Sokak gösterileri

Performans üstün başarı demek. Göz kamaştıran, parmakla gösterilen cinsten. Beklenenin yerine getirilişi. Kopya edilmeye değer bir model.

Performans üstün başarı demek. Göz kamaştıran, parmakla gösterilen cinsten. Beklenenin yerine getirilişi. Kopya edilmeye değer bir model. Olumlu anlamlar yüklenegelmiş bir sözcük. Gösteri niyetine
de kullanılması kim bilir ne zamandan
kalma? Başlı başına bir sanat dalı olması epeyce yeni. Bir araştırma alanı ve disiplin halini alması ise son birkaç onyılın işi. Performans giderek 'tribünlere oynanan' türden bir şeyleri ifade ediyor.

Ünlü cep telefonu markası bir promosyon vesilesiyle onları İstanbul'a getiriyor.
Stomp. Bir gösteri efsanesi. Daha önce yine gelmişlerdi. 6-7 yıl oluyor. Yine izleyiciyi coşturacaklar. İnsanların ta içinde kımıldayan, atıp duran o şeye dokunacaklar. Ritm duygusu. Merkezi neresidir bilinmeyen bir dürtü, bir refleks. Bazen başa vuran, bazen dizleri sallatan, bazen de parmak uçlarını oynatan
bir derin itiş. İşte Stomp bu şeyi diriltiyor. Bedenle, nesneyle ve sesle. Nesne demişken öyle ahım şahım şeyler değil. Çöp bidonları, çalı süpürgeleri, ıvır zıvır. Gündelik hayatın döküntüleri. Gösterinin baş aktörü onlar. Çatlak, patlak sesleriyle minicik beden hareketleri eşliğinde promosyon sahnesinde yerlerini alıyorlar. Gösteriden çıkanlara dikkatle bakın, kiminin boş meşrubat tenekelerine, kiminin evdeki lavaboya bir tür ritm avcısı olarak giriştiğini göreceksiniz.

Şimdinin aranan gösteri grubu Stomp
sokakta yetişmiş. Kıyıda kenarda kalmış festivallerde boy göstermiş. Bıkmadan
onlarca ticari projede, reklam spotunda iş yapmış. Tıpkı Katalonya'daki La Fura dels Baus gibi. Onlar da tüm büyük açılışların gözdesi olmadan önce bir küçük sanat kooperatifi idi. Sokakta çalışıyorlardı.
Şimdi kitlelerin hayranlıkla seyrettiği
iddialı performanslara imza atıyorlar.

Kitlelerin gösteri ihtiyacı hiç bitmeyecek.
İlkel toplumdan beri böyle. Kitleler gösterilene gülüp ağladıkça arınacaklar. Başkalarına baktıkça kendilerini görecekler. Kendilerine dönünce başkasını bulacaklar. Devrimlere aura'sını veren de bu kitle heyecanı. Galiba Rousseau, bu açıkhava gösterilerinin dönüşümün coşkusunun devam etmesi için
şart olduğunu ilk defa yazmıştı. Bu bakımdan bugünkü performans incelemelerinin giriş
dersinde okutulmayı hak ediyor.

Ya ülkemizde ne oluyor? Sanat, sokağı bir doğal sahne olarak görmek yerine bir tür laboratuvar olarak algılıyor. Ya da hâşâ
huzurdan bir 'sosyal sorumluluk' projesi muamelesi yapıyor. Hayata girişi için gerekli en geniş kapıyı yok sayıyor. Gösteri sanatları da çareyi ya deneysel-bedensel alıştırmalar yapmakta ya da Firenk modelleri üzerine kurulu Anadolu ateşleri yakmakta görüyor. Panayır, şenlik, Karagöz geleneği olan
topraklarda görülmemiş bir bellek yoksunluğu yaşanıyor. Herkes bir Cirque du Soleil, bir Stomp'dur tutturmuş gidiyor.

Tiyatro, opera ve bale yüksek sanat olarak yaftalanalı arayış sürüyor. Henüz bir
çare bulunmuş değil. Şimdilik sadece
bilmişlik ve şikâyet.

Eğlenmeye susamış kitleler sahneyi
yeniden sokağa taşıyacak gözüpek
sokak göstericilerini bekliyor.