Hırsıza gecikmiş mektup

Bazı şeylerle başa çıkmak zor.</br>Hele belli aralıklarla tekrar</br>ediyorlarsa. O zaman yazmak </br>kaçınılmaz oluyor.

Bazı şeylerle başa çıkmak zor.
Hele belli aralıklarla tekrar
ediyorlarsa. O zaman yazmak
kaçınılmaz oluyor. En azından
düşünce düzleminde yaratilan
dalgalari biraz yatıstırmak icin.
Eski yılın sonunda gecenin bir
yarısı nedensiz uyandım.Yatak
odasındaki etajerin üzerinde bir
el ve bir fener! Bağırmaya
başladım. Hırsız kaçtı. (Son 10-
11 yılda galiba 4 oluyor.) Bahçede
köpekler hırsız(lar)ın ardından
usluca havlıyordu... O sabah sıcağı
sıcağına yazacaktım. Olmadı.
Sabaha kadar eve giren farklı
görevden ve merkezden polisler,
karakolda tutturulan zabıt, kredi
kartlarının iptali, kilitlerin değişimi,
sigorta için görüşme, ehliyet ve
nüfus cüzdanının yenilenmesi
derken yazının saati geçti... Araya
başka iş, yazı girdi... Bugüneymiş.

İşin bir kişisel yanı var. Zati eşya
ile vedalaşma durumu. Girilmez
sandığınız alana destursuz
girilmesi. Kapıp götürdüklerinin
değeri az değil. Ama asıl evrak
çantasının hayatından öyle çıkıp
gitmesini epey yadırgıyor insan.
Yani tüm o kâğıt parçaları, yıllardır
hayata eşlik eden dolmakalem,
toplantı notları, bordrolar, şiir
defteri filan. Belki bağırtıyı
duyunca ayıklamaktan vazgeçti(ler).
Belki günün birinde, bir bienaldeki
bir yerleştirmede, gidenler karşımıza
sanat nesnesi olarak çıkar. (Gerçi
şakası bile soğuk. Yine de başa
gelenle başa çıkmanın yollarından
biri bu.)

Çağrıya cevap verip gelen tüm
polisler saygılı ve çok mesafeliydi.
Parmak izi için gelen ekip bir iz
bulamayacağı konusunda peşin
bir huzur içinde gözüküyordu.
Diğerleri onlarca defa rastladıkları
olay karşısında soğukkanlı ve
ölçülü idiler. Yeni belgeleri çıkaran
ekip ise çok misafirperver ve
yardımcı. Yarım gün içinde tüm
belgeler gıcır gıcır hazır edilmişti.

Kaçınılmaz olarak başa gelip
duran şey (bireysel gibi görünse de)
artık sosyal ve tabii ekonomik bir
hal almış demektir. Belli, hırsızlık,
soygun, kapkaç ve tüm benzerleri
yeni sosyal bölüşümün göstergeleri.
İktisat kitaplarında yazmıyor
olması durumu değiştirmiyor.
Bölüşümdeki eşitsizlik ve açık
büyüdükçe 'piyasa'mekanizmaları
çalışmaya başlıyor. Zorla ya da
güzellikle zıtlıkları törpüleyen
telafi yolları ortaya çıkıyor.
Kişisel olarak ne kadar tedbirli
olursak olalım, sosyal sonuçlarına
katlanıyor, bedelini ödüyoruz.
O zaman derim ki, gelin
mahallelerde sosyal yardım
stk'ları(?)kurup her yıl belli
ödentilerle birer bandrol alıp
"ödenmiştir" ibaresiyle
kapılarımıza yapıştıralım...

H H H

Araya hırsız girmese talancıları
yazmak niyetindeydim. Otları
yolmak, dikenleri temizlemek
bahanesiyle dil bahçemize
girenleri. Çocuklarımızın
kitaplarından meselleri,
atasözlerini temizlemeye
kalkışanları. Dilimizi
kemiksiz bırakmak isteyenleri.
Geçende TDK'nın başkan
yardımcısı çocuklarımızın kötü
sözlerden arındırılacağını, yeni
sözlüğe çirkin atasözlerinin
alınmayacağını müjdelemiş!
Eksik olsun. Kurum yöneticilerini
dilimizin güzelliğini bozmaya
yetkili kılan anayasa bile olsa,
sivil ayaklanma hakkımızı
kullanırız.

Dilimizin önce 'sadeleştirme'
şimdi de siyaseten doğruluk
safsatasıyla fakirleşmesi hepimizi
ırgalar.Hayatın sadeleşmesi ise
neredeyse bir zorunluluk.