Cinayet kutlamaları

Ölene ihtiramda bulunmak bir</br>görev. Ama acıyı azaltmıyor.</br>Ağlamak, bağırmak, 'Hepimiz</br>Hrant'ız' demek mümkün.

Ölene ihtiramda bulunmak bir
görev. Ama acıyı azaltmıyor.
Ağlamak, bağırmak, 'Hepimiz
Hrant'ız' demek mümkün. Lâkin,
demekle Hrant olunmuyor. Önce,
gidenin ardında bıraktığı izin ne
anlama geldiği sorgulanmalı.
Rakel Dink'in '17 yaşında bir
çocuğu önümüze suçlu olarak
atmayın' deyişi bir ipucu. Bizler,
ne de olsa, 'geride kalanlarız'.

Tribünler sosyal hayatın yeni
arenası. Bir müddettir böyle.
Araştırmacılar ısrarla ihmal
etse de. (İsimleri reklâm
sloganlarını ya da futbol
tezahüratını çağrıştıran magazin
kitaplarrını araştırmadan saymalı
mıyız?) Değişimin işaretleri
tribünde beliriyor. Stadyumda
kırılan faylarda sosyal hayatın
yüzeyi altında kalanların kesiti
görünüyor.

İlk işaret Trabzon'da ortaya
çıktı. Beyoğlu'nda Agos satanların
sesi henüz susmamışken. Bir
pankartın etrafındakiler Hrant
olmadıklarını özbeöz Türk ve
Müslüman olduklarını bağırdılar.
Tıpkı 17 yaşındaki çocuk-katil
(o artık bir efsane, şimdiden
M.A. Ağca'yı gölgede bıraktı)
gibi beyaz bere takmışlardı.
Pankartın en alt satırında
'Hepimiz Mustafa Kemal'iz'
yazıyordu. Cumhuriyet'in
kurucusu cinayete üzülmeyenlerin
kalkanı olmuştu.

Çok geçmeden ikinci işaret
göründü. Elazığ'da oynanan maçta
başka bir pankart açıldı. Bu kez
Elazığ seyircisi rakip Malatya'yı
Ermeni olmakla suçluyordu.
Biçare Malatyalılar 'Hepimiz
Hrant'ız' dememişken. Sırf H.
Dink o kentte doğmuş diye.
(Bazı TV'lerin doğduğu köye
kadar girip orada yaşayanlara
'İyi insanlardı' diye söyletmiş
olmalarının etkisi var mıdır,
bilinmez.) İki komşu kent
arasındaki tek rekabet noktası
'Ermenilik' oluvermişti.

O sırada ('gâvur') İzmir'de bir
başka tribünde, havada sandalyeler
uçuşuyordu. Yenilen Diyarbakır
ile yenen KSK seyircisi birbirine
sandalye fırlatıyordu. Sonra o
tezahürat başladı: 'PKK dışarı!'.
İzmir en fazla sürgüne uğratılmış
Kürt nüfusun bulunduğu
şehirlerden biri. Tribünlerdeki
Diyarbakır taraftarlarının kaçı
Diyarbakır'dan gelmiş olabilir?
KafSinKaf seyircisi bu defa
kendi hemşerisini PKK'lı
görür olmuştu.

Tribünlerde ortaya çıkan
işaretler bir tür yeni milliyetçilik
ya da ırkçılık değil. Ayaktakımının
kitle halinde, eski rejimin yanında,
bu kadar şiddet dolu ve fütursuz
yer alması buz gibi faşizmin ayak
sesleridir. Cumhuriyet'in gidişinin
kötü olduğunu söyleme vakti
çoktan geldi, geçiyor. Biraz tarih
bilgisi, az siyaset sezgisi gelmekte
olanın faşizm olduğunu gösteriyor.
Hem de bunca demokrasi ve
özgürlük lafı edilen bir dönemde.
(Tarihte de öyle olmamış mıydı?)

Diğer olup bitenler, katillerin
yanında (arasında) fink atan
muhbirler, bayrak altında (yine
Mustafa Kemal'in sözleri!) poz
düzmeler, suçu derin devlete
atıveren güçsüz bir başbakan, hepsi
adeta müphem bir kavram haline
geliveren çetenin sanıldığından
daha kalabalık ve daha yaygın
olduğunun kanıtları.

H. Dink suikasti, şeylerin, görmek
istemeyen gözlere bile aşikâr
hale gelmesine yaradı. Yeter ki
üzüntü ve öfke anlamayı
zorlaştırmasın.

Çöküş kaçınılmazsa şu soru
sorulmalı: Geçmişle hesaplaşmak
mı? Geleceği kurmak mı? Yoksa
ikisi birden mi?