'Caferilerin sesi'

Esenyurt'taki iki farklı camimize farklı zamanlarda saldırılar olmuş, iki gün önce camimiz kundaklanmış, ateşe verilmiştir.
'Caferilerin sesi'

FOTOĞRAF: İDRİS EMEN

Eğer insanları duymuyorsak niçin yazıyoruz? Bir tür millî spor olan ayrıştırıcı dil ve tutumdan kaynaklanan nefretin kurbanı olan milyonlarca insan, yitip giden binlerce can yetmedi mi? Elbette bu bir “sistem” sorunu, ama sistem böyle diye insanın en soylu duygularının başında gelen empatiyi bir köşeye mi bırakmalı? Herkesin “biz”e benzemesi, bir tür cehennem tanımı değil midir? Benzerlikler üzerinden tarif edilen her türlü “biz”in vahşi bir yüzü yok mudur? Başkalarını katlanılacak ya da ara sıra çiğnenecek birer “renk” olarak gören baskın düşünce veya inanç, demokratik ve insanî olabilir mi?

Sorular çoğaltılabilir elbette. Ama ne dense densin, maruz kalanın sesi kadar yankılı olamayacak; Ali Asker Atam’ın gönderdiği, “Caferilerin Sesi” başlıklı mektuptaki yankı gibi. Onun adına konuşmayı akla bile getirmeden sözü ona bırakıyorum:

“Merhaba,

Ben 28 yaşında İstanbul doğumlu, İstanbul’da yaşayan Caferi – Alevi mezhebine bağlı, üniversite – yüksek lisans öğrencisiyim. Yıllardır bu ülkede mezhebimizden ve Ehl-i Beyt sevgimizden dolayı bedeller ödedik, hâlâ da ödüyoruz. Daha ilköğretim çağında, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde namaz kılarken alnımızın Kerbela toprağı olan ‘mühür’e temas etmesinden rahatsız olan öğretmenimizin ‘siz taşa mı tapıyorsunuz?’ gibi çirkin sorusuna maruz kalmış ve bunu hayatımın geriye kalan tüm aşamalarında yaşamış bir vatandaşım.

Hak mezhep dışında tutulmamız, bizi Müslümanlık dışı görenler, bizi çeşitli ülkelere bağlamak isteyenler, şucu, bucu diye karalamak isteyenler de cabası... Tüm bunlara rağmen, ülkemizde benim gibi kendini Caferi, Alevi ya da Şii olarak tanımlayan vatandaşların hiçbir şekilde mezhep kavgası içerisine girmediğini hatta bundan uzak durduğunu, amacı bu olanları da lanetlediğini belirtmek isterim.

Biz Müslümanım diyen herkese geçmişten bugüne dek ‘kardeş’ dedik, hâlâ da öyle görüyoruz. Son zamanlarda ülkemizin Ortadoğu’daki politikalarından dolayı, dün Suriye’deki çeşitli sapkın grupların, bugün Irak’taki cani insanların zihniyeti ülkemize de nihayet taşınmış durumdadır. Sıradan bir vatandaş olarak, bu sözde Müslüman, insan eti yiyen teröristlerin Gaziantep, Kahramanmaraş, Rize ve son olarak İstanbul’un birçok semtinde farklı dernekler altında çeşitli yardım kampanyaları ile eli kanlı IŞİD terör örgütüne çeşitli desteklerin verildiğini hayretler içerisinde izliyoruz. Sınır ülkelerimizde çeşitli oyunlar ile yaratılmak istenilen bu mezhep savaşlarına maalesef ülkemizin yöneticileri ve din adamlarının sessiz kalması, önünü almaması sonucunda Esenyurt’taki iki farklı camimize farklı zamanlarda saldırılar olmuş, iki gün önce camimiz kundaklanmış, ateşe verilmiştir.

Olay meydana gelmeden on gün önce cami imamına sözlü sataşan zanlılar, imamı ve Caferi cemaatini İslam dışı olarak tanımlamış ve burayı (camiyi) ateşe vereceklerini bizzat imamın kendisine söylemişlerdir. Bunun üzerine imam ilçedeki emniyet müdürlüğüne giderek durumu anlatmış, ancak buna rağmen cami etrafında ve içerisinde herhangi bir önlem alınmamış, bunun sonucunda da camimiz maalesef kullanılamaz hale gelmiş, yakılmıştır.

Dün basına yansıyan bu olayın hemen ardından bugün ise yine aynı kişiler camiye bu sefer kubbesinden girerek içeriyi darmadağın etmişler, ‘sizi burada yaşatmayacağız’ diye bağırarak olay yerinden uzaklaşmışlardır. Hal böyle iken, sizin gibi sesimizi daha yüksek çıkarmamızda büyük önem arz eden önde gelenlerimizden konuya duyarlılık ile yaklaşmanızı, durumunun önemini yazılarınızda, programlarınızda dillendirmenizi, anlatmanızı, yanlışa yanlış demenizi, aksi halde bu olayların sonunun hiç iyi yerlere gitmeyeceğini belirtir, yardımlarınızı bekleriz.”

Not: Birkaç gün önce, çok sayıda Sünnî inançlı insan, Caferî camilerini korumak üzere nöbet tutabileceklerini deklare ettiler. Bütün inançların temelinde yatan birlikte yaşama iradesinin daha fazla öne çıkması dileğiyle.

DEM

Bext onda ki, paylandı, biri çatmadı paye,
Dünyada o bedbext de bizim berbada düşdü.

Cafer Cabbarlı (1899-1934)