Avrupa kültürünün sınırı

İstanbul kaynayan kazanın tam</br>ortasında. Hafta geçmiyor ki bir</br>yerlere seçilmesin, bir şeylere</br>evsahipliği yapmasın.

İstanbul kaynayan kazanın tam
ortasında. Hafta geçmiyor ki bir
yerlere seçilmesin, bir şeylere
evsahipliği yapmasın. En son
trendy kent dergisi Wall Paper
yılın kenti seçmişti. Geçen hafta
bir kültür kurumu genel
kurulunu İstanbul'da yaptı.
Sessiz sedasız. Avrupa Kültür
Vakfı (AKV) Avrupa'nın en
köklü, milletlerötesi kültür
STK'sı. AKV'nin onlarca
yöneticisi İstanbul'da buluşup
vizyonlarını konuştular.
İstanbul'un kültür sanat
dünyasında iş yapan insanlarla
tanıştılar.

Neden haber bülteni gibi bir
giriş? Haber telafisi için. Bu
önemli olay güzide medyada
yer bulmadığı için. Neredeyse
hiç. Hem de AKV grubunun
başında iki prenses olmasına
rağmen! (Belki de kültürle ilgili
bir prensesin medyatik kıymet-i
harbiyesi yoktur.) Halbuki iki
prenses, AKV'nin son başkanı
Margriet ile İstanbul'da göreve
gelen Prenses Laurentien
toplantılara eksiksiz katıldılar.
Sorular sordular. Simgesel
değil, gerçek başkan olduklarını
gösterdiler.

AKV kültür alanında işbirliklerini
destekleyen, çeşitliliği zenginlik
olarak gören bir kuruluş. 52 yıllık.
Destek olduğu projelere bakınca
Adındaki 'Avrupa'dan kastının ne
olduğu anlaşılıyor. Türkiye'de yerel
(yani, altıçizili olarak, İstanbul-dışı)
kültür politikalarının geliştirilmesi.
AB üyesi olmayan Rusya'nın
Kaliningrad'ında kültür kurumları
için yenilikçi stratejiler arayışı.
Yine Moldovya'da benzer bir proje.
AKV Avrupa'nın sınırlarını AB
resmi dürbününden daha geniş
görüyor. Sanat, medya ve kültürel
hareketlilik alanında destekler
veriyor. Aynı konularda yayın da
yapıyor.

Vakfın başkanı Gottfried
Wagner, İstanbul Bilgi
Üniversitesi'nde bir de
konuşma yaptı. 'Avrupa'nın
Kültürel Sınırları'. Tartışılmayı
hak eden bir konuşma. Wagner,
gerçekçi üsluptaki konuşmasında
Avrupa'nın kültürel sınırları
olduğunu yadsımadı. Yine de
bu sınırların genişletilmesi
(hatta aşılması?) için de
kültürel kozmopolitliğe ihtiyaç
duyulduğunu vurguladı. Wagner,
'kültür ürünlerinin serbest
dolaşımı' kavramını ortaya
attı. Avrupa'nın savaşları,
faşizmi, milliyetçiliği yaymada
sınır tanımadığını hatırlattı.
Avrupa'nın iyi yanlarını ise
Avrupa'dan kaçan, göçen,
başka diyarlara sığınan
insanların sınırların ötesine
taşıdığını belirtti. Adına 'Batı'
denilen şeyin silikleşmekte
olduğunu da ekledi. Medyada
iri puntolarla yer almayı
hak edecek bir konuşma. (Belki
bir gün bir yerde yayımlanır.)

Konuşmanın belki de en vurucu
kısmı sanat - kültür sektöründe
çalışanların 'politik tavır' içinde
olmaları gereğine işaret etmesiydi.

AKV'nin İstanbul seferini bir başka
vakfa, İKSV'ye borçluyuz. (Vakfın
Genel Müdürü G. Taner geçen yıl
planlanıp vazgeçilen toplantının
olabilmesi için çok uğraştı.)

AKV'nin yöneticileri İstanbul'da
toplanırken Malatya'dan kan kokusu
geldi. Tıpkı kültür gibi vahşetin
de sınır tanımadığı doğrulandı.
Bakalım Türkiye, Avrupa'yı
dönüştürme gücünü ne zaman
fark edecek? Tabii kendisi de
değişmeyi göze alırsa...