O, onlar, bizler

Beynimde o görüntü dönüp </br>duruyor.Üstüne örtülen kâğıdın </br>uçuşması.

Beynimde o görüntü dönüp
duruyor.Üstüne örtülen kâğıdın
uçuşması.Oracıkta duran polis
memurunun ayağının ucuyla
düzeltmesi.TV'den yüzlerce kez
yansıtılan görüntünün başdöndüren,
afallatan gücünü inkâr etmek
mümkün değil.Yarattığı ve
yaşattığı gazetenin önünde
suikasta uğrayan yazarın kâğıtla
örtülüvermiş, yüzükoyun yatan,
tespit bekleyen cansız bedeni.
Sadece şuncacık şey bile onun
katıksız bir Türkiye Cumhuriyeti
yurttaşı olduğunu göstermiyor mu?

Sonrasında sirenler, hıçkırıklar,
zılgıtlar, sarı gelinler, kınamalar,
konuşmalar, yazmalar ve "Hepimiz
Hrant'ız." Matemin, isyanın bin bir
yüzü. Tüm bunların arasında
Rakel'in sevgilisine yazıp bize
okuduğu, gazetelerin başsayfasına
kırpılıp giren harikulâde aşk şiiri.
Sen'le siz arasındaki eşi bulunmaz
geçişleri...

Şimdi 17 yaşındaki katilin
(cinayet yaşı çoktan düştü, 'çocuk
katiller' karşısında dünya şaşkın)
gizli bağlantıları, ağbileri
konuşuluyor. Basit çete, örgüt,
elkaide tipi gevşek örgütlenme
ihtimalleri tartılıyor. Ne farkeder?
Bu tartışma, bir yandan kendi
cemaatine hakaret edilmesini
soğukkanlı dinleyip anlamaya ve
anlatmaya çalışırken, öte yandan
(tebası değil) yurttaşı olduğuna
inandığı devleti kıyasıya
eleştirme hakkını ödev bilen
Dink'i devletin bir türlü
hazmedemediği sarsıcı gerçeğini
değiştirmez.

Koruma verilmediğini biliyoruz.
Tehdit edildiğini savcılığa haber
verirken koruma istememesini
yeterince sorgulamıyoruz. Koruma
denen şeyin sahici bir koruma
olmadığını Dink biliyordu. Güven
duymadığı için koruma istememişti.
Otomobil yerine taksiye binmek
gibi kendince önlemleri tercih etti.
Gerçek (sivil) bir yurttaş olarak
koruma isteme durumunu içine
sindiremiyordu. Zaten nice koruma
altındaki insan göçüp gitmemiş
miydi? Koruma istememesi önemli.

Ürküyorum diye yazmıştı. Kim
ürkmez? Ama korkmuyordu. Bunu
da yeterince konuşmuyoruz. Korksa,
çoktan çekip giderdi. Hatta belki
çekip gitmeden susardı.Susmadı.
Korkmaması da çok önemli.

Bir de duygularını en derinine
inerek yaşadı. Onları saklamaya
kalkışmadı. Türklüğe hakaretten
mahkûm olarak bu topraklardan
gitme zorunda kalmanın ihtimali
dahi onu ağlatıyordu. Bu tür
hassasiyetlerin saklanmasına dair
safsataları kafasına hiç takmadı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin (ama
hiç bakmadan, özenmeden)
yetiştirdiği ender varlıklardan
biriydi. Dink'in duygu dünyasının
zenginliği öğretici.

Bir de vatanına, bayrağına, dinine
laf söyletmeyip silaha sarılanlar
var. Onlara ne diyeceğiz? Tahammül
ve dinlemeyi öğrenemezseniz daha
çok şey söylenir demeyecek miyiz?
Ölenler, onların elinden de olsa aynı
zamanda onlar için ölüyor.

Bir de biz varız. Yüzbin olup
"Hrant biziz" demek için Hrant'ın
ölümünü bekleyenler. Hrant olabilmek
için daha çok yolumuz var. Önce,
bize benzemediği için onu bunca
sevdiğimizi iyice bilmeliyiz.

Şimdi galiba susma ve önümüze
bakma vakti.