santral İstanbul'a açıldı

Yapmakla yazmak arasında zor bir dar yol var. Yazmak yapılana (dışarıdan?) bakmakla mümkün. Bunun için de işin içinden çıkıp ondan uzaklaşmak şart.

Yapmakla yazmak arasında zor bir dar yol var. Yazmak yapılana (dışarıdan?) bakmakla mümkün. Bunun için de işin içinden çıkıp ondan uzaklaşmak şart. Yapılan bu kadar taze olunca dışına çıkmak (varsayım düzeyinde bile)
çok kolay olmuyor. Yapılanı yazmak
için en kestirme yol galiba araya
zaman-mesafe koymak..

Bu yazı basıldığında santralistanbul
açılalı tam bir hafta geçmiş olacak.

santralistanbul, Bilgi Üniversitesi'ne emanet edileli üç yıldan biraz fazla bir süre oluyor. O zamandan beri, bir avuç insanın uzun saatlerini zevkli ve zahmetli geçirmelerini sağlayan işleri, eski elektrik
santralını yeni hayatına hazırlamak oldu. Buna bazen pembe rüya, bazen karabasan halinde geceleri de eklemek gerekli. Onlar benim mesai arkadaşlarım. Açılışın hayhuyu, bağrış çığrışı daha henüz bitmişken gözlerindeki yorgun parlaklığı
unutamayacağım...

Silahtarağa Santralı, İstanbul'a ceryan vermeye başladığında, 1913'te,kent bir büyük savaşın arifesindeydi. Savaş bitti. İşgal geldi. Ona rağmen, elektriğin İstanbul'a yaşattığı canlılık o zamandan beri bir daha görülmedi. Modern
İstanbul'un belleği elektriğe çok şey borçlu. Bir de Silahatarağa'da çalışmış, yaşamış, doğmuş, büyümüş, emekliye ayrılmış olanlar var. Onların hikâyeleri
doğrudan santralınkine bağlı. Şimdi
santral yeniden sanat, kültür ve eğitimle faaliyete başladıktan sonra da onlar bağlarını koparmıyorlar. Gelip gidiyorlar. Düşündüklerini söylüyorlar. Belki çocukları torunları onların yaşadıkları bu yerde öğrenci olacak...

Sonra, mimarlar var. Endüstri mirasını ucuza, kolaya kaçmadan korurken yeniyi yapabilmek için ekip çalışmasına evet diyenler. Meslek hikâyelerinde santral önemli bir paragraf oluşturacak.Yaptıkları ve yap(a)madıkları konuşulmalı. O arada, çok övülen global mimar-starlar da yapacaklarını yapsa da bu efsane sona erse diye düşünmeden edemiyor insan...

Küratörler de öyle. Onlar da 50 yıllık
bir tarih üzerinde birlikte çalışmaya
evet diyenler. Zor dönemeçlerde bile yola devam edenler. 'Modern ve Ötesi' sergisi onların ekip çalışmasıyla günyüzüne çıkabildi. Onların da yaptıkları ve yap(a)madıkları konuşulmalı...

Geçen hafta açılan sergi, görülmemiş sayıda müze, koleksiyoner ve kurumun
işbirliğiyle gerçekleşti. Bu da mutlak
konuşulmalı. Büyük işlerin (hele sanat
ve kültür alanında) büyük paralarla
yapılmayabileceği de konuşulmalı...

Daha ortada Silahtarağa Santralı'nın
soluk sarı binaları dışında hiçbir şey
yokken desteğini esirgemeyenler de
var. Başbakan'ından, sponsorlarına,
her türlü çalışmaya cansiperane destek
veren insanlara kadar. Onların da
geleceğe inancı unutulmamalı...

Konuşacak çok şey var. Hele İstanbul'da yeni bir tartışma ortamı tetiklenebilirse
ne mutlu!

Tüm olup biten, moderni sindiremeden postmodern gurultulara sıçradığımızı
gösteriyor. AKM'nin, İMÇ'nin üzerindeki Demokles kılıçlarını doğru çözümlemeden tower'ların hikmetinden dem vurmak saçma. Tıpkı S. Berkel'e aşina olmadan
M. Şen'i anladığını söylemek gibi. Moderne bellekte yer açmaktan başka çare yok gibi.

Yapılanı yazmak zor. Hatta imkânsız
gibi...