Hangi Şivan?

Şivan olduğunu bilmeyen bir Şivan.
Hangi Şivan?

Şivan Perwer Almanya'da Bülent Arınç ile buluşmuştu.

Onu “bizim” yerimize sahiplenen efendi kalabalığıyla samimiyetine bakınca, “biz”i tercih etmediğini artık kabullenmemiz gerekiyor. Uzun ve karanlık yıllarda birbirinden kopyalana kopyalana uğultuya dönüşen yasak sesini billur sular gibi içtiğimiz Şivan’dan arta kalan bu işte.

Herkesi paylayan, her zaman haklı, PKK, PSK, PDK (KDP) arasında gidip geldikten sonra AKP’nin Urfa seçim kampanyasının yüzüne dönen Şivan. Zulmün çiğnediği bir Kürt sanatçıyla değil, Tarkan ve Sezen Aksu ile düet yapmayı hayal ederken, şarkılarını araklayan İbrahim Tatlıses’le bir toplu nikah mizansenine kalan Şivan.

Qazî Muhemmed’den Seyîd Riza’ya, Qasimlo’dan Doktor Fuad’a pek çok lideri hatırlatıp sürekli vatan acısını ünlerken 12 Eylül’ün zindanda ve “dışarı”daki işkence şarkılarından olan “Bir Başkadır Benim Memleketim”in korosuna katılan Şivan. Bizim dışımızda kimsenin dinlemediği, ama öğrenci evlerinde belirgin bir sabırla tok sesine katlanan Türk arkadaşlarımıza dünyaca ünlü deyip durduğumuz Şivan. Rahmetli Prenses Diana’nın, Batı’nın yol açtığı 91 yenilgisinden sonraki büyük yardım konserinde ezberlenmiş nezaketiyle verdiği baş selamını kitap kapaklarına kadar taşıdığımız Şivan.

Hiçbir eleştiriye hak verme zahmetinde bulunmamış, hiç kimsenin eleştiremediği, hiç kimseyi dinlemeyen Şivan. Daha önce yazdığım gibi, 40 yıla yaklaşan sürgünü ve devasa emeğinin hürmetine sınırlara koşacak 2-3 milyon Kürt’ün yerine Şırnak il emniyet müdürünün karşıladığı Şivan. Defalarca çağrılmasına karşın “oraları bana göre dizayn edin” diye buyurup buralara buyurmayan, ama efendinin “rica”sını kırmayan Şivan. Hewlêr’de bir uyuz eşek ölse ağıt yakarken, 30 yıllık savaşla ilgili bir kez olsun mırıldamayan, korkunç şartlar altında ölüm kalım savaşı veren Kürt liderleri eleştiri adına aşağılayan Şivan.

Cegerxwîn’in muhteşem “Kî me ez?” (kimim ben) şiirini 1978’de “Kî ne em” (kimiz biz) adıyla, ilk rap şarkısı şeklinde okurken, devrimci vecdin doruklarına varan Şivan. O şiir ve şarkıdaki “bi rêçika Markîz, bi rêçika Lenîn” (Marks’ın, Lenin’in yöntemiyle) dizesini artık okumayan Şivan. Roma’da Abdullah Öcalan’ı büyük bir saygıyla dinleyen Şivan ile bir Avrupa otelinde Bülent Arınç’ın koluna yapışıp ona doğru eğilen Şivan.

Bir ulusun sesini taşıma misyonuyla Kurmancca, Zazaca, Soranca stranlar okuyan, sınır tanımayan Şivan. Her türlü siyasî anganjmandan münezzeh olduğunu iddia edip Mesud Barzanî’nin yaş gününde Kak Mesud ve Mam Celal’e iki kişilik hususî konser veren Şivan. Karşısına yerleştirdiği kameraya bakıp bir kısım Kürdü işaret parmağıyla tehdit edip azarlayan Şivan. Her konuşmasında kendini ideal tek Kürt gibi sunarken, 1992’de ilk ve son sayısı yayımlanan Rojname gazetesinde kaliteli viskiyi tercih ettiğini söyleyen Şivan.

Gerçekliği okuyamamanın tarihine ait bir Şivan. Yıllarca Kürt yoksullarını siyasete çağıran, ama onlar siyaseti ele geçirince elitleşen Şivan. Akdeniz, Hazar, Karadeniz ve Basra Körfezi’ne ulaşan gönlü bol harita ile mümkün mertebe sosyalist bir Kürdistan’ı vaz ederken, efendinin siperlerinden yeterince ötekileştirilmiş diğer Kürtlere bağıran Şivan. Cegerxwîn’in cephe şiirlerinden bestelediği marşların coşkusuyla Orta Doğu cehennemine koşanları görmeyip dünya alemin lobi için didindiği yerlerde hunharca çiğköfte yoğurup haklı çıkacakları ya da siyasî bir pozisyon alacakları günü bekleyen kaçkınlara katılan Şivan.

Kendisinin Şivan olduğunu bilmeyen bir Şivan. Bir kaset gibi geçmişe ait, geçmişte kalan Şivan bu işte!

DEM

Sığınırsın göğsüne aşksız denizin

Cegerxwîn (1903-1984)

Çev: S.T.