Ben Yeni Emek'i gezdim, peki Atilla Dorsay da gezecek mi?

Niyetim, yeni Emek'i Radikal okurlarına allayıp pullamak, 'iyi ki de yıkılıp yeniden yapılmış, ne kadar güzelleşmiş,' diye sunmak değil. Gördüklerim ve Emek Sanat ve Kültür Vakfı'nın Genel Müdürü Remzi Buharalı'dan duyduklarımı, yorumlarımı da üzerine ekleyip paylaşacağım.

Remzi Buharalı klasik müzik camiamızın yakından tanıdığı isimlerin başında gelir. Köken itibariyle, devlet opera orkestrasında trombon sanatçısı olmakla birlikte kendisini sazıyla asla sınırlamamış, yıllar boyu bir idari görevden diğerine adeta soluk soluğa koşmuştur. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nü üstlenmenin yanı sıra, Mersin ve Side müzik festivallerinin sanat yönetmenliğinde de bulunmuştur. Meslek aşkına, disiplinine, çalışkanlığına saygı duyduğum isimlerin başında gelir. Egosunu bastırmayı; karşısındakine sevgi, saygı ve anlayışla yaklaşmasını da takdir ederim ki bunlar, içinden çıktığı camiada az görülen niteliklerdir. 

Buharalı son olarak bundan bir buçuk yıl kadar önce Emek Sanat ve Kültür Vakfı’nın genel müdürlüğüne getirildi. ESKV, Serkıldoryan binası, yıkılan Emek Sineması, İpek ve Melek apartmanlarının birleştirilip bir performans sanatları merkezi olarak işletmek amacıyla kurulmuş bir vakıf. Buharalı Mersin ve Side’deki görevlerini bırakıp tam zamanlı olarak yeni görevinde çalışmaya başladı. Beyoğlu Balo Sokak’taki ofisinde ziyaretine ilk gittiğimde Emek henüz yeni yıkılmıştı. Sohbetimiz sırasında Buharalı’dan Emek’in dönüşümü üzerine bilgi almış ama bunlar henüz proje aşamasında olduğu ve açıkçası Emek’in yıkılmasının kamuoyunda uyandırdığı rahatsızlığı anlayışla karşıladığım için konuştuklarımı yazıya dökmemiştim.

Bir hafta önce Buharalı’yı yeniden ziyaret ettim. Hem kendisinden hem de basında yazılıp çizilenlerden, bu süre zarfında Emek Sineması ve kompleksin diğer bileşenleri hakkında epeyi malumat sahibi olmuştum. Niyetim, okuduklarım ve duyduklarımı bir kez de gözümle görmek ve dostumdan Emek’te gelinen son nokta hakkında bilgi almaktı. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Emek İstanbullular için hala hassas bir konu; tıpkı yıkılmaktan beter edilen AKM gibi, yıkılan Emek’le de köklü bir geçmişin üzerine sünger çekilmiş oldu. Niyetim, yeni Emek’i Radikal okurlarına allayıp pullamak, ‘iyi ki de yıkılıp yeniden yapılmış, ne kadar güzelleşmiş,’ diye sunmak değil. Gördüklerim ve Remzi Buharalı’dan duyduklarımı, yorumlarımı da üzerine ekleyip, bu köşede sizlerle paylaşacağım.

Yeni Emek Sineması’nın basına verilen fotoğraflarını gördüğümde benim de pek çok kişi gibi verdiğim ilk tepki ‘ama bu salon küçülmüş’ olmuştu. Kafamıza baretleri takıp, Serkıldoryan binasının hemen arkasında, yukarıda isimlerini andığım yıkılmış binalardan oluşan avluda inşa edilen modern AVM binasının üst katına kondurulmuş Yeni Emek’ten içeri adımımı attığımda ise verdiğim ilk tepki ‘Yok, galiba küçülmemiş’ oldu. Buharalı eski ve yeni salonların ölçülerinin tıpatıp aynı olduğunu, herhangi bir küçültme yapılmadığını bana oracıkta söyledi. Dahası, ölçekte küçültme yapılmış olsaydı eski salonun duvar ve tavan süslemelerinin yeni salona birebir uyum sağlamayacağını, asimetriler doğacağını üzerine basa basa vurguladı. Yeni Emek’in gözümüze küçülmüş gözükmesinin en önemli sebebi belki de balkonun küçültülmüş olması. Eski Emek’in dikdörtgen biçimindeki görkemli balkonu Yeni Emek’te tıraşlanıp incecik bir U harfini almış. Buharalı yapılan bu önemli değişikliğe, ‘Emek Sineması’nı böylece 1924’teki şekline döndürdük’ şeklinde açıklama getirdi. Balkonun tıraşlanmasıyla salonun izleyici kapasitesi 800 kişiden 600 kişiye düşmüş.

Hem AVM’nin ana sineması hem de bir performans sanatları sahnesi olarak işlev görecek olan Yeni Emek’in 8 küçük kardeşi daha var ki bunlar da toplamda 800 kadar sinema izleyicisine hizmet verecek. Aynı katta 150 kişilik bir modüler tiyatro salonu yapılmış. Geniş fuayenin bir köşesi ahşap modüllerle kapatılıp bu yolla bir tiyatro sahnesi elde edilmiş. Buharalı’nın dediğine göre bu sahne için özel tiyatro grupları şimdiden sıraya girmiş. Bir müzik yazarı olarak beni Yeni Emek’te müzik adına da neler yapılacağı ilgilendiriyor. Sinema gösterimleri dışında Yeni Emek 15 metreye kadar genişleyebilen sahnesiyle klasik müziğin de içinde yer aldığı pek çok müzik türüne ev sahipliği yapacak. Buharalı halihazırda  2016-17 sezonu üzerinde çalışıyor. Salonun 15 Mayıs 2016 tarihinde açılması planlanıyor ama bu, Serkıldoryan’ıyla, AVM’siyle, Madame Tussauds’uyla tüm kompleksin de o tarihte açılacağı anlamına gelmiyor. Topyekun açılış için bu yılın sonbaharını beklemek gerekecek. Resmi açılış beklemesin kimse, zira Yeni Emek’in toplumda uyandırdığı hassasiyet, yıkılması sırasında yapılan gösteriler unutulmuş değil. Buharalı’nın bu konudaki tutumundan ben açılışın sessiz sedasız yapılacağı izlenimini edindim.

Yeni Emek’in akustiğinin çok iyi olduğunu, salonun gayet iyi tınladığını söylüyor Buharalı. Salonun duvarları ve tavanı, eski salondan sökülen süslemelerin restore edilmesi sebebiyle cillop gibi parıldayan bir görünüme kavuşmuş. Yeni Emek’in -elbette bir sinema salonu olmasından dolayı- hiçbir zaman tam aydınlatılmayan oditoryumuna, yaldızı dökülmüş süslemelerine gözü alışanlar bu görüntüyü epeyi bir yadırgayacak. Mimar da değilim, restoratör de; ama mimariye, tasarıma, güzel binalara meraklı biri olarak, Emek’in dönüştürülme sürecinde harcanan emeğe, eskinin yeniye dönüştürülmesi sürecinde sergilendiğini hissettiğim özene ve titizliğe olumlu puan verdim. Hemen yanıbaşındaki Demirören binasının hoyratlığı ve nobranlığıyla kıyaslandığında Yeni Emek’in İstanbul’a, İstiklal Caddesi’ne kattığı artı değerin yadsınmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama AKM’nin gözümüzün önünde resmen yok edilmesiyle canı çok acımış bir sanatsever olarak, benim de gençliğimden bu yana koltuklarına sayısız kez oturup film izlediğim, festival müdavimi olduğum yıllarda kapısından içeri defalarca girip çıktığım Eski Emek’in -her ne kadar ölçüleriyle oynanmamış da olsa- üst katlara taşınmayıp olduğu yerde muhafaza edilerek restore edilmesini ve kompleksin tüm planının Eski Emek’e göre şekillendirilmesini, Eski Emek’in sanki atılmak istenen ama atılamayan bir sığıntıymış gibi, süper lüks bir AVM’nin üst katına taşınmamasını isterdim. Mevcut haliyle baktığınızda karşınızda beliren manzara bu çünkü. Sergilendiğini gördüğüm ve hakkını verdiğim tüm profesyonel koruma çabalarına rağmen, süper lüks bir AVM’nin üst katına tüm süsü püsü restore edilerek, haydi daha açık söyleyeyim, ‘mış’ gibi yapılarak kondurulmuş bir yapı konumunda şu an Yeni Emek. Öte yandan, projenin sahibi olan Kamer İnşaat’ın ortağı Levent Eyüboğlu’nun, ‘tarihi sinemayı yıktılar’ suçlamasını kabul etmediğini anımsatalım. Eyüboğlu, Hürriyet’te İzzet Çapa’ya bir yıl önce verdiği kısa mülakatta aslında Emek Sineması adında müstakil bir yapı olmadığını, Emek Sineması’nın, Serkıldoryan’la arkasındaki yıkılan binaların arasında kalan avlunun üzerinin çatıyla örtülmesiyle ortaya çıkan bir yapı olduğunu söyleyerek ‘taşımayı’ savunmuştu. Eyüboğlu’na göre ortada korumaları gereken bir mimari yapı yoktu, korumaları gereken tek şey, bu fiili yapılanmanın içindeki tarihi süslemeler ve dekorasyondu.

Bir başka açıdan, İstiklal Caddesi’nin yıllardır amansızca ihtiyaç duyduğu performans sanatları sahnesine kavuştuğu da bir gerçek. İstanbul’un bir numaralı kültür-sanat aksında yeterli büyüklükte bir akustik müzik sahnesinin olmayışı önemli bir eksiklikti (150 kişi kapasiteli Borusan Sanat’ın kapılarını sadece modern müziğe açtığını düşünürsek). AKM’nin yok edilmesinden sonra böyle bir sahnenin varlığı daha da önem kazandı. Başında Remzi Buharalı gibi, klasik müzik kökenli olmakla birlikte tüm müzik türlerine aynı sevgiyle yaklaşan bir yöneticinin bulunması da herkes için önemli bir şans. Yeni Emek, tahmin ediyorum ki, gelecek yıldan itibaren İstanbul Müzik Festivali’nin de sahnelerinden biri haline gelecektir, her ne kadar İstanbullu klasik müzik dinleyicisi İstiklal Caddesi’ne konser izlemek için adımını atmamaya çoktan karar verdiyse de. İstanbul Film Festivali için kısa ve orta vadede bu kadar kesin konuşamıyorum. Buharalı’nın İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası takipçilerine de bir müjdesi var ama ne olduğunu duyurmak için kendisinden izin kopartamadım. Sadece, köklü bir İstanbul geleneğini ayda bir kez dahi olsa canlandırmaya dönük bir girişim olduğunu söylemekle yetineyim. Bunun dışında Carmen, La Boheme gibi klasikleşmiş operaların 1-1.5 saate indirilmiş kısa versiyonlarını sahnelemek gibi ilginç projeleri de var Buharalı’nın.

Geziyi tamamlayıp da ayrılma saati geldiğinde, ‘pek çoğumuzu Yeni Emek’in eskisinin aynısı olduğuna ikna edebilirsin belki ama Atilla Dorsay’ı ikna edebilecek misin, ona pek emin değilim’ diye takıldığım Remzi Buharalı, ‘Emek yoksa ben de yokum’ deyip Sabah’taki köşesinde sinema yazıları kaleme almayı bırakan duayen eleştirmenimizi de önümüzdeki günlerde davet edip mekanı gezdirmeyi planladığını söyledi.