Geçmişle yüzleşme ve özür

Alaton'un, "Özür dileyerek arınan, yücelen ve saygınlık kazanan bir devlet istiyorum' sözlerine katılmamak elde mi?"

Diyarbakır/Amed buluşması bir ‘yüzleşme’ miydi? Cezaevlerinin boşalması, dağdan inme, Kürdistan, 1920 ruhuna dönme arzusu bir ‘özür’ müydü? ‘Bir daha asla!’ diyebilecek durumda mıyız?! Erdoğan’ın 23 Kasım 2011’de söylediği “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum” sözleri gerçek bir özür olarak kabul edilebilir mi?
Bütün bu soruların cevaplarını yazı başlığı altında İstanbul Depo’da ‘25 Ekim-15 Aralık’ tarihleri arasında sergilenmekte olan, dünyada 150’yi aşkın ülkede çeşitli düzeylerde gerçekleşen ‘yüzleşme ve özür’den sekiz örneğe mutlaka bakmak gerekir.
Sonra… Aslında daha bakarken, okurken, ‘1915, Koçgirî, Şêx Saîd, Zîlan, Dersim, Otuziki Kurşun-Otuzüç Kurşun’u, 6-7 Eylül, 27 Mayıs, 49’lar, 1971 Muhtırası, 12 Eylül Darbesi, faili meçhuller, yakılan-yıkılan köyler, sıkıyönetimler DGM’ler, Maraş katliamı, aydınların yakıldığı Sivas, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz’ şüphesiz ‘Roboskî/Uludere katliamı’nı düşünmek gerek.
İlk örnekte ‘Fransa-Cezayir Sömürgecilik ve Kirli Savaş’a yer verilmiş. Fransa’nın sömürgecilik tarihinde önemli bir yere sahip Cezayir’de 1954-1962 yılları arasında 1 milyon kişi ölürken ‘Uluslararası savaş hukuku fütursuzca çiğnenmiş.’
132 yıllık sömürgeci ilişkilerin bitmesinde önemli pay sahibi olan Jean-Paul Sartre’ın “Kendi devletinizin işlediği suçlara ortak olmayın. İçinizde gizli kalmış sömürgeciyi söküp atmanın zamanı geldi” sözleriyle öncülük ettiği ‘Cezayir Savaşı’nda İtaatsizlik Hakkı Üzerine Deklarasyon 121’ler Manifestosu’nu da sergide bulmak, almak mümkün. Gerçi Fransa hâlâ özür dilemedi!
İkinci örnek ‘Avustralya-Aborjinler ve Torres Boğazı Adaları Halkı Çalınmış Kuşaklar’. 1869 yılında çıkarılan ‘Himaye ve İdare Yasası’yla her üç Aborjin çocuğundan birinin maruz kaldığı uygulama sonucunda ‘1869-1969 yılları arasında 100 bin çocuk zorla ailelerinden uzaklaştırılmış!’
1995 yılında kurulan ‘İnsan Hakları ve Fırsat Eşitliği Komisyonu’ 1997’de ‘Onları Eve Getirmek’ raporunu yayımlar. İlk özür günü 26 Mayıs 1998’de gerçekleştirilir. Ancak “Özür, bir ceza değil eşitliğe ve geleceğe yönelik normatif taahhütlere dair bir söz niteliğindedir.” 2001 yılında Avustralya’daki bütün eyalet ve toprak yönetimleri ‘Çalınmış Kuşaklar’ için özür metni yayımlar.
Üçüncü örnek, ABD’nin 2. Dünya Savaşı sırasında Japon Amerikalılardan 77.000’i yurttaş, 120.000’inin toplama kamplarında tutulmasına dairdir. Resmi tanıma ve tazminat yayında, “Toplama merkezlerinin bulunduğu yerler, en kutsal vazifesi yurttaşlarını önyargı, açgözlülük ve siyasal menfaatlere karşı korumak olan Amerikan ulusunun, bu hususlarda başarısız olduğunun anımsatıcısı olarak sonsuz değin ayakta kalacaktır” diyerek müzeye dönüştürür.
Şüphesiz sergiye damga vuran dördüncü örneğin fotoğrafı, 1933’te Nazilerin sürek avından kaçarak Norveç-İsveç’e sürgüne gittiğinde edindiği takma adla Willy Brantd’ın yani Almanya başbakanının, 16 Mayıs 1943’te 7 bin Yahudi’nin kurşuna dizildiği Varşova Gettosu Anıtı önünde 7 Aralık 1970’te ‘sessizce diz çöktüğü, ellerini saygıyla önünde kavuşturduğu ve başını hafif eğdiği’ fotoğraftır. Varşova direnişçilerinden biri; “Artık içinde nefret yok! O diz çöktü ve halkını yükseltti!” diyecektir.
20 bin kişinin katıldığı, ordunun hedef gözetmeksizin kitleye ateş açarak 14 kişi öldürdüğü ‘Britanya-Kuzey İrlanda Kanlı Pazar’ da beşinci örnek.
29 Ocak 1998’de Başbakan Tony Blair ‘Kanlı Pazar’a ilişkin soruşturma açacağını söyler. ‘Saville Araştırması’ sonunda 5000 sayfalık rapor hazırlanır. 15 Haziran 2010’da David Cameron parlamentoda Britanya devleti adına: “Silahlı kuvvetlerimizin bazı mensupları yanlış davrandılar. Hükümet silahlı kuvvetlerin hareketlerinden mutlaka sorumludur ve bu yüzden, hükümet adına hatta ülkemiz adına çok üzgün olduğumu söylemek istiyorum.”
Altıncı örnek “Demokrasi arada bir kanla yıkanmalıdır!” diyen sosyalist barışçı Allende’yi devirdiği 11 Eylül 1973 darbesinden sonra 4 bini öldürülen ve çok sayıda kayıptan sorumlu olan Şilili diktatör Pinochet dönemi sonradan soruşturulur. 2 kez oluşan komisyon, 35.000 kişiden yazılı tanıklık alır. 1200 sayfalık raporda 14 farklı işkence tespit edilir. Aralarında 18, hatta 13 yaşın altından olanların bulunduğu 28.549 kişinin siyasi nedenlerle hapsedildiği belirlenir. 1200 yerde işkence yapıldığı... 20.000 kişiye ömür boyu 190 dolar aylık bağlanır.
Yedinci olay yakın geçmişte gerçekleşen Bulgaristan’daki Türk azınlığın uğradığı baskılar; ‘yumuşak asimilasyonun yerini sert asimilasyona’ bırakması, ‘yeniden doğuş süreci’ kampanyasıyla; ‘Kamuya ait yerlerde Türkçe konuşmanın, şarkı söylemenin yasaklanması, Türkçe isimlerin Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, radyo yayınlarının durdurulması Türkiye’ye göçe zorlanmaları, Türkçe isimlerinin yasaklanması’. 360.000 kişi göç etmek zorunda kaldı. Bu nedenle ilk resmi özür 11 Ocak 2012’de geldi.
Sekizinci olay ise Avrupa’nın ortasında deyim yerindeyse herkesin gözü önünde gerçekleşen katliam anlatılmış. Sırbistan Cumhuriyeti’nin Bosnalı Müslümanlara uyguladığı katliamlar ve özür konusuna yer verilmiş.10-12 Temmuz 1995’te Birleşmiş Milletler’in ‘Güvenli Bölge’ ilan ettiği Bosna-Hersek’teki Srebrenitsa kasabası Bosnalı Sırp silahlı güçlerinin ve ‘Akrepler’ olarak bilinen Sırbistan özel kuvvetlerinin eline geçtikten sonra ‘8000 Müslüman erkek öldürülür’. 31 Mart 2010’da Sırbistan Parlamentosu Srebrenitsa’daki ‘Suçu Kınama Deklarasyonu’nu kabul eder:
“…tüm sosyal ve siyasal süreçleri ve olayları en sert şekilde kınar. Bu vesileyle kurbanların ailelerine taziyelerini ve bu trajedinin önlenmesi için mümkün olan her şeyin yapılmamasından ötürü özürlerini sunar.”
Sergi kataloğunun her cümlesi ibretle okunmalı. Sekiz ülkede yaşananları hiç olmazsa yazılmış olduğu kadarıyla bilmek, kişisel ve toplumsal olarak bu süreçleri bilince çıkarmak son derece önemli.
Dahası var. Serginin ‘Anadolu Kültür’ ile ortak projeyi yürüten ‘Açık Toplum Vakfı’nın Direktörü Gökçe Tüylüoğlu: “Yakın zamanda sergiyi hem internet ortamına taşıyacağız hem de 2014 yılı içinde 14 kente götüreceğiz. Sergide sadece sekiz örnek var ama dünyada bilinen önemli örneklerden 150’yi aşkın örneği de yükleyeceğiz. İsteyen istediği ülkeyi ve olayı işaretleyerek gerekli bilgiyi okuyabilecek. Böylece isteyen kısa süre içinde göz atarak siteden çıkabileceği gibi, konuyu derinlemesine öğrenmek isteyenin belki de saatler geçirebileceği bir dosya. Aralarında Norveç, İsveç gibi ülkeler de var.”
Projenin fikir babası İshak Alaton’un: “Yeri geldiğinde özür dilemeyi bilen ve özür dileyerek arınan, yücelen ve saygınlık kazanan bir devlet istiyorum” sözlerine katılmamak elde mi ki! Tüm bu yazılanlardan buluşmanın yüzleşmeye giden yolda yakın birer durak oldukları, cezaevlerinin boşalması, dağdan inme, Kürdistan, 1920 ruhuna dönme arzusu aslında bir tür utangaç ‘özür’ olduğu, ancak henüz “Bir daha asla!” diyebilecek durumda olmadığımız ve gerçek özürlere ihtiyaç olduğunu ‘Roboskî’, ‘binlerce KCK tutuklusu’ ya da ‘Diyarbakır 5 Nolu’nun müze olacak yerde hâlâ cezaevi olması bir yana 62 yeni cezaevi yapılacak olması’nı hatırlatarak, daha çok var diyerek, sergiyi izlemeye davetle noktalayalım.