Sivil değil, üryan anayasa!

Herkesi ilgilendiren bir 'devlet' meselesi hakkında tartışma bir çıkmayagörsün. Hemen 'siviller' devreye giriyor. Platformlarıyla olaya el koyuyor, tartışmanın sulandırılmasını sağlıyorlar.

Herkesi ilgilendiren bir 'devlet' meselesi hakkında tartışma bir çıkmayagörsün. Hemen 'siviller' devreye giriyor. Platformlarıyla olaya el koyuyor, tartışmanın sulandırılmasını sağlıyorlar. Öyle ki, meselenin ateşi sönüyor, fikirler
tavsıyor, devletin büyük çarkı bir tur dönüp yenilik ve farklılığı eziyor. Anayasa değişikliğinde de sivillik katalizörü devreye girdi. Geçen hafta sonu, 'sivil' Anayasa
Platformu Ankara'da toplandı.
Sivil toplumu hatırla(t)mak
mecburiyeti hasıl oldu.

Yılın başında, 301 tartışılırken de siviller devreye girmiş ve devletin ceza kanunu maddesini sulandıracak bir öneri ortaya atmışlardı. (Maddedeki 'Türklüğü aşağılamak' yerine 'Türklüğü tahkir ve tezyif' konmasını önermişlerdi.) O gün bugündür 301 sapasağlam, davalar sürüyor.

Eski yazılara göndermek zevksiz ve tembellere yakışan bir uğraş. Lâkin bazı hallerde tekrarlar kaçınılmaz. 301 tartışmasına 'siviller' karışınca 'Sivil Toplumun Neresi Sivil' diye yazmıştım. TOBB, İKV, Türk-İş, Hak-İş, TİSK,
TZOB, TÜSİAD, MÜSİAD, Memur-Sen, Televizyon Yayıncıları Derneği'nden müteşekkil sivillerin MGK'nın 'öbür yüzü' olduğunu saptamıştım. Bu örgütlerin 'Ekonomik ve Sosyal Konsey' adlı devlet kurumunda temsil edildiklerini hatırlatmıştım. Geçen hafta, aynı örgütler TOBB (yani Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) Üniversitesi'nde toplanınca, tekrar şart oldu. Anayasa Platformu Girişimi: TOBB, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen,
TESK, TZOB ve TÜSİAD'dan
oluşuyor. 301 kadrosu ile hemen hemen aynı. Genelde tek başına hükümet değiştirmekle ünlü TÜSİAD'ın adı gazino listelerindeki gibi 've... assolist' olarak ayrıca belirtilmiş. 'Ankara Çalıştayı'na 83 sivil toplum örgütünün katıldığı söyleniyor. Ama
arayınca yukarıdakiler dışında kimler var anlamak kolay değil. Sözcülüğü, toplantıyı düzenleyen üniversitenin de sahibi olan TOBB yapıyor... Ki bu da yeterince anlamlı.

Sivil toplum deyince Gramsci'yi
hatırlatmadan olmaz. O, sivil topluma
(din kurumları, işçi-işveren sendikaları,
eğitim kurumları vb.) kısaca 'kültürel
vesayet araçları' diyor. Farklı bir
toplum projesi olanların önce burada
kültürel (dolaylı olarak siyasal)
hegemonya peşinde olmasını söylüyor.

Gramsci'nin bayatladığını söylemek
mümkün. Ama sivil toplum deyince,
konuşmaya onun yazdıklarıyla
başlamak elzem. Hele Türk-İş'in
başına hükümete yakın olduğu
söylenen birinin seçildiği günlerde.
Hele Aleviliğin hükümetin müşfik
kanatları altında ehlileştirilmeye
çalışıldığı bir dönemde.

Bu koşullarda Anayasa Platformu'nun
'Bireyi esas alan anlayışla anayasa'
dileğini iyi kavramak gerekir. Bu dileğin
yanına kamu yararı (yurttaşın hakları)
eklenmedikçe, bireyin sözünü geçiren
(parasına sözü geçen) birey olarak
anlaşılması ve uygulanması
engellenemez. Oysa vatandaşa, daha
doğrusu sivil (yani çıplak, üryan)
vatandaşa dayanmayan bir anayasanın
eşitsizliklere çanak tutacağı aşikâr.

Patron örgütlerinin güdümündeki bir
inisiyatifin zaten parçası oldukları,
Ekonomik ve Sosyal Konsey'i
anayasal kurum haline getirme önerisi
anlaşılabilir. Ya da özerkliğin bir türlü
dikiş tutturamadığı bir ülkede YÖK,
RTÜK, vb. özerkleştirilsin önerisi...

STK'ların yanı sıra ÜTK'ların (üryan
toplum örgütlerinin) sağda, solda
demeç, röportaj yerine, akıllarını
ortaklaştırma vakti gelmedi mi?
Hatta geçmiyor mu?