Devlet babanın yetimleri

Sekiz çocuğu alıp getirip tıktık.</br>Madem öl(e)mediler, çürüsünler.</br>Üstlerinden bir de yayın yasağı...

Sekiz çocuğu alıp getirip tıktık.
Madem öl(e)mediler, çürüsünler.
Üstlerinden bir de yayın yasağı
kilidiyle havasız, sımsıkı, örttük.
Oğullarımız vuruşup duruyor.
Kimisi 'şehit', kimi 'terörist'.
Hangi tanrıya kurban oluyor?
Geride kalan oğulların ruhu bereli.
Kuytuda kıstırılıp kıskıvrak
çaresiz, kimsesiz sınırın ötesine
taşınıp esir bile sayılmadan
alınıp verilenlere ne demeli?
Ölmeyi bilmeyip 'kahramanca',
canlı geldiklerine göre kapımıza,
öz değil, üvey değil, manevi hiç
değil, evlatlık, evlat-çık 'onlar'.
Gayri, bu silinmez günahlarını
pembe yanaklarında taşısınlar.
Suskunluğumuzla bir perde daha.
Biz öldürelim onları...

'Allah Korkusu' diye sergi açmış
Hafriyat'çılar. Allah'tan kim korkmaz?
Tezvirat başlayınca, müdebbir,
kolluktan göz kulak (olmasını)
istemişler. Kollamak için gelen
kollukçular korkunca, sorguya
girişmişler. 'Bu resmin ana teması
ne?' Korkuyu sarakaya alırken
korkutan bizim Hafriyat'çılar
şaşmış kalmışlar. Şimdi korkuyu
anmanın cezası neymiş bilecekler.
Sanatın en korkulu iş olduğunu
hatırlayıp hatırlatacak. Sergide
asılı cansız suretler korku içinde
gün sayacak, çile dolduracak.
Devlet korkusunun Allah korkusundan
yaman olduğunu ne çabuk da
unutmuşuz. İlgisizliğimizle
yarım bırakalım Hafriyat'ı ve
korkuya atalım sanatı.

Devlet 'ana' derken(de) haksızdı
Kemal Tahir. Romantik, Asya
hayalleri içinde. Ana olsa bir
nebze sakınırdı çocuklarını. Oysa
devlet, bildiğimiz, hep 'baba'. Tek
bildiği de 'Ya devlet başa...'
Ne dostunu, ne düşmanını birbirinden
ayıran, ne gerçek başarıların
tadını, ne yenilgilerin acısını
duyan. Biz onu reddetmezsek
usulüyle, sivilce, onun bizi kurbanlık
yetim nüfusundan sileceği yok.

Özür notu: İnsan kültür sayfasına
sergi, konser, festival, fuar, kitap,
güzel şeyler yazmak istiyor
haliyle. Ah şu evlatçıklar olmasa...