Aslının kopyasının sahtesi

Aslolan ilk olan, kurandır. Her şeyin aslının, orijinalinin her zamankinden çok makbul olduğu günlerdeyiz.

Aslolan ilk olan, kurandır. Her şeyin aslının, orijinalinin her zamankinden çok makbul olduğu günlerdeyiz. Bir yandan kopyanın
cirit attığı kürede (bundan böyle belki bir edebiyat dışında o kelime, ‘dünya’, tövbeyle
söylenmeli) orijinalin bulunduğu pazarlara
nur yağıyor. Aslolanın asil de olduğu çağlar
çok uzaklarda. Asillerin, kılıç artıklarının,
çar ve sultan kalıntılarının magazinde bile
yer bulması kepazelik dozunun yüksek
olmasına bağlı. Geçenlerde genç bir araştırmacının taslağında, “Osmanlı
aristokrat ve üst düzey yöneticileri...” cümleciğine rastladım. Kuşkusuz aceleyle kalem sürçmüştü. Düşünmeye yaradı.
Osmanlı ne yapıp etmiş, asil yaratmamıştı. Haremden özenle seçtiği her dinden,
ırktan baş kadın sultanla soyu sopu düz
çizgi olmaktan çıkarmıştı. Aslolan erkti.
Erkek değil. Gerisi suyunun suyunun suyu.

Kopya aslın büyüsünden doğar. Onun peşine takılır. Birbirinden ürer. Giderek ucuzlar
ve bozulur. Kopyanın en masum ve heyecanlısı okulda çekilir. Yıllar yıllar önce bir yaşlı öğrenci, sınıfın en arkasına oturmuş, kitabı yere koymuş, çamurlu ayakkabılarıyla sayfa çevirerek kopya çekiyordu. “Kopyayı da ayağa
düşürdün...” demiştim. Günahını almışım.
Sonuçta, yıllardır takıldığı dersi, belki
geçerim diye son bir ayak hamlesine
kalkışmıştı. Oysa, yaparsa, kopyanın da
iyisini devlet  yapar.

‘ÖSYM Böceği’ kopyanın binlerle nasıl
çekileceğini millete gösterdi. Tüm namlı
kopyacıların yüzü kızarmış olmalı. Önce
üniversiteye girecek çocuklara sınav yapacağız diye başlayan ‘merkezi sistem’ (lütfen bir daha okuyun, adı bile yeterince ürkütücü değil mi?) giderek bir kapkara ucubeye dönüştü. Milyonlarca insanı test yoluyla ahmaklaştırmaya yönelik bir ucube.
Üstüne bir de paralarını alarak! Türkiye’de nereye ‘girmeye’ kalkışsanız bir ÖSYM belgesi isteniyor. En az bir, bazen daha fazla. Akıllı adamı bile şaşırtmaktan başka mahareti
olmayan sorularla milyonlarca insan bir
korku-bilimkurgu filmini aratmayacak
sistemle sınava çekiliyor. Her yıl o sınavlardan seçme sorular yayımlansa! ÖSYM’nin sınav yapması seçme, atama işlerinde hakkaniyetin temeli sayılıyor. Sistem tıkır tıkır işliyor.
Son rezalet gösterdi hakkaniyetin ne olduğunu. Sanmayın ki yeni anayasayla daha bir özerkleşen yüce Türk yargısı neler olduğunu aydınlatacak. Rezaletin, kopyanın daniskasının asıl ÖSYM’de, devlette olduğunu bilin yeter.

ÖSYM Böceği’nin kanatlarında dershane
ilişkileri var. Devletimiz bir yandan dolap
çevirirken öte yandan da sırtında asalak
sektörlerini gezdiriyor. Düzenli büyüyen
ekonomide dershane sektörünün payı ne?
Buna okul servislerini ekleyince milli hasıla içindeki payı ne oluyor? Eskiden kamu maliyesi diye bir alan vardı. Artık kalmadı. Olsa ÖSYM+dershane+servis üçlüsünün ekonomik balonunu araştırır, anlar, patlatmaya yardım ederdi...

Aslından kopyasına oradan sahtesine...
Sahte kandırmak için zekâ, kurnazlık ve
beceriyle yoğrulan. Aslı gibi yapmayan,
‘aslı işte bu, benim yaptığım’ diyen. En
son film festivalinde Rumen Mihaileanu
tüm referansları (Sovyet mezalimi, anti-
semitizm, Bolşoy) karıştırıp konser diye
bir aşure film yapmıştı. Kusturica uslubu
pek eğlenceliydi. Gözden düşüp odacı
olmuş orkestra şefi Andrey, Paris’ten
gelen daveti kapıp eski elemanlarını
toplayıp sahte-gerçek bir orkestrayı
sahneye çıkarmıştı. Göz kamaştırıcıydı.
Filmdi sadece.

Geçen gün daniskasını Togolular yapmış.
Bahreyn milli maçına sahte 11’le çıkmış,
maçı tamamlamışlar! Federasyon hiçbirinin
lisanslı olmadığını söylüyor. Hatta galiba
Nijeryalı filanlarmış. Ben fotoğraflarını
gördüm. Çakı gibi çocuklar. Biraz ürkek
duruyorlar ama olsun. 3-0 yenilmişler. Bence
hükmen galip sayılmalılar.

Dilllerde gerçek de gerçek, ellerde kopya.
Gerçek sahte sahneye çıkınca, kurmaca
sahteye susmak düşer. Togolu olmayan
Togolu milliler gönüllerin şampiyonu.