Burası İSPARK Arena buradan çıkış yok!

İSPARK'ın işlettiği TT Arena'nın karşısındaki otoparkta ne bir işaret levhası ne de sağlıklı solunacak bir hava var!
Burası İSPARK Arena buradan çıkış yok!

Geçen pazar günü Galatasaray-Trabzonspor maçını izlemek için Türk Telekom Arena Stadı’na gittim. Şehir dışından İstanbul’a gelip maça ucu ucuna yetiştiğim için stada kendi aracımla ulaştım. Açıkçası stat yolunda “Otoparkta yer var mıdır, kuyruk çok mudur” stresi de yaşadım. Ancak hiç beklemediğim kadar rahat bir şekilde metronun hemen üzerine inşa edilen 3000 araç kapasiteli otoparkın kapısına kadar geldim. Bu otopark stadın hemen karşısında, yani TEM otoyolunun diğer tarafında kalıyor. Stadın yanından girip TEM otoyolunu bir viyadükle üstten geçip İSPARK’ın işlettiği otoparka geliyorsunuz. Otoparkın hemen girişinde sizi karşılayan görevliye makbuz karşılığında 5 TL ödeyip otoparka giriyorsunuz. Maç için stada otomobiliyle gidenler bilir, otoparka ulaşmak, hele içeriye adım atmak insanda tarifsiz bir haz bırakır. Ama benim otoparka girmemle birlikte kâbusum da başladı. Her taraf toz duman, içeride göz gözü görmüyor. Dünyanın hiçbir yerinde otoparkta böyle bir görüntü yaşayacağınızı zannetmiyorum. İçerideki görevlilerin hepsi maske takmış, size oradan buradan diye işaretlerde bulunuyor. Dumana mı, araçların yoğunluğuna mı bozulmuşlar anlamadım ama oldukça da kızgınlar. Sıvasız, boyasız, beton kolonlarla dolu, uçsuz bucaksız bir otoparkta meçhule doğru yol alıyorum. En küçük bir tabela, işaret yok. Tek yapabildiğim, önümdeki aracı gözden kaybetmemek ve yeni bir maskeli görevliye rastlarsam işaretlerini anlamaya çalışmak. Toz duman, toprak ve araç yığınlarının arasında bir ara önümdeki aracın durduğunu fark ediyorum. Dörtlülerini yakıp ileri geri manevralarından park etmeye çalıştığını anlıyorum. Arkamdaki araçların kornalarıyla karışık ilerliyorum. İki direk arasında gördüğüm boş yere dalıp ben de aracımı park ediyorum.
İndiğimde beni bir sürpriz bekliyor. 3000 araçlık kocaman bir otoparkın kaçıncı katındayım bilmiyorum. Dahası, uçsuz bucaksız bu otoparkta aracımı bıraktığım yerde ne bir harf, ne bir sayı, kısacası bulunduğum yeri tanımlayabileceğim en ufak bir ipucu yok. Aracımın yanından bir türlü ayrılamıyorum. O toz toprağın içinde gideceğim yönü de bilmiyorum. Çünkü çıkış istikametini; stada nasıl gideceğimi gösteren en küçük bir işaret, tabela yok. Kaderimle baş başayım. Telefonumu çıkarıyorum. Ve başlıyorum yazmaya... “Üç sütun sola doğru git... Sağa dön... Son sütunda bir demir çıkıntısı var, ucunda ip var, oradan sola dön... 9 sütun git, virajı dön, alt kata in...”
Uzakta bir yerde 1. kat yazıyor. Demek ki aracım ikinci kattaymış. Nefes almakta zorlanarak otomobillerin geldiği yöne ilerliyorum. Birkaç kişiye stada nasıl gidebileceğimi soruyorum. Metro istasyonuna inmem gerektiğini belirtiyorlar. Stada ulaşıyorum, maçı izlemeye başlıyorum.
Maçın son 20 dakikasını izlemekten vazgeçip aracımı bir an önce o otoparktan çıkarmak istiyorum. Çünkü 3000 aracın aynı anda tabelasız ve düzensiz bir otoparktan çıkmaya çalışacağı fikri midemi ağrıtıyor. Aldığım notları tersten okuyarak zor da olsa aracımı buluyorum. Hem çıkışın nereden yapılacağına ilişkin en küçük bir işaret yok hem de gelişigüzel park etmiş araçlar yüzünden bir yol bulabilme şansım az. 10 dakika dön babam dön, sonunda kendime bir yol bulup dışarıya çıkabiliyorum.
Bu kadar modern bir stadın karşısına iyi niyetle yüksek kapasiteli bir otopark inşa edilmiş. Niye havalandırması düşünülmez, niye boyası yapılmaz? Yazı bulunalı bu kadar yüzyıl geçti de niye katlar, çıkış, stat yönü tabelalarla belirtilmez? Hadi yağlıboya bulamadınız, bir tebeşir de mi yok, niye park yerlerini kodlamazsınız?
Okyanusu geçsek de derede boğulmak, otoparkta kaybolmak kaderimiz mi?