Yaşananları hak etmek

Bazen umulmadık birinden en</br>umulmadık zamanda hiç umulmadık</br>bir şey alır insan. Önce anlamaz.

Bazen umulmadık birinden en
umulmadık zamanda hiç umulmadık
bir şey alır insan. Önce anlamaz.
İlk anda değerini bilemez. Ancak
zaman geçtikçe alınanın değerini
ya iyice bilir ya da hiç bilmez.
Geçen hafta e-postadan bir hediye
çıkageldi. Bir kitap. Jalal Toufic'in
(Celal Tevfik?) taze kitabı. 'Lübnan'ı
Hak Etmemek'. Kitap deyince öyle
aklınıza bilgisayara yazılmış
müsvedde gelmesin. Basbayağı
yayıncısı, kapağı, yayın seri No'su
filan var. Sahici bir kitap...

Celal Tevfik'i az biraz tanımıştım.
Gönderdiği hediye, bilgisayarın
belleğini zorlasa da sonunda onu
kendi okuyabileceğim şekle soktum.
Kâğıda 'döktüm'. Okumaya,
bakmaya, çizmeye başladım.Giderek
elimden bırakamaz oldum. Celal
Tevfik'in bana yeni yıl hediyesi
olarak kabul ettim.
Celal'in kitabı hatırlamak, dua
etmek ve düşünmekle başlıyor.
Hepsini Shakespeare misali
sorgulayarak. Yazar (aynı zamanda
düşünür, video sanatçısı, şair)
ülkesinde olanların üzerinden bir
gerçek, düş karışımı içinde gidiyor.
Bu işi yaparken de Kuran'dan
İncil'e, Deleuze'den tabii
Nietzsche'ye, sinemaya çok şeye
dokunup gidiyor. O arada 'en'
el Hakk' (yani 'Gerçek benim')
diyen Hallac'ı da ihmal etmiyor.
Kitap öyle yenilir (yalamadan)
yutulur cinsten değil.

Notlu-notsuz alıntılarla
labirentleşen gidişi içinde
düşündürüyor. Bir yerde, "Bana
kendizin ya da başkalarının başına
gelen olaylardan hangilerini hak
etmeye çalıştığınızı söyleyin, sizin
için neyin sahiden önemli olduğunu
söyleyeyim" diyor. İster istemez
derin düşündürüyor. Butto henüz
sağken okunan cümle, olayın
üzerine kendini yeniden okutuyor.
Pakistan'dan giderek akla
Türkiye'yi, 12 Eylül'ü getiriyor.
Kürsüye çıkıp sendikaları ağaların
elinden alıp mallarına el koyduğunu,
aydınların hain olduğunu
söyleyenlerin başına neler gelmediğini
hatırlayabiliriz. Onları yargılayıp
mahkûm bile etmeden fiilen affettiğimizi
unutuyoruz. Galiba hak ediyoruz.
Hak ettiğimizi tam da bilmeden.

Sonra bir de şu. Nietzsche'nin
Alman kültürünü hiçlemesi.
"Sadece Fransız kültürüne
inanıyorum, bugün Avrupa'da
kendine 'kültür' diyen diğer
şeyleri bir yanlış anlama kabul
ediyorum-Alman kültürününse
lafını bile etmeye değmez..."
Nietzsche bu. Alman savaş
beylerinin biti kanlanıp Fransa'ya
kafa tuttukları yıllar... Ya Madımak
Oteli'nin acılarını hak eden Fazıl
Say? Besteci ya da icracı yanı
üzerine çok söz söylemek mümkün.
Magazin nesnesi oluşuyla ilgili
daha çok. Ama alevli görüntülerin
bestesine eşlik etmesi için nasıl
didindiğini kim unutur? Ona
şimdi '"Giderim" dediği için
sadece hoşgörüyü layık görüyoruz.

Düşünme orucundan dem vurup
bunca düşündüren bir kitap. Celal
bizim buralarda, yakınlarda yaşıyor.
İnsanın içinden bu sanal kitap
derhal Türkçeye tercüme edilse
geçiyor.

Hak etmeye gelince bunu bireysel/
kaderci (müstahak olmak?)
köşesinden çıkarıp toplumsala
taşımak çetin bir iş.

Gelen yılı topluca hak ediyor
muyuz? Mutlu yıllar.