Aya İrini'yi rock kulübüne çevirdi

39. İstanbul Müzik Festivali çok iyi gidiyor. Avusturyalı perküsyon sihirbazı Martin Grubinger, yaş ortalaması 60 civarında olan Aya İrini'yi kısa zamanda bir rock kulübüne çevirip sıra dışı performansıyla resmen 'salladı'

İstanbul Müzik Festivali’nin ilk 4 konserini kaçırdıktan sonra 9, 10 ve 11 Haziran’daki konserleri izlemek suretiyle, festival havasına nihayet girmiş bulunuyorum. Bu tempoyu böyle sürdürmek niyetindeyim çünkü şimdiye dek şahit olduklarım, beni ilerisi için motive etmeye yetti.
39’uncu festival çok iyi gidiyor. Son birkaç yıldır hissetmediğim farklı bir heyecanla sarmalandığımı görüyorum Aya İrini’de geçirdiğim saatler boyunca. Festival direktörü Yeşim Gürer Oymak ve ekibinin klasik müzik dünyasında yaşanan son gelişmeleri, eğilimleri yakından takip edip bunları Türkiye’ye uyarlamak için ellerinden geleni yaptıklarını görmemek mümkün değil. Solist ve topluluklar, istisnasız olarak ya zirvede oldukları ya da tüm müzik camiasının gözlerinin üstlerinde olduğu yükseliş döneminde davet ediliyorlar İstanbul’a son birkaç yıldır. 

Perküsyon sihirbazı
Yükseliştekilerden biri olan genç yıldız piyanist Anna Vinnitskaya’nın İstanbul Modern’deki resitalini kaçırdığıma bu yüzden üzüldüm ama klasik müziğin bir diğer yükselen değeri Martin Grubinger’i çok seçkin bir kadroyla birlikte 9 Haziran akşamı Aya İrini’de izleyebildiğime çok memnun oldum. 27 yaşındaki bu Avusturyalı perküsyon sihirbazının şapkasından neler çıkartabileceğinin üç aşağı beş yukarı farkındaydım zira onu bu yıl 7 Nisan’da Frankfurt’taki Alte Oper’de ilk kez izlemiş ve muhteşem yeteneğine hayran kalmıştım. Ağzına kadar dolu ve yaş ortalaması 60 civarında olan salonu kısa zamanda bir rock kulübüne çevirip özellikle bis eserlerindeki sıra dışı performansıyla resmen ‘sallamıştı’ Grubinger. 

Ferzan Önder’le evli
Aya İrini’de, Viyana’da yaşayan piyanist ikizlerimiz Ferhan-Ferzan Önder’in yanı sıra iki perküsyoncu daha yanına alarak çıktı sahneye Grubinger. O akşam sahnede ‘aile boyu müzik’ vardı çünkü Martin, ikizlerden Ferzan ile evli. Perküsyonculardan biri ise Martin’in aynı isimli babası, diğeri de Leonhard Schmidinger idi. Xenakis’in Rebonds isimli kısa solo perküsyon eseriyle açtı Martin perdeyi. O akşam sahnede izleyeceklerimizin özlü bir tanıtımı gibiydi Rebonds bir bakıma. Ardından gelen, Stravinski’nin 2 Piyano için Tango’su da Önder kardeşlerin kısa ‘hoşgeldiniz’ mesajıydı.
Bartok’un türkü derlemeleri yaptığı Anadolu’dan ayrıldıktan bir yıl sonra, 1937’de bestelediği 2 Piyano ve 2 Vurmalı Çalgı için Sonat, gecenin ilk ‘ağır’ eseriydi. Orijinal versiyon tercih edilmişti. Piyanoların vurmalı çalgı karakterine büründüğü, vurmalıların ise çoğunlukla piyanoların ürettiği tınıya farklı renk nüansları katma görevi kuşandığı, ritmik bakımdan zengin bir eser. Ama Bartok’un talimatı gereği, piyanistler sırtları izleyiciye dönük, ters ‘V’ biçiminde, vurmalılara bakar pozisyonda ve piyanoların kapakları tümden kaldırılmış vaziyette oturunca Aya İrini’nin kaprisli akustiği ciddi sorun yarattı, piyanolardan çıkan tınılar ‘çamurlaştı’. 

Kusursuz senkron
Birinci yarıyı bitiren bu eserden sonra, başı zaten modern eserlerle hoş olmayan izleyicimiz, memnuniyetsizliğini, sanatçıları cılız bir alkışla kulise göndermekle gösterdi. İkinci yarıda çalınan, her ikisi de Grubinger ekibi tarafından yeniden 2 piyano ve 3 vurmalı çalgıya uyarlanmış Stravinski’nin Bahar Ayini ve Bernstein’in Batı Yakasının Öyküsü adlı eserleri, oturma düzeninin ‘normale kavuşması’ sebebiyle daha dengeli ve keyif veren birer dinletiye dönüştü. Stravinski’de sergilenen senkron tek kelimeyle kusursuzdu.
Batı Yakası’nın, Bernstein’e özel olarak yaptırılan Pekineller versiyonunu değil, Martin Grubinger versiyonunu dinledik. Bir yıldız perküsyoncunun elinden çıktığı belliydi; vurmalıların hâkimiyetinde, bu kez piyanoların salt renk unsuru olarak kullanıldığı bir versiyondu bu, dinlemesi keyifliydi. 

Bebekleri Fenerbahçe taraftarı
Bis olarak, 1920’lerin Almanya’sından kalma bir ragtime’ı seslendirdi baba oğul Grubinger’ler. Çiçeğini kıvrak bir vücut hamlesiyle sahneden atlayıp ön sırada oturan Dikmen Gürün’e takdim etmesi çok hoştu, enerjisi bitecek gibi değildi Martin’in. İzleyici alkışta cimri davranmasaydı, ağızları açık bırakacak cinsten bir iki bis parçası daha dinleyebilirdik o akşam. Gecenin sonunda verilen resepsiyona katılan Önder kardeşler, ‘Uyumunuz baştan sona mükemmeldi’ yorumuma, ışıltılı gözlerle ‘Günlerce çalıştığımız içindir’ diye karşılık verdi.
Bu arada, Grubinger-Önder çiftinin birkaç ay önce doğan bebeklerinin sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu da Martin’in ağzından öğrendik. Grubinger’in 2012 Şubatında İstanbul’da Borusan Filarmoni’yle birlikte İsrailli besteci Avner Dorman’ın perküsyon konçertosunu çalacağını hayranlarına şimdiden duyuralım.

.