Kamo'nun gülüşü

Kamo'nun gülüşü, bu pek ciddi medeniyet simgesini çileden çıkarır; bilindiği gibi sömürgeciler ciddi insanlardır.
Kamo'nun gülüşü

Duhok, bir zamanlar, Saddam’ın asker, polis ve ajanlarının cirit attığı enlemesine bir şehirdi. Birkaç derenin büyük bahçelere can verdiği şehirde sürekli olan bir şey yoktu. Her şey, her şeye dönüşebilirdi. Vahşet mevsimiydi; çocuklar büyümez, gençler yaşlanmazdı.

Orada, Kamo derler, bir adam yaşardı. Hamaldı. Bir nehrin ağzı kadar saftı. Ne olursa olsun gülerdi. Gülüşü bir kayanın dağından kopmasına benzerdi.

Ayakkabı giymezdi Kamo, hem ne gerek vardı? Nereye otursa, ayaklarını serin bir vadiye sarkıtır gibi bakardı.

Asıl işi değirmene yük taşımaktı. Ama kimin yükü olsa yetişirdi Kamo. Hiç kimseye “hayır” demezdi, “hayır” nedir bilmezdi. Bir iş değildi hamallık onun için, bir özellikti, var olma biçimiydi, kişilikti. Taşıdığı yük karşılığında para verilmeyince alınmazdı, kendini kandırılmış hissetmezdi. Kamo’nun aklına bir şey gelmezdi zaten. Birilerine fenalık düşünecek kadar aklı ne yapsın? Yaşıyordu işte ve her şeyin cevabı buydu.

Vahşet mevsimiydi. Filistinli devrimcilerin de aktif biçimde desteklediği Saddam’ın adamları diledikleri dükkâna dalar, yer içer, dilediklerini alır, bir kuruş para vermezlerdi. Bazen de kahvelerde oturur, kalkınca oturan birini işaret edip, “hesabı o ödeyecek” derlerdi. Pek çok Duhoklu için bu bir şerefti. Kıyımla terbiye edilmişlerdi, yenilmişlerdi. Ama Duhok, Spîrêz Dağı’na yaslanırdı aynı zamanda, özgürlüğe her zaman bir yolu vardı.

Eswed derler bir polisi vardır Saddam’ın, Duhok’ta, o yıllarda. Basralıdır. Vazife duygusuyla doludur. Çölden türeyip bu cennete gelmiştir. Öldürmek işidir onun, incitmek erdemi. “Sömürgecinin merhameti”ni bile bilmez; copundan namlusuna, tepeden tırnağa bir medeniyet simgesidir; bu “sergerde”leri yola getirecektir.

Bir gün bir kahveye dalar, yayıla yayıla yer içer, ölümcül bakışlarla etrafını süzer, yüzlerdeki korkuyu görünce yankılanan bir cesarete yaslanır. Kamo, kapıya yakın bir tabureye tünemiş, dalgın dalgın oturmaktadır. Eswed, çağdaş bir Asurbanipal kibriyle kalkar, kapıdan çıkarken Kamo’yu işaret eder. Kahvede oturan bazı “akıllı”lar, bunu kendilerine hakaret sayarlar. Eswed’in etrafında dönüp hesabı ödemeyi, üstüne para vermeyi teklif ederler. Kamo güler.

Kamo’nun gülüşü, bu pek ciddi medeniyet simgesini çileden çıkarır; bilindiği gibi sömürgeciler ciddi insanlardır. Eswed copuna davranıp Kamo’ya vurmaya başlar. Kamo güler. Eswed kendinden geçer, vurdukça vurur; Kamo güler. Eswed hırsını alamaz, bir polis aracına bindirip şehrin dışına götürür Kamo’yu. Diğer polisler de bir olup bu kafa, bu karın, bu burun demeden vururlar Kamo’ya. Kamo güler.
Kürdistan’ın delileri de politiktir! Köyünü basan askerlerin dövdükleri insanların ağlamasından zevk aldıklarını görmüştür Kamo, bu yüzden ağlamaz o, güler. Gülmek onun politik duruşu, dünya görüşüdür. Eswed ve hempası saatler sonra geberip gider bu diyerek bir hastanenin önüne atarlar Kamo’yu. Gülüşünü görmemek için onu yüzükoyun yatırıp dövmüşlerdir. Bu yüzden sırtında derin yaralar vardır. Duhoklular zararsız bir deli diye bildikleri Kamo’ya yapılanları duyarlar, infial olur. Yüzlerce insan hastanenin önüne birikir. Toza ve kana bulanmış kafasını kaldırırlar. Kamo gülmektedir.

Duhokluların tepkisi dindirilemeyince sömürge valiliği, Eswed’i dağlardaki bir karakola gönderir. Eswed bu kez kutsal vatanının o kısmını koruyacaktır. Ama orman ona ne kadar yabancı olduğunu söyler, yağmur nefessiz bırakır, kar selam vermez, gölge üstüne düşmez, en son bulut konuşur: Eswed’in üstüne yıldırımını salar. Eswed’in gözleri yanar, dudakları kavrulur; sarı bir duman tüter göğsünde, ayaklarından çıplak bir acı yükselir. Kamo’yu hatırlar. Can çekişirken başında birikenlere Kamo’nun bir melek olduğunu söyler. “Beni onun yanına götürün, beni affetsin” der.

Alırlar Eswed’i, Kamo’nun yanına götürürler. “Sen ulu bir kişisin, bak, bu adam, Eswed, can çekişiyor. Onu affet ki öbür dünyada kefareti azalsın” derler, dil dökerler.

Kamo hep yaptığı gibi güler yine, ama hayatında ilk kez “hayır” der!

DEM
Avundu iyilik güneşi
baş aşağı oldu yerden biten sel
yağmur ezgileri ve
akşam koçunun çıngırağı;
sığındılar narın köklerine

Ehmed Huseynî (1955)
Çev. S.T.