Sivil toplumun neresi sivil?

Bazı kelimelerin acayip güçleri</br>var. Adları geçmeyegörsün. Zınk!</br>Akan sular duruveriyor.

Bazı kelimelerin acayip güçleri
var. Adları geçmeyegörsün. Zınk!
Akan sular duruveriyor.Tartışma
bitiyor. Herkes usulca ellerini
dizlerine koyuyor. Düşünceler
yavaşlıyor. Sesler alçalıyor...
Marka, bunlardan biri. Markanın
gücünü kim inkâr edebilir? Geç
hizaya! Yetenek ya da yaratıcılık!
İki sihirli kelime daha! Yetenek
kötüdür diyebilir misiniz? Eh,
kapayın çenenizi. Hoşgörü de
şeytan tüylü kelimelerden biri.

Sivil toplum da aynı kategoride.
Ama özel bir yere sahip. Tüm
doğru şeyler ona atfedilmiş gibi.
Muhalefet dahil. Bazen kısaca
'STK' diye de ifade buluyor.

301 tartışması (Cumhuriyetimizin
tarihi tartışılan TCK maddelerinden
giderek de yazılabilir) alevlenir gibi
oldu. Ne tartışılıyor? Ortada gerçek
bir tartışma var mı? Ayrı konu. O
arada Başbakanımız büyük bir adım
attı! Sivil toplumdan öneri bekliyor
olduğunu söyledi. Hatta Adalet
Bakanı bile yumuşamış göründü.
Ne oluyordu? Yoksa Türk yasama
hayatına sivil toplum katkısı da mı
olacaktı?

Haber yine gazetelerden geldi.
Sivil toplum temsilcileri toplanıp
bir bildiri yayınlamışlardı. Maddeye
'Türklüğü aşağılamak' yerine Türk
hukuk sisteminin bir klasiği olan
(darbe dönemi iddianamelerinin
hatırı var) 'Türklüğü tahkir ve
tezyif' deyimi konmalıydı. Hapis
cezası, paraya çevrilsin diye, 3
yıldan 2 yıla indirilmeliydi. Bir de
eleştiri amacıyla düşünce açıklamak
suç sayılmamalıydı. Sivil toplum
301 üzerinde uzlaşma sağlamıştı.

Bildirinin altındaki imzalar sivil
toplumun kim olduğunu gösteriyor.
TOBB, İKV, Türk-İş, Hak-İş, TİSK,
TZOB, TÜSİAD, MÜSİAD, Memur
Sen, Televizyon Yayıncıları Derneği.
Başbakan, sivil toplum 301 üzerine
öneri getirsin derken bunu kastetmişti.
Bu örgütlerin çoğu bir zamanlar bir anayasal gerek olarak başbakan ve bakanlarla Ekonomik ve Sosyal
Konsey adı altında resmen toplanır, politikalarda ince ayar yaparlardı.
Bir nevi MGK'nın öbür yüzü gibi.
Yani basında yazıldığı gibi sivillikle
filan ilişkileri yok. Devletimizin
yarı-resmi, anayasayla tanınmış
organları. (Tek muhalif-ismi DİSK,
301 kalksın istediği için bildiriye katılmamış. Bir de tabibler Birliği var.)

'Sivil toplum'un mucidi A. Gramsci.
Şimdi tarihe karışmış İtalyan
Komünist Partisi'nin kurucusu.
Yaman bir örgütçü. Titiz bir
teorisyen. Çalışırken Marx'a olduğu
kadar Makyavel'in düşüncesine de
başvuruyor. Devletin temsil ettiği
sosyal sınıfların, alt sınıflar
üzerindeki hegemonyasını yasama,
yürütme, yargı, infaz, kolluk gibi
işlevleri ve zorlayıcı gücü (o buna
'siyasal toplum' diyor) dışında,
sivil toplum (yani din kurumları,
sendikalar, okullar ve diğer
'kültürel vesayet araçları')
üzerinden kurduğunu saptadı.
Düzeni değiştirmek, iktidarı ele
geçirmek, köklü değişiklik için
kalkışanların önce bu sivil
toplumdaki hegemonyaya talip
olması gerektiğini söyledi. Bu
işte aydınların önemli rol
oynayacağını vurguladı.

80 yılda düşüncelerini ne kadar
sulandırmışız! Kavramları bir tür
susturucu, emzik işlevi görüyor.
STK denince bir nevi sulusepken
muhalefet anlaşılıyor. Ülkemizde
sivil toplumu en iyi Fethullah
Hoca Efendi Hazretleri ve
şürekâsı temsil ediyor. Hatta
kendileri Gramsci'yi itinayla
kıraat etmiş bile olabilir...

Evet, reel sosyalizm tarih oldu.
O arada Marx ve ondan sonrakilerin
düşünceleri de büyük bir telaşla
dertop edilip kaldırıldı.

Ya aydınlar? Onlar da uzun kış
uykusunda bol STK'lı rüyalar
görüyor...