Kağnı gölgesinde kültür

Aziz Nesin'in Zübük romanını</br>kim unutur? Hani yaz sıcağında,</br>tozlu yollarda tangır tungur giden...

Aziz Nesin'in Zübük romanını
kim unutur? Hani yaz sıcağında,
tozlu yollarda tangır tungur giden
kağnının tekerlekleri arasındaki
gölgeye sığınıp güneşten korunmaya
çalışan 'it' metaforu. Hem pek bi
sevimli hem de bi o kadar asalak.
Zübük. Faydasız ama zararsız bir
yaratık. Varlığını başka şeylerin
gölgesinde (sayesinde) sürdüren bir
'tip'. Şu bitmeyen yaz felaketinde
patlayıveren 'kültür tartışması'
ister istemez akla Aziz beyin
zübüğünü getiriyor.

Seçimler yapılmış, sonuç alınmıştı.
'Sivil anayasa' (bu deyim, sevgili,
rahmetli E. Ayhan'ın da dediği
gibi, öncelikle ve doğrudan 'üryan'
sıfatına gönderme yapıyor; üryan
bir anayasa fazlasıyla romantik bir
ütopya) geyiği ortalarda salınmaya
başlamış mıydı, emin değilim.
Hürriyet'te sanat ve kültürün tek
başına bayraktarı D. Hızlan ilk kez
yazdı. Eğer yanlış hatırlamıyorsam.
Önce partilerimizin seçim
beyannamelerine şöyle bir göz
gezdirdi. Sonra da Kültür ve
Turizm Bakanlığı'nın 'ortadan'
ikiye bölünmesi gerektiğini savundu.
Kültür, aynı bakanlığın içinde
turizmin fena halde gölgesinde
kalıyordu. Haklıydı.

Sonra, koro duyuldu. Muhtelif
basın organlarının necip ve ulu,
kısa-uzun kültür köşelerinde
kültür işinden anlayanların konu
ile ilgili değerli fikirleri boy
göstermeye başladı. Ne gariptir,
fikrine başvurulanların neredeyse
tamamı eskinin Kültür/Turizm
Bakanları'ydı. Hepsi de, sanki
sözleşmiş gibi 'ayrıla' aryasını
avazladılar. Bir de kültür
'lordları'na soruldu. Onlar da
ha keza!

Kimse çıkıp da iki bakanlık ilk
ne zaman ve neden birleşti diye
sormadı. IMF ve diğer devlet
alacaklılarımızın kamunun küçülmesi
'dostane uyarısı'nı hatırlay(t)an
olmadı.

Tartışmada gözden kaçırılan şey
şu. Kültür, bakan eskileriyle
lordlara bırakılamaz. Onlar ne
derse desin, kültür halkımızın
'üryan' kesiminin doğrudan
günlük hayatına dahildir.

Yazmıştım. Bakanlığın adı
Kültür Turizmi olsun demiştim.
Kültür, şartsa, Vakıflar'a bağlı
şube müdürlüğü olsun
demiştim. Soğuk şaka bir yana,
kültürü (ve sanatı) doğru
anlayıp (beş parasız) bilinçli
uygulayan, dinamik genç
üreticilerinden sormak gerekir.
Stüdyosuz müzisyenler,
ödeneksiz tiyatrocular,
küratörsüz sanatçılar, graffiticiler,
merkezsiz kültürcüler. Eğlenerek
eylemeyi bilenler. Bakanlıksız da
yap/a/bilenler.

Kültüre özerk kurullar baksın
denebilir. Kamu (siz bunu
kibarcasıyla değil, 'devlet' olarak
okuyun) daha fazla kaynak
ayırsın da denebilir. Sinema ve
tiyatroda 'özerk' kurullar var.
Bu kurullar kurumlaşamıyorlar.
Politika üretemiyorlar. Para
dağıtıyorlar. Alan da alamayan
da şikâyetçi. Cumhuriyetimizin
üç çeyrek yüzyıllık tarihinde
özerk kurul/kurum hangisi?
TDK? TTK? TRT? YÖK?
RTÜK?

F. Say'ın başlattığı -lakin pek
kısa süren- müziği varoşlara
taşıyalım tartışmasını izlediniz
mi? Bir şey anladınız mı?

Bir de yaklaştıkça uzaklaşan
İstanbul 2010 var, vardı... Olsun.
Gölgeli günler.