Bir Kitap, İki Kitap...

Her bir kitabı edinmenin bir gerekçesi olmalı. Her ne şekilde olursa olsun, kitap almak meşrudur, çünkü bir kitap ancak başka bir kitabın yanına yakışır.
Bir Kitap, İki Kitap...

Şairin ölümünden sonra yayımlanmış toplu şiirler kitabı: Dalgın bir pasajın arkasına saklanmış bir kitapçıdan alınmış, 2 Mayıs 1998’de. Şehri de yazılmış, ama o şehre gitmenin gerekçesini unutmaya yarar belki denerek üstü çizilmiş.

Bir özel kütüphaneden çalınmış tek kitap: Ev sahibinin mutfağa geçmesi beklenmiş. Çalmaya gerekçe diye, o kitabın o kütüphaneye yakışmaması gösterilmiş. İlk çeviri çünkü, üstelik yayınevi de kapanmış! 

Pirtûkek, du pirtûk...


Bir kitapçıdan çalınmış tek kitap: Gölü kurumakta olan bir şehirdeki bir caminin bodrumundaki kitapçıdan. Yıllarca kitap çalmayı hayal edip ilk kez cesaret edildiğinden olacak, ne olduğuna bakılmamış. Akşammış, kitapçının genç eşi, geceye açılan kapıda durup kocasını paylamış.

Bir hücre evinden alınmış kitap: Emlakçı, çilingirle açmış kapıyı. Sonra ilk kira ve bir kira bedeli depozito ile tüymüş. Yerde kan izleri, gazete ve dergiler. Küçük odanın arka sağ köşesine fırlatılmış, kahverengi ciltli bir kitap. Bu senin ilk ve tek Mareşal Tito kitabın.

Matbaadan alınmış kitaplardan biri: İyi ki bir matbaada iki üç hafta çalıştın ha. Caddedeki bütün matbaalara uğrayıp kesim makinesinin önüne kedi gibi yanaşmayı huy edindin. Dumanı üstünde, fırından yeni çıkmış somun gibi kokan kitaplardan birer tane kapmışsın. Bu onlardan biri, yazarından önce sen almışsın.

Depodan alınmış kitaplardan biri: Duydun tabii bir arkadaşının yayınevi deposunda işe başladığını, git sömür çocuğu. Stok sayımı diye bir şey var, ama kime diyorum ben? Rafları güzel yapmışlar ayağına içeriye dalıp kitapları üst üste koydun. Herkes senin gibi kaba değil ki, bir şey demedi çocuk. Plastik poşet de taşımaz ki bunları, koli yap bari.

Hırsız Muharrem’den alınmış kitaplardan biri: Senin kahramanın da o, günde 5-6 kitap yürütmezse uykusu tutmuyor, son derece saygın biri. Sahaflara satmadan önce bulup yok pahasına aldığın kitaplardan biri bu. İmza gününe gidip yazarına imzalatmamışsın ama, erdemli bir tarafın var gerçekten!

Siyasi bir dernekten alınmış koleksiyon kitap: Soğuk bir başkentte sana refakat eden kızcağızı buralara kadar sürükledin. Seninle çağrılmış meslektaşların müzeleri dolaşırken bu derneğin yayınlarından almaya geldin. İndirimli, iyi. Ama kitap kısmına bakan elemanın saflığından yararlanıp 1861 tarihli kitabı çerez parasına alman da neyin nesi?

Hediye kitabın aynısı olan kitap: Bir arkadaşına doğum günü için okumadığın bir kitap aldın iyi ki. Kıskançlıktan gidip kendine de bir nüshasını almışsın. Bu İtalyan’ı seviyorsun, anladık, ama bu obur okumayla onun gibi tombul bir tenora benzeyeceğin günler yakındır!

Çift kitabın teki olan bir kitap: Seni kütüphanede konuk etmeye gelmiyor. Dinlemiyorsun ev sahibini, gözün raflarda. Birbirinden belki beş metre uzak olan iki nüshayı göstermen, “birini bana ver” demek!

Başkasına gelmiş bir kitap olan kitap: Kumaş pantolonlu bir devlet kurumuna hasbel kader yerleşmişsin. Bir dahili numaran olduğuna göre artık bohem de değilsin. Sigortan bile var, kıymetini bil. Üstlerin karşısında sen de iki büklüm ol. Meslektaşına gelmiş kitabı okuduktan sonra verecektin hani!

Her bir kitabı edinmenin bir gerekçesi olmalı. Her ne şekilde olursa olsun, kitap almak meşrudur, çünkü bir kitap ancak başka bir kitabın yanına yakışır.


DEM
Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar.

Mallarmé (1842-1898)