Komşularımızla konuşmak

Sınırın hemen ötesindeki, </br>komşu. Aynı yerlere 'konmak'tan </br>gelen bir kelime. Evin sınırlarının </br>bittiği yerde komşununkiler başlar.

Sınırın hemen ötesindeki,
komşu. Aynı yerlere 'konmak'tan
gelen bir kelime. Evin sınırlarının
bittiği yerde komşununkiler başlar.
Evin sınırları, kalenin sırlarından daha
mahfuz, daha geçirmez. Son 10-15
yılda sınırları en çok değişen, komşu
sayısı en çok artan ülke Türkiye. Bu
gidişle daha da değişedurur gibi.
Türkiye'nin sınırları hakkında ne
kadar az çalışma yapıldı bugüne
kadar. Oysa genel (genelgeçmez!)
'sınır' kavramı üzerine ne çok
sergi, sanat şeysi gerçekleştirildi.

Sınırlarla ilgili sorular sınırsız. Ne
zaman, kimler arasında, nasıl
çizildi? Zaman içinde kimlerden
kimlere devredildi? Ne kadar kan
döküldü? Asıl önemlisi hiç kan
dökülmeden nasıl bir günde, bir
madde ve bir haritayla çiziliverdi?
En çok ihlal edilen sınır? Hiç
açılamayan sınır?

Bugünlerde Türkiye'nin sınırlarının
savaş (savaş kavramı da giderek hiç
alışık olmadığımız bir anlam
'kazandı'; tüm sevimsizliğiyle)
yoluyla genişletilmesi ya da
güvenlik çizgisine çekilmesinden
dem vuruluyor. Daha pek yakında
Lozan'ı değiştirmek isteyen
düşmanlardan konuşuluyordu.
Sınırlarımız hakkında bu kadar
cahil,meraksız olup (hangi
anlaşmanın hangi maddesinde
yazıldığını bilmek demek nasıl
'çizildiğini' bilmemek demek) bu
kadar uluorta konuşmak bize özgü
bir meziyet olsa gerek.

Bir-iki gün komşularımızla kültür-
sanat 'piyasalarımızı', işleyişi,
tıkanıklıkları, zorlukları, aktörleri,
figüranları, kültür gerillalarını, tek
kişilik örgütleri, sık sık devleti,
arada sırada yerel yönetimi, STK
durumunu, bağımsızlığı, çağdaşlık
durumunu, kültürel beyin göçünü
konuşuyoruz. Konuştukça ne kadar
az konuştuğumuz ortaya çıkıyor.
Hemen yanıbaşımızdaki, sınırın
ötesindeki komşularımızla konuşmak
yerine öteki'lerle, Alman STK'ları,
Hollanda kurumları, ABD
vakıflarıyla ne çok ve sadece para
için konuştuğumuzu iyice görüyoruz.

Gürcü sanatçı Kafkaslar'da bir tur
yapmış. Sanat insanlarına komşularını
sormuş. Grafikle sonuçları gösteriyor.
Ortada Gürcistan, Ermenistan ve
Azerbaycan. Çepeçevre Türkiye,
Rusya ve İran. Kafkas sanatçılarının
(daha çok halklarının) sınır
komşularını değil, bir ötedeki
komşularını sevdiklerini anlatıyor.
İlk 'sıcak' tartışma çıkıyor. Bir Gürcü
küratör duruma şiddetle itiraz ediyor.

Halep'teki tek kişilik sanat
ordusu, galerici, kültür müteşebbisi
devletle köşe kapmacasını anlatıyor.
Nasıl devletin haberi olmadan
devletin mekânlarını sanatsal
amaçları için (iyiye) kullandığını,
valiye hiç çaktırmadan belediyenin arozözlerini son dakikada getirtip
açılış öncesi temizlik yaptırdığını,
ceryan kesik olduğu için
otomobil farlarının ışığında sergi gezdirdiğini, her sergiye
sanatçısı olan ülkelerin
misyon şeflerini çağırıp
fotoğraflarını çekmeye özen
gösterdiğini bir bir sıralıyor.

İranlı editör sanatçılardan istediği
metinleri okuyor. Herhangi bir işini
görülür kılmak için devlet
ajanslarından izin almak zorunda
olan bir sanatçı için bağımsızlık
kelimesinin önemini yitirdiğini
anlatıyor. Duvarların şehit portreleri
ve güllerle donatıldığı bir ülkede,
kamusal alanda değil olsa olsa
kapalı-özel alanda sanattan
bahsedilebileceğini hatırlatıyor.

Batıda yaşayan ve çalışan sanat ve
kültür insanlarına parmak ısırttıracak
sayısız güçlükler, türlü çeşitli aşma,
kırma, etrafından dolaşarak yaratma
yöntemleri.

Konuştukça sınırlar daha iyi anlaşılıyor.

Komşularımızla yakınlaşmak için eşsiz
bir tarih kesitini yaşıyoruz.