Bir dergi çıkaramadık Samih Usta

Dost kimdir? Uzakta olsa da </br>hep 'burada'ymış gibi olan.</br>Tüm sorulara 'varım' diye...

Dost kimdir? Uzakta olsa da
hep 'burada'ymış gibi olan.
Tüm sorulara 'varım' diye
cevap vereceğinden emin olunan.
Yıllar geçtikçe sayısı ters
orantılı olarak azalan. Hatta bazen
biriyle tüm bir ömür geçir(n)ilen.
Varken, varlığından hiç kuşku
duyulmayan. Yokken... Dostun
yokluğu olmuyor! Önce koca bir
krater oluşuyor. Sonra anlar ve
anılardan bir bellek bulutu
bu kraterin içini dolduruyor.

Samih Usta'nın haberini
aldığımda da öyle oldu.( Samih,
Samih olduğu kadar 'Samih
Usta'ydı benim için.
Merhabadan önce bir şöyle
'usta!'laşırdık karşılıklı.) Önce
o büyük boşluk. Sonra tüm o
güler yüzlü kelimeler ve nidalar...
İlanlar ve haberlerde Samih'ten
'çevirmen, yazar, şair, fotoğrafçı,
mimar' diye bahsediyor.
Tasarımcı, yayıncı, rejisör,
restoratör daha pek çok şey
eklenebilir. Oysa, o bunların
tümünü bir arada taşıyordu.
Hem de büyük doğallıkla.
(Kızmayacağını bilsem cesaret
edip 'rönesans adamı' diyesim
var...)

Birlikte bir dergi çıkardık. Fol.
Mehmet (Ulusel), Nevzat (Sayın),
Hakkı (Mısırlıoğlu) ve Engin'le
(Altaş) birlikte. Enis'in (Batur) de
çok büyük emeği var. Yayın
kurullarımız bir ömürdü.
Hepimizin mesaileri bittikten
sonra. Hakkı'nın Ajans Ultrası'nda,
bazen, artık tarihe ait, Ortaköy-
Myott'un bodrumunda. Saatlerce.
Kararımız en küçük bir fotoğraf
ya da tek bir satırın dahi sadece
oybirliğiyle dergiye alınmasıydı.
Saatlerce kavga ederdik. Tatlı tatlı.
Bazen 'cesedimi çiğnersiniz'ler (over
my dead body!) havada uçuşurdu.
Gece yarısını geçe çıkılır, bir köşede
tost, işkembe ya da mantı 'supesi'
yapılırdı.'Tatmin olmak için' dergi
çıkarmakla suçlanmıştık. Doğruydu.
Sahiden tadına vararak yapıyorduk.

Samih her sayıda mutlak bir şey
yazardı. Hatta kendisine bir yazı
düşmeyince hafif gücenir, "ben
de bir şey yazayım" deyiverirdi.
Fol'un görsel çizgisinde siyah-
beyaz fotoğraflarının vazgeçilmez
bir rolü vardı. Bir tek kötü yazıya
deli olurdu. "Ne yani, bu da yazı
mı şimdi" derdi. Bazen aynı yazıyı
ondan sonra okurdum. Tek kelime
kırmızı kaleme dokunmadan!
Onun düzeltmesinden geçen yazıyı
okumak zevkti... 9. sayıda Fol'a
'ara verdik'. Yine oybirliğiyle. 9,
son sayı oldu.

Sonra Aries'in yayın kurulunda
takımı baştan topladık. Bu kez Arif'le
(Çağlar), Ferda (Keskin) da vardı.
Samih Usta, "yazı yazan adam
kalmadı, gelen tüm yazılar çamur"
diye söylenirdi.

Bazen gazetede çıkan bir yazımdan
söz etmek gafletinde bulunsam "usta,
bastır getir, okuyalım" derdi. Kendi
kitaplarını özenle imzalamış olarak
getirir hepimize dağıtırdı...

'Ada'sını o zaman okumuştum. Güzel
bir kitap olarak hatırlıyorum. Geçen
pazar baştan okudum. Çocukluğun
kayıplarından (balıkçılar, bir kaya,
bir ışık...) söz ederken ölümü yazmıştı.
Sarsıldım. 'Bora'nın sonundaki şu
cümle: 'Nasıl bir bekleyişse çoğu
kez kavga, oyun, ölüm ya da sevişme'.

Sonraki tüm buluşmalarımızda Samih
"gelin, bir dergi çıkaralım" diyordu.
"Dergi olmazsa kitap". Bir ara, Fol 'a
'durma' temalı bir sayı yapmaya
giriştik. Olmadı. Bir dergi dahi
çıkaramadık. Şimdi Samih'in
arkada bıraktıklarını yayımlamak
boynumuzun borcu.

Dost ölümlerini gazete ilânından
okumak yok mu? Bizim bildiğimiz
hayat, Samih'in deyişiyle 'eksiliyor'.