Tehlikeli gerginler

Dolmuşa binen Suriyeli anne ve yaşlılara yer veriniz!

24 Temmuz 2011’de, Radikal 2’de yayımlanan “Medyanın Savaşı” (http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=haberyazdir&articleid=1057687) adlı yazım şöyle başlıyordu: “Medya bunu hep yapıyor. Önce provokatif bir haber verilir, ardından zinde kuvvetler birkaç Kürt’ün kafasını gözünü dağıttıktan sonra ‘tehlikeli gerginlik’, ‘oyunlara gelmeyelim’ bandı döşenir.” Bu tarz “habercilik”in de bir tarihi var elbette.

II. Meşrutiyet dönemi basınında daha çok muhalif isimler hedef gösterilirdi. I. Dünya Savaşı ve Ermeni soykırımıyla birlikte bu kez halklar ve devletler nefret nesnesi oldu. Gazete ve dergiler “fevkalâde” (özel) sayılar çıkardılar. Bu dönemde edebiyatçılar, şimdilerde millî bayramlarda okunan hamasî şiirlerini “teşvik” karşılığında yazdılar. Hemen hepsi cepheye götürüldü, ki bu, akla, operasyon bölgelerine götürülen köşe yazarlarını getirecektir.

Tek parti döneminde hedefte Kürtler vardır. Yazar ya da habercinin bilinç altına kaçırdığı ne fantezisi varsa, bu metinlerde ortaya dökülür. Bir çeşit nekrofili söz konusudur. Bu söyleme göre, yiğitlik ve erkekliği kendinde toplamış çelik iradeli ordu ile yok edilmesi gereken soysuz hainler arasında fallik bir savaş vardır.



DP döneminde bu kez komünistler hedeftedir. Yeni müttefiklere yaranmanın yolu, birkaç komünisti mütemadiyen işkencehaneye çekmektir. Merkezin solunun basını ise hedefe “nursuz Nurcular” diye nitelendirdiği kesimi koyar. Hepsi bir olup Rumlara yönelirler bu kez. Yıllar sonra aslında ne olduğu ortaya çıkar, ama maksat çoktan hasıl olmuştur: Göçertme, yağma, sindirme. Uzun süre solcularla idare eden gerginler, Kıbrıs’taki ırkçı Rumların zulmü sürecinde yerli mağdur Rumları yeniden hatırlayacaktır.

1980’li yılların ortalarında ise bir nefret nesnesi daha hatırlanır: Kürtler. Anlatılan süreçteki pek çok derin iş, yeni dönemde de mağdura mâl edilir. Pınarcık’ta, özel timlerce öldürülen bebek, “bebek katili” afişlerini kaplar, “Tunceli’yi PKK helikopterleri bombaladı” diyen Çiller’e, “havaya açılan ateş sonucu ölenler”e inanılır. Kasaba ve şehirlerdeki pek çok kişi, tehlikeli şekilde gerilip ev yakar, kan akıtır. Maksat hasıl olduktan sonra, söz konusu yerin mülkî amiri polis megafonundan tehlikeli gerginlere teşekkür eder, cezalandırma yetkisinin devlette olduğunu hatırlatır ve herkesin dağılmasını rica eder!

Uzun süre Kürtlerle idare eden gerginlerin şimdiki nefret nesnesi ise, Suriye’den gelen sığınmacılar. Davutoğlu’nun bilim dünyasında çığır açan görüşlerinin de etkilediği bir felaketle yurtlarından olan “Suriyeli”ler, yabancı düşmanlığı olgusunun iyice açığa çıkmasına vesile oldular. Dolmuşta, kahvede, sokakta, trafikte, otelde, emlakçıda, parkta, cami önlerinde, tatil yerlerinde bir “Suriyeli” lafıdır almış gidiyor. Kızıltepe’den İstanbul’a, pek çok yerden saldırı ve linç girişimi haberleri geliyor.

Söylem, kendi tarihiyle aynı: Ne kadar kötülük varsa, rakipte, nefret nesnesinde, hedef gösterilendedir! Onlar yokken buralar güllük gülistanlıktı! Bilindiği gibi hedef gösterenler kusursuz kişi ve kesimlerden oluşur!

İşinde gücünde insanları linççi kalabalıklara çeviren medya, tam da bu minvalde “tehlikeli gerginlik” bantları döşeniyor yine. Oysa bu, tehlikeli gerginlik filan değil, düpedüz ırkçı saldırıdır. Ama yaygın medya bu ifadeyi kullanmaz, çünkü buna yol açanın bütün tarihiyle kendisi olduğunu bilir.

Medyanın tehlikeli şekilde gerdiği tehlikeli gerginlerin bir kısmı zaten görevlidir; direktifi, işareti aldığı anda harekete geçer. Bir kısmı ise, gösterilen hedefe yönelerek kendini aklar. Bir tür katharsistir bu. Bütün kötülükleri, ona öğretildiği gibi, yabancıya yükler. Bu düşmanlık için medya tarafından zihnine yüklenmiş gerekçeler, aslında kendi gerçekliğidir de. Ama bunu düşünmez, ona verilen görev, yabancıyı hizaya çekmektir. Bu şekilde toplumsal çöküntü örtülür, hümanist kültürü yeşertebilecek empati ve dayanışma duyguları köreltilir.

İnsanları lanete gömen pek gösterişli tahlillere gerek yok. Birileri tehlikeli şekilde geriyor, birileri ise tehlikeli gerginlere dönüşüyor işte. Oysa bizi insan kılan şey, ötekiyle kurduğumuz ilişkinin niteliğine göre belirlenir ve insanî noktadan uzaklaştıran her türlü “gerekçe”nin ulandığı yer, ırkçılıktır.

Dolmuşa binen Suriyeli anne ve yaşlılara yer veriniz!


DEM

Mühim zamanlarda, mühim yerlerde yaşadım

Patrick Kavanagh (1904-1967)

Çev. Bülent Somay