Kuzular ve ayılar

Çocukken bilardo salonu şöyle</br>gözucuyla gösterilirdi. 'Kaka</br>çocuklar' oraya giderlermiş.

Çocukken bilardo salonu şöyle
gözucuyla gösterilirdi. 'Kaka
çocuklar' oraya giderlermiş. Abi
olunca bile oraya gidilince kötülük öğrenilirmiş. Uzakta ve yasak oluşu
cazibe nedeniydi. 'O gün gelip de bir
kaka çocuk olsam' duygusu taşardı. Ergenliğe doğru bilardo salonunun
hükmü kalmadı. Yasak kapsamına
tilt ve masatopu salonları alındı. İyi
okumayan çocuklar oraya gidiyorlardı.
İzbe ve zararlı yerlerdi... Atarinin
yasak olduğu zaman benim zamanım değildi. Ama hatırlarım. Şimdi bütün
kötülüklerin kaynağı olarak internet
kafeler gösteriliyor. Hani neredeyse
şu nifak yuvasıkafeler olmasa Hrant
suikaste kurban gitmeyecekti'ye
getiriliyor.

40 yıl düşünsem internet kafeleri
savunacağım aklıma gelmezdi!

Sırf tek lokmada yutmak için şu çileli dünyayı bir küreye çevirmeye çalışan
arsız zamane kapitalizminin interneti
en güvendiği mecra olarak gördüğü
kuşkusuz. Sağda solda insanlar
daha fazla iletişim halinde
olsunlar diye geliştirilen yenilikleri
(bkz. Skype, YouTube ve diğerleri)
Nasıl bir iştahla yuttuklarını
unutmayın. Sonra, potansiyel
tüketici olarak görülen çocuklara,
gelsin hücum dozuyla chat ve şiddet oyunları! Futboldan ve o izbe
kafelerden gayri hayatında en ufak
bir merak, eğlence kıpırtısı olmayan
çocuk ne yapabilir?

Cinayet sonrasında teori üreten
çeteden, derin devletten, kötülük
kafelerinden dem vuran kalem
sahiplerine sormalı? Şimdiye dek
asosyalliğin mekânları olarak
internet kafelerdeki hayatı merak
ettiniz mi? Hani şu Sultanbeyli'de
aynı kafede chat yapıp hırlaşırken,
bilmeden dışarı fırlayıp birbirini
bıçaklayan çocukları bir düşünün.
Bunca erken ve budalaca cani ve
kurban olunabildiğini?

Şiddet hayatın ayrılmaz bir parçası. Kültürün, sanatın her türlü ifadesi
şiddetin sosyallikle erimesini mümkün kılıyor. Ya hayattaki tek dostu
webcam ve kulaklık olanlar?
Onların fırtınası nasıl dinecek?
Çocuklarımızın yalnız dünyası
şiddetin kucağında. Tam bir
'kuzuların sessizliği' durumu.
Bebek çağdan itibaren ekranda,
parkta, sınıfta silahla iç içe, burun
burunalar. Nereye sığınacaklar? Ya
pısırık olup sinmek ya da zayıf,
cılız, farklı olana cemaat adına kafa
tutmak. Literatürde bullying
(Türkçede ayılık ya da dayılık
önerebilirim) olarak geçiyor. Ama
deyim, işlenen cinayetler, ölen ya
da her bakımdan sakatlanan
çocukları anlatmakta yetersiz
kalıyor. Hangimiz onların renksiz
dünyası hakkında fikir sahibiyiz?

Yine de suçu internet kafelere atmak rahatlatıyor. Geçici rahatlama, H. Dink'in uçuşan kâğıtları misali kayıpların
üstünü örtemiyor. Belki unutmaya
yarıyor. Tıpkı olan biten şeyin adını
düpedüz faşizm koymaktansa, Batı
düşünce süpermarketlerinde eskimeye
yüz tutmuş ırkçılıkla geçiştirmek gibi.
O zaman 'ırkçılık=insanlık suçu'
gibi söylemler fikri bulanıklıktan
başka işe yaramıyor.

Çocukları bu kadar başıboş bırakan
'Baba'ya sıra, belli, hiç gelmeyecek.
Sahi, babaların vurduğu yerde gül
biterdi değil mi?