylül’de bu yarışa Reaksiyon katılınca seyreyle gümbürtüyü.. Yılanların Öcü dizisine emeği geçen herkesin, bütün ekibin gönlüne bereket, ellerine sağlık. İzler misin dersen, birkaç bölüm daha bakarım, o kadar.