Ermeni amcamın peşinden - II

Ya amcam konuşma yetisini gerçekten de yitirmişse? Ya ben oraya varmadan ölürse?
Ermeni amcamın peşinden - II

2013, Mayıs, Van Kitap Fuarı’nda bir akşam, belediye başkanı Bekir Kaya yazarları misafir ediyor. “77 yaşındayım, yüzlerce stran derledim, ama stran dinlemeye doyamadım” diyen büyük bilgin Celîlê Celîl, 1978’de abisi Ordîxanê Celîl’le hazırladığı “Zargotina Kurda” (Kürt Folkloru) kitabının yeni baskısını hediye ediyor. Erken kalkıp odaya geçiyorum ve pek çok makalede refere edilen iki ciltlik kitabı merakla karıştırıyorum. Orada Hovhannisyan Karapêt adlı bir kaynak kişinin hayatı var. Mêrînalı (köyümüz) olduğu, bütün köyün Kürt olduğu, ailesiyle 1941’de Qamişlo’ya bağlı Şemasiyê köyüne göçtükleri, sonra anavatan Ermenistan’a varıp Masis kolhozuna yerleştikleri belirtiliyor.

Anlatılan hayat hikâyesi Selim amcamınkine çok benziyor. Restorana dönüp Celîlê Celîl’e heyecanla soruyorum: “Nasıl biriydi, bu benim amcam mı?” Tarif ediyor: “Kısa boylu biri, sağ ayağı aksıyor, bir oğlu TIR kazasında öldü.” “Moldova’da mı?” “Evet, Moldova’da.” “Peki neden sadece kendisinin Ermeni olduğunu, babasının Müslüman ve Kürt olduğunu söylemiyor?” “Çünkü yarı Kürt olanlar bu kez orada dışlandılar, bundan çekinmiştir.”

Böylece amcamla 21 yıl sonra bir kitabın ikinci cildinin sonunda tekrar karşılaşıyoruz!

Selim, daha doğrusu Hovhannisyan amcaya olan yakınlığım babamın dikkatini çekmiştir hep. Ne zamanki doktora tamamlanıp “çok yoğunum” şikâyetlerim bitince, hemen her fırsatta “Selim amcanı görmeye ne zaman gideceksin?” diye sorup durdu. Sonunda, yıllar sonra bayramı vesile ederek köye doğru yola çıktım; oradan iletişim bilgilerini alıp amcama gidecektim. “Biray mi” Arthur’un “artık çok yaşlı, konuşamayabilir” demesine aldırış etmeden.

Batman güzel bir ufkun içinde belirmeye başlayınca kafamda sorular dönüp duruyordu: Ya Selim amca konuşma yetisini gerçekten de yitirmişse? Ya ben oraya varmadan ölürse? Ya ölmek için yankısını iletecek böyle bir dinleyici bulmayı bekliyorsa?

Adlarımız “aynı” olduğu için bana daha bir yakınlık duymuş olacak ki hikâyesini anlatmış, bir kez sınırı geçtiğini söylemişti. Evine dönmek istemiş; evi, kısa kalın kollarıyla çizdiği bu büyük yuvarlakmış işte, burasıymış. Geçiş yolunu bulunca dönüp ailesini de almak isterken yakalanmış. Bir yüzbaşı onu aşağılayınca, otorite tanımayıp saldırmış ona, bıçaklamış.

Celîlê Celîl onun iyi bir Komünist olmasına karşın Komünizm döneminde bile muhalif olduğunu anlatmıştı. Köye geldiğinde ona “gel Müslüman ol, hak yola gir” diyenlere hâlâ Komünist olduğunu söylemişti. Kimseden su istememiş, o yaşında kalkıp suyunu kendi almıştı hep.

Babaannem Gulîstan’la konuşmaları bugün gibi aklımdadır. 50-60 yıl önce donarak ölmüş bir dananın adını hatırlamış, herkesin unuttuğu pınar adlarını saymış, şimdilerde hacı olan arkadaşlarına çocukluk adları ve lakaplarıyla seslenmişti.

Çok gururluydu benim Selim amcam. Bir eşikten çıkarken onunla ilgili olarak söylenmemiş bir sözü üstüne alınmış, Ermenistan’a dönmüştü. Yalvarma yakarmalar kâr etmemiş, esmer yüzünü güneşten çevirerek Kuzeye doğru yola çıkmıştı bu kez. Oğlu Erîvan ve torunu Arthur’un ara sıra gelmelerine ses etmemiş, ama onlarla selam da göndermemişti.

İşte şimdi onun yanına gidiyordum. Ne götürebilirdim amcama bizi bir kılan hikâyeden başka? Beni duyabilecek miydi? Sağ mıydı? Ölmüşse mezarı başında hangi dinin duasını okumalıydım? Bir Komünist olan yiğit amcam dua ister miydi? Ruhu mezarından yükselip üzerime eğilerek selamlayacak mıydı? Babaannem Gulîstan ölüm döşeğinde ruhunu teslim ederken “Selim, Selim bana ilaç ver” derken beni mi kastetmişti onu mu? Kendi çocuklarına hiçbir yerde telaffuz etmediği ailesinin Müslüman adlarını verirken ne hissetmişti? Hapishanede zehirlenerek öldürülen Xelîl dedemin adını hangisine vermişti mesela? Aşiretlerden kadın ve erkeklerin yakışıklılığını seyretmeye geldikleri, nerede, kimin tarafından öldürüldüğünü ve –varsa- mezarının yerini bilmediğimiz Salih amcamın adını hangisine vermişti? Ya Qêre dağının yamacında 27 kardeşi, rençberi, akrabasıyla kurşuna dizilen büyük amcam Osmanê Temo’nun adını hangisine vermişti? Burada Ermeni dölü, orada Kürt dölü sayılmak nasıl bir şeydi?

Amcamın yanına gidiyordum işte. “Selim amca” diyecektim, “bak ben geldim. Ben Selim!”


DEM

Kışı ve siyahı
bıraktım o vadilerde –diyordu biri
öteki: oralarda acılı bir yürek
kaldı benden dedi
kırık, üzgün, delik deşik-

Ama diye söyledi –bir tanesi
çiçek açar o vadilerde yeniden!
öteki bir şeycikler demedi,
başı önünde eğik gidiyordu…

Hovannes Tumanyan: 1869-1923
Çev. Alpan Güloğlu