Dream Oteli Meselesi

Marcuse'nin dediği gibi, "dünya edebî yapıtta daha gerçektir." Ama bu okuduğumuz her şeye inanmalıyız demek değil.
Dream Oteli Meselesi

YAZININ KÜRTÇE'SİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN 

Artık sabit hatlardan aranınca şaşırıyor insan, ben de şaşırdım. Son derece saygılı bir ses, “sayın Selim Temo’yla görüşmek istiyorum” dedi. “Kendisi özne’m olur” diyecektim az kalsın. Özne, kişinin yapan-eden yönü, ‘kendi’ ise kişinin şahsıdır, demek istedim. Ama hiç sırası değildi. “Evet” dedim, “benim, buyurun.”

Kendisini, belki de öznesini tanıttı: “Efendim, ben komiser yardımcısı Ertan Özumar. Dertlipınar ilçe karakolundan arıyorum. Dün Radikal’de çıkan yazınızda anlattığınız cinayet dosyası üzerinde çalışıyorum. Bir anne ile oğlunun öldürülmesi olayı efendim.”

Dolmuştaydım. Şoföre “müsait bir yerde” desem, süregelen saygılı tonun değişeceğini düşündüm bir an. Neyse ki el hareketlerimi anladı ve yolun ortasında durdu! Telefonu sol kulağıma alıp: “Dertlipınar neresi yahu? Bir yanlış anlaşılma var sanırım” diyebildim. “Yok” dedi telefondaki ses, “Bir yanlış anlaşılma yok. Dertlipınar Ege’nin şirin bir ilçesidir. 03. 08. 1999 tarihinde, burada, Hotel Dream’i işleten Eyüp Üstün ile annesi Sacide Üstün öldürüldü. Yazınızdan bu olaya tanıklık ettiğiniz anlaşılıyor. Dosya kapanmak üzere. Sizden ricamız ifade vermenizdir. Aile yol ve konaklama masraflarınızı karşılamaya hazır.”

Boğazım kurudu, tenha bir sokağa girdim. Adam ve öznesi ciddiydiler. Sesime Rutkay Aziz tonu vererek konuştum: “Bakın beyefendi, yazdığım şey bir öyküydü. Kurgusal bir şey. Geçenlerde İzmit’teydim, gece geç saatte vardım otele. Kitap edinme anlarımı yazmıştım, neden otelleri de yazmıyorum diye sordum kendime. Hem nasıl oteller? Aksu Oteli mesela, Radar Oteli, İnönü Oteli. Bunlar salaş oteller. Bir de çağrıldığım yerlerde kaldığım lüks oteller var. Yazayım dedim. Nasıl oldu anlamadım, bir cinayet öyküsü çıktı. Ormandan çıkma teması da, Coetzee’nin, ‘Micheal K. Nasıl Yaşadı’ romanı var ya, ordan. Zaten Paul de Man’a hak veririm her zaman, dil gerçekten de güvenilmezdir” dedim. “Yabancı bir müşteri de mi vardı otelde?” diye sordu bu kez. “Nasıl, anlamadım” dedim. Sordu: “Pol Dömon yabancı değil mi?” “Yani yabancı, evet” diyebildim.

Buna göre biri yabancı iki tanık vardı artık –ben yerliydim! “Kendisine nasıl ulaşabiliriz” diye sordu. “Walla biraz zor, 30 yıl önce kaybettik” diyebildim. Sanırım benimle konuşurken çiçek de ekiyordu, zira cümlenin ya başı, ya sonu ya da ortasını duyuyordu. “Tanıklık etmek için ya buraya gelin ya da Mardin savcılığı kanalıyla ifadenizi alacağız” dedi bu kez. Aman ne güzel; Mardin Savcılığı, 5 yıl önce bana gönderilen 100 kiloluk Kürtçe kitap ve dergiyi soruşturma açma gereği duymadan, Milli Emlak’ın kalorifer kazanında yakmıştı. Hem zaten şimdi neyin ifadesini verecektim ki? Bir öykü yazmıştım ve o öykü yaşanmıştı!

Makbul bir vatandaş gibi samimi bir hitapla başladım bu kez: “Komserim, demin arz ettiğim gibi, öyküde anlattığım olayla herhangi bir ilgim yok. Şaşırtıcı bir tesadüf denebilir. Belki sözünü ettiğiniz cinayeti bir gazeteden okudum, yıllar sonra da kurgusal bir şeymiş gibi yazdım. Biz yazarlara olur bazen böyle şeyler. Hem bütün 1999 yazını Erdek ve Bursa’da geçirdim. Şahitlerim var. Erdek, Balıkesir’e bağlı. İlin Ege bölgesine giren bir kısmı var, doğru, ama o kısma bile geçmedim. Sadece 1999’da değil, hayatım boyunca Dertlipınar ilçesine hiç gitmedim. Marcuse’nin dediği gibi, ‘dünya edebî yapıtta daha gerçektir.’ Ama bu okuduğumuz her şeye inanmalıyız demek değil.”

“Anlıyorum” dedi ve kapattı.

Gerçekten anlamış olamazdı, çünkü söylediklerimi ben anlamamıştım. Tekrar ana caddeye çıkıp dolmuş beklemeye başladım. Belki de böyle deneysel şeyler yapmamalıydım. Benim gibilerden beklenen ifşa yazıları yazmalıydım. “Mardin’de Dolmuş Sorunu” başlıklı bir yazı mesela!


DEM

Ne anımsar ölüler ağaç köklerinin yanında?

Yorgo Seferis (1900-1971)

Çev. Herkül Millas-Özdemir İnce