Orta Doğu cehenneminde Kürtler

Kürtler, yüz yıldır ilk kez gerçekleşen birlik ile IŞİD'i yenecekler tabii ve bu, maşayı tutanların da yenilmesi anlamına gelecek!
Orta Doğu cehenneminde Kürtler

FOTOĞRAF: Cihangir Remzi, 1979, İran.

11 Haziran 2014’te attığım Kürtçe (Kurmancî) twitte, “bazen düşmanın akılsızlığı da bir imkân yaratır. DAIŞ/IŞİD Kürdistan’ın birlik ve bağımsızlığının yolunu açacak” demiştim. Bu elbette bir kehanetten çok, Orta Doğu’da bir güç olarak yükselen Kürt toplumunun son yıllarda gelişen birlik ruhunu görmekle ilgiliydi. Bunun birinci aşaması, yani birlik gerçekleşti, bütün Kürt partileri IŞİD barbarlarına karşı savaşıyor. Ancak ikincisi başka bahara kaldı, çünkü IŞİD Kürtlere karşı “vekaleten” savaşıyor.

Son yüz yıllık süreçte Kürtlerin topraklarına yayılmış dört devletin ortak konsepti, kendi Kürdünü dövmekti. Kendi Kürdüne güç yetiremeyen devletin imdadına öbürleri yetişir, aralarındaki çelişkileri unuturlardı. Birer Kürt partisini destekler, birbirine karşı kışkırtır, “birakujî”yi (kardeş katli) bir araç olarak kullanırlardı. İran, korucularına “Müslüman Pêşmergeler” adını verir, Kurmanclara “Soranlar Kürt değil” derdi. Irak, “cahş”larını meclisine çağırır, Soranlara “Kurmanclar Kürt değil” derdi. Türkiye, öldürdüğü asileri yan yana dizip seyirlik hale getirir, Alevi, Kurmanc ve Zazalara “özbeöz Türksünüz” derdi. Suriye, Kürtlere kimlik vermez, mülk edinme hakkı tanımaz ve “siz Arapların Adnanî koluna mensupsunuz” derdi. Hepsi bir olup insanlığın gözü önünde insanlık suçları işler, yapmayın etmeyin diyen bir kimse çıkmazdı. Suriye savaşıyla birlikte durumda tek bir değişiklik olduğu çıktı ortaya; bu dört devlet de artık bir maşa kullanıyorlar, IŞİD’i. Bu, modifiye edilmiş bir İngiliz siyasî yöntemidir: “Köpeğim varsa niye havlayayım?”

Kürtler, Birinci Ortadoğu Düzeni’ne karşı çıkan tek ulus olmanın bedelini yüz yıl boyunca ödediler. “Muasır devletler”, vahşet aklının burada listesi çıkarılamayacak en “yaratıcı” uygulamalarını gerçekleştirdiler. Ancak Dersim’den Halepçe’ye, Agirî’den Kobanî’ye, Koçgirî’den Mehabad’a kadar yayılan bu yüz yıllık vahşet, son yıllarda yerini nispeten insanî bir duruma terk etmişti. Kürtlerin eline geçen birkaç petrol vanası, Birinci Orta Doğu Düzeni’ni bir ölçüde sarsmıştı. Brakujî söz konusu devletlerin bir aracı olmaktan çıkmış, Kürtlerin meşru karar mercii olacak Ulusal Kongre’den söz edilmeye başlanmıştı. Kürtler, yüz yıl sonra azıcık gün yüzü göreceklerdi.

Ama işte burası Ortadoğu. Amca çocukları olan Araplarla Yahudilerin 3000 yıldır savaştıkları Orta Doğu. Sünni ve Şiilerin 1300 yıldır birbirlerini kestikleri Orta Doğu. Gazze’ye, Arakan’a, Keşmir’e, Tahrir’e ağlayıp burnunun dibindeki “ümmetin yetimi” Kürtleri görmeyen bol imanlı “Müslüman”ların Orta Doğusu. Emperyalizmin kurduğu devletlerin yurttaşı olup Kürtleri emperyalizmin uşağı ilan eden “solcu”ların Orta Doğusu. Kürtlerin, zamanında, kahir ekseriyetle oy verdikleri, ama Enfal’den hemen sonra Saddam’ın huzuruna kız istemeye gitmiş gibi çıkan Ecevit’in, Esad’a “kardeşim” diyen Erdoğan’ın Orta Doğusu. “Hatay’dan girer Yemen’den çıkarız” diyen “soft power”cıların cehennemine TIRlarla ateş taşıdıkları Orta Doğu.

Bu Orta Doğu, bir yeryüzü cehennemidir. Burada IŞİD Ankara’nın işini gördü, Rojava devrimini nefessiz bıraktı. IŞİD Şam’ın işini gördü, Rojava’yı böldü. IŞİD Ankara, Şam, Bağdat ve Tahran’ın işini gördü, Güney’in bağımsızlığını belirsiz bir tarihe itti. Şimdi tasmalarını gevşeten müvekkilleri adına bombaladıkları camilerle, kiliselerle, kestikleri kafalar ve içtikleri kanlarla başkentlerdeki yağ tulumu bürokrat, asker ve stratejist takımının ruhlarını serinletiyorlar. Hepsi, hevesle, Kürtlerin eskisi gibi “sınırlarına” dayanacakları, bir kuru ekmeğe muhtaç kalacakları anı bekliyorlar.

Kürtlerin çiğnenmesi üzerine kurulmuş olan Orta Doğu aynı Orta Doğudur, ama Kürtler eski Kürtler değil. Yüz yıllık kâbus, bu ulusu dünyanın en dinamik toplumu haline getirdi. Mağduriyet bilgisi, ulusal bir bilince dönüştü. Haini bol bir toplumdan, kahramanı bol bir topluma evrildi. Vahşilerin önünden kaçanlar, hangi devletin resmi sınırları içinde olursa olsun, kendi evlerine gidiyorlar artık. Yüz yıldır ilk kez gerçekleşen birlik ile IŞİD’i yenecekler tabii ve bu, maşayı tutanların da yenilmesi anlamına gelecek!


DEM

Dertlerin başında gelen bir dert bu

Fehmiyê Bilal (1887-1967)
Çev: S.T.