Bavyera'dan yükselen tül gibi yumuşak bir ses

'Günümüzün en iyi tenoru' Jonas Kaufmann, Münih Nationaltheater'da 'Die Winterreise' dizisini söyledi. O cümleyi kullanmanın zamanı geldi: Ben de oradaydım
Bavyera'dan yükselen tül gibi yumuşak bir ses

Jonas Kaufmann

Baştan başlayayım. Yine uzun bir yolculuğun ilk durağı olan Münih’e 18 Temmuz Çarşamba sabah vardığım saatlerde, aynı günün akşamı şehrin görkemli opera salonu Nationaltheater’da verilecek olan lied resitalinin heyecanını iliklerime kadar hissediyordum. Kolay mı, sahnede ilk kez izleyecektim anlı şanlı tenoru. Münih Opera Festivali’nde önceki yıllarda verdiği lied resitalleri deyiş yerindeyse ‘olay olmuş’, üzerine günlerce konuşulmuştu. Bu yıl vereceği resitalin de aynı ölçüde başarılı geçmesi, onu sahnede ilk kez izleyecek olan bir hayranı olarak en büyük dileğimdi.
‘Günümüzün en iyi tenoru’ Jonas Kaufmann’ın eşlikçisi piyanist Helmut Deutsch ile birlikte vereceği ‘Die Winterreise/ Kış Yolculuğu’ resitali, Andreas Kriegenburg imzalı ‘Yüzük’ prodüksiyonuyla birlikte, bu yılın Münih Opera Festivali’nde merakla beklenen etkinlikler arasında başı çekiyordu. Max Joseph Meydanı’nı tüm haşmetiyle ezen opera-bale binası Nationaltheater, resitalin başlamasına yarım saat kala dış merdivenlerinden fuayesine varana değin dolmuştu. Festivalin ana sponsoru olan BMW, elit müdavimleri merdivenlerin dibine getirip bırakan, hiçbir yerde görmediğim son model otomobilleriyle, etkinliğe ‘Almanya’nın Salzburg’u’ havası veriyordu. 

Salon hınca hınç dolu
Tüm biletler günler öncesinden tükendiği için ellerinde yamru yumru harflerle ‘suche karte’ (bilet arıyorum) yazılı kâğıtlar taşıyanların arasından sıyrılıp fuayeye girdim ve program kitapçığımı alıp 15’inci sıradaki koltuğuma kuruldum. İlk dikkatimi çeken, önceki yıllarda opera prodüksiyonları izlemeye alıştığım salonun kocaman sahnesinin tam ortasındaki Steinway piyano oldu. O akşam Schubert’in minik mücevherleri seslendirileceği için piyanonun arkasındaki boşluk, tepeden mavi ışık düşürülen devasa bir beyaz perdeyle kapatılmıştı. Sahnenin sağında, toprak rengi büyükçe bir vazonun içine yerleştirilen taze ayçiçekleri nefis bir görüntü yaratmıştı.
Salon, en tepedeki locaların koltuklarına varana kadar doldu. Oditoryuma hâkim rengini veren kırmızı saten giydirilmiş kapılar dikkatlice kapandı. Derken ışıklar karardı. Balkonlardan sarkan, mum görüntüsü verilmiş üçlü kandiller salonu hafifçe aydınlatmaya yetti. Nefesler tutuldu ve işte, ‘günümüzün en büyük tenoru’, yüzünde her zamanki sempatik ifadesi ve atletik adımlarıyla sahneye aniden giriverdi. Arkasından da, emektar eşlikçisi Helmut Deutsch. Kısa bir selamın ardından hemen resitale geçildi.
Kaufmann’ı yakından tanımayan biri, heldentenor rolleri de dahil olmak üzere ağır dramatik karakterler seslendiren bir tenorun Schubert’in narin şarkılarını besteciye yakışır bir duyarlıkla ifade edip edemeyeceğinden evvela emin olmayabilir. Ama Kaufmann kariyerinin başından itibaren lied alanında yaptığı seçkin seslendirmelerle öne çıktı. Henüz ‘star tenor’luğa terfi etmediği dönemde Harmonia Mundi’den çıkardığı o Richard Strauss kaydı sadece sanatçının değil yakın dönemin de en önemli lied kayıtlarından biri oldu. Bu kayıt Kaufmann’ı Decca’ya kanatlandırıp uçuran çalışmaydı aynı zamanda.
Tül gibi yumuşak söyleyişi, anadili olmasından ötürü Almancaya hâkimiyeti, kilit sözcüklerin anlamını kusursuz vurgulamasıyla öne çıkıyor Kaufmann’ın lied yorumculuğu. İfadede abartıdan kaçınıp olabildiğince sade bir anlatımı tercih etmesi de takdire şayan. Çok nadir bulunan baritonal ses rengi ise onu elbette diğer tüm tenorlardan ayrıştırıyor. Doğal sahne elektriği, kadınları kendine mest eden düzgün fiziği, içten ve yapmacıksız tavırları da cabası…
Nationaltheater resitalinde Wasserflut lied’ini söylerken iki kez sesinin hafiften çatlaması dışında her şey kusursuzdu ki ona da ‘nazarlık’ deyip geçmek lazım. Kaufmann, sürekli birlikte çalıştığı piyanist Helmut Deutsch ile adeta etle tırnak olmuş; aynı anda soluk alıp vermelerin, birbirlerini dinlemelerin en güzel örneklerine şahit oldu Nationaltheater sahnesi o akşam. 

Berrak bir akustik ortam
Lied çoğunlukla küçük sahnelerde yerini ve anlamını bulan bir tür. Nationaltheater’ın Wagner operalarını ağırlayan devasa sahnesi bir lied resitali için akla gelebilecek en son alan olsa gerek herhalde diye düşünüyor insan ama hayır Kaufmann sayesinde içinde bulunduğumuz ortam bir Wigmore Hall sıcaklığına bürünüyor. Nerdeyse fısıldamalarını bile en arka sıralardan duyulabildiği berrak bir akustik ortam sundu Nationaltheater o akşam Kaufmann’a.
Sayılı şarkı çabuk bitermiş… Tüyleri diken diken eden o ‘tuhaf’ şarkı ‘Der Leiermann’ın son akorlarının havada asılı kalmasıyla kopan alkış tufanı Kaufmann’ı Deutsch ile birlikte tam 7 kez sahneye getirdi. Doğal olarak bis yapılmayan resitalin sonunda salonu dolduran 2101 kişi, yerlerinden milim kıpırdamayıp, her seferinde elleri patlayıncaya kadar alkışladı ‘günümüzün en büyük tenoru’nu.
Münihliler için bir Jonas Kaufmann resitalini izlemenin önemli bir tarafı da Bavyeralı hemşerilerinden duydukları gururu sergileme fırsatı bulmaları. Düşünsenize, 1969 doğumlu Kaufmann hem Fritz Wunderlich’in ardından Almanya’nın çıkardığı en önemli tenor hem de bir Münihli. Nasıl gururlanmasınlar!