Kültürde saflar belirleniyor

Megakentleri anlamaya çalışırken</br>farklı gözlükler takılabilir. Kent</br>kuramının verileriyle sosyoloji</br>harmanlanabilir.

Megakentleri anlamaya çalışırken
farklı gözlükler takılabilir. Kent
kuramının verileriyle sosyoloji
harmanlanabilir. Küresel ekonomi
bilgileriyle üretimin topyekûn
farklılaşan yeni biçimlerinden
yararlanılabilir. Ya da sadece
insan üzerindeki etkiler dikkate
alınabilir. Ne var ki, 'kültür
savaşları' neredeyse olmazsa
olmaz bir değerlendirme ölçütü
olarak ortaya çıkıyor. Kültür
savaşları, giderek azalan boş
vakitlerinde (ya da boşalmamış
dahi olsa, işten, yoldan çalınan
'ara vakit'lerinde) insanların ne
'tüketeceği'. Başka söyleyişle,
kültürel haklara erişim ve
yararlanma savaşları... (Kültürel
hakları savcıların gazabına
uğramadan kullanmak ayrı
maharet!)

Türkiye'nin bir kültür politikası
olacak! Şimdiye kadar yoktu
sanmayın. Yazılı olmasa da
devletlerin kültür politikası (eski
deyimle siyasası, policy
anlamında) hep vardır. Bu defa
durum farklı. Türkiye Avrupa
Konseyi'ne resmen bildirimde
bulundu. Kültür politikası için
'görüş'e hazır olduğunu söyledi.
Şimdi kültür politikasının resmi
bir belge olarak yazılması için
önümüzde iki yıla yakın bir
zaman var. Türkiye'nin kültür
politikası içinde İstanbul'un
özel ve geniş bir yeri olmaması
düşünülemez.

İstanbul'da kültür hızla özelleşiyor
ve küreselleşiyor. Böyle olunca da
sıradan İstanbullunun hayatına
giderek daha fazla yabancılaşıyor.
Kültürü giderek daha fazla para
getirecek bir iş alanı olarak gören
azınlıkla, onların hedef tüketici
kitlesine ait bir şey haline dönüşüyor.
Bu sürece İstanbullunun, 10 milyonu
aşkın insanın kültürleşsizleşmesi
demeliyiz.

Son olarak Harbiye'nin kongre
vadisi olmasını öngören proje
kesinleşti. Yarın öbür gün Muhsin
Ertuğrul'un oralarda ilk kazma
vurulur. En az anayasa tartışması
kadar manşetlik haber üçüncü, beşinci
sayfalarda iki paragrafa sığdı. Proje,
belediyenin bir dairesi olan İMP
tarafından hazırlandı. Ne doğru
dürüst konuşuldu, ne de tartışıldı.
Kaynadı gitti. Satır aralarında sus
payları yok değil. Yok tiyatronun
alanı büyüyecek, yok Açıkhava
aynen kalacak, yok yaya yolu
yapılacak. Sanki tüm sorun
buymuş gibi... Kimse biçare
tiyatronun alanı iki katına
çıkarken seyirci kapasitesi nasıl
sadece yüzde 20 artar diye sormuyor.
Aynı tozlu repertuvar, aynı
dramatürjiyle devam edilirse
tiyatro 3 bin kişilik olsa kaç yazar?
Tüm bunlar tartışılmadan koskoca
Harbiye vadisi denize 'açılıyor'
(doğrusu: 'dökülüyor') O arada
bakla da ağızdan kaçıveriyor.
Yeraltına inen Harbiye Vadisi 2009
IMF Guvernörler Toplantısı'na
yetişecek! Yollar kapanacak. İstanbul
halkı polis kordonları arkasından
gelen seçkin ve etkin konuklarına
bakacak...

AKM ile ilgili tartışma küllenmiş
gibi görünse de bitmedi. 'Yıkarım,
yıktırmam' ikilemi dışında buranın
İstanbul'a nasıl mal edilebileceği
konuşulmalı. Hem de yeni Turizm
(o arada Kültür) Bakanı'nın konu
hakkında ne diyeceği beklenmeden.
Yeni bir kamu fikri ancak somut
pozisyonlar üzerinden 'sivil
hegemonya' hedeflenerek yapılabilir.

Kültürde kozları paylaşma
kaçınılmaz gibi görünüyor. 2010
Avrupa Kültür Başkenti iyi bir
demokratikleşme (yani uzlaşma)
fırsat olabilir(di). Bu gidişle o
da kaçacak gibi...

Kültür, siyasetin dolaşımdan kalkar
gibi yaparken sığındığı deliklerden
biri... Onu deliğinden çıkarmak için
safları bilmek şart.