Bayramda memleketten insan manzaraları

Kurbanlıkların Cumhuriyet tarihindeki</br>serencamı. Masum hayvanların arka </br>bahçeden, iç avludan havuzlu </br>meydana, otoyol kıyısına çıkışı.

Kurbanlıkların Cumhuriyet tarihindeki
serencamı. Masum hayvanların arka
bahçeden, iç avludan havuzlu
meydana, otoyol kıyısına çıkışı. Satış
yerleri sayısının geometrik diziyle
artışı. Şehrin en ayakaltı, gözönü
yerlerine pazar kurulması. Zenginlerin
kesip yoksula bir tabak et dağıttıkları
hayırseverlik gösterisinin bir
vatandaşlık vazifesine dönüşmesi.
Nüfus başına düşen kurban
sayısının son 85 (evet 2008, 29
Ekim'in 85. kutlanmasına sahne
olacak) yılda geçirdiği değişim.
O arada nüfus başına et tüketimindeki
zikzaklar... Tarihi bilinenler dışında
parametrelerle yazmak (okumak) da
mümkün. Hem kurban kesimi, inanç-
iman sahipliğiyle pek de doğrudan
ilişkili olmayan çok eski bir görenek.

Bayramın küslerin barışması,
düşmanlık yerine dostluğun
gelmesine vesile oluşuna dair eski
(boş fakat hoş) diskurun yerinde
yeller esmekte. Hele hele
bayramyerlerinde (hatta pek çok
şehrimizde doğrudan bu isim altında
semtler de yok muydu?) hep birlikte
eğlenme geleneği unutulup gitti. Hatta
her bayram, uyarılara rağmen, çocuk
milletinin çatapat, maytap şenliği
de tarihe karıştı. Bayramlar sessizce
geç(iştiril)iyor. Çocuklar
taşkınlıklarını ekran başında, elde
bilgisayar faresi içlerine akıtıyor...

Ah eski bayramlar! Anlamsız bir
nostalji. Geçti gitti. Yeni bayramın
ne ifade ettiğini anlamakta eski
bayramlar işe yarıyor, o kadar.

Memlekette kim ne demiş, kim ne
anlamışa şöyle bir bakmak bugünkü
bayramı yerli yerine oturtmakta faydalı.

Gaziantepli bir yeni, 'harika
çocuk' bakanımızın dediği, yediği
her gün önümüzde. Kendisi baba evine dönüş yapmış. Babasının 'yâd ellerde
ne işin olur?' dediği tepeciğe çıkıp 'işte baba, oğlun sözünü tuttu' diyesi,
babalarla başarısı ABD'den onaylı,
hayırlı oğul örneklerine bir yenisini
eklemiş. Hem de sonra çarşıda gezerken, hem de yanında koruma olmadan
gezerken, Amerikalı ve kadın başına kayınbaba memleketinde çarşı-pazar yapan, hem de başı açık (F. Say'ın tüm bakanların eşlerinin başı örtülü genellemesinin yanlışlığı burada da doğrulanıyor!) eşiyle tesadüfen karşı karşıya gelip... İşte bu IMF ile Merkez Bankası'na (ikisinin bir arada olması bir tutarlılık durumunun göstergesi)
bakan devlet bakanımızın, başkenti
Ankara olan Cumhuriyet'in merkez bankasını, hem de bankanın kendi
hükümeti tarafından atanan (vaktiyle
kapısı önünde duran ayakkabılar
yüzünden alaya alınmış olan) başkanının acı karşı çıkışına rağmen, İstanbul'a taşıyacağını açık etmesi. Sonra da bayram günü alacak konuşmaya gelen IMF
heyetini Gaziantep'de Zeugma'ya
(buradaki mozaik portreye 'Çingene
Kızı' demek galiba multi-etnik,
hoşgörü imajı bakımından işe yarıyor) götürüp... Türkiye'ye not veren bir
global kuruluşun kontenjanından önce Meclis'e, sonra kabineye dahil olan
bu halk çocuğu bakanımızın daha
zor bir konjontürde daha önemli
görevlere gelebileceği anlaşılıyor.
Paşa torunu Kemal'den, köy çocuğu Mehmet'e IMF'nin de tercihlerini
hafifçe popülarize etmesi
dikkat çekici...

Böylesine bir ortamda, Kuzey
Irak'a hava harekâtını yöneten Genelkurmay Başkanı'nın, İsrail'den
kiralık alındığı söylenen izleme
donanımı sayesinde vurulan hedefleri
'BBG Evi'ne benzetmesinde yadırgatıcı
bir yan yok. Savaşın bir 'oyun' olduğu eskiden beri biline/söylenegelir.
Her şey gibi onun da gitgide daha
pop ve daha sanal olduğunu
söyleyenlere ise giderek daha fazla
kulak asmalı...

Memleketten insan manzaraları her
zaman şiir tadında olmuyor. Yavan
bir tat bayrama da insan manzarasına
da hâkim oluyor.