Berlin'in opera yıldızı Burcu Uyar

Deutche Oper'de üstlendiği başrolle Burcu Uyar, büyük başarı sağladı. Uyar, 2006'da Leyla Gencer Şan Yarışması'nda adını duyurmuştu
Berlin'in opera yıldızı Burcu Uyar

Burcu Uyar (soldan ikinci), ?Lucia Di Lamermoor?daki rolüyle ayakta alkışlandı.

Fazıl Say’ın ayakta alkışlanmasının üzerinden henüz iki hafta geçmedi ki aynısı yine Almanya’da bir başka müzisyenimizin daha başına geldi. Ve ben ne mutlu ki olayı başından sonuna dek size aktarmak üzere yine oradaydım. Bu kez Berlin’deyiz, günlerden 27 Mart Cumartesi. Deutsche Oper’de sahnelenen ‘Lucia di Lammermoor’ operasının son perdesinin inmesiyle birlikte salonda muazzam bir alkış kopuyor. Adet olduğu üzere, tek tek sahneye çıkıp alkışları kabul eden şancıların arkasından, salonu dolduran izleyiciler, esere adını veren karakteri o gece başarıyla söyleyen Türk kızının yüzünü göstermesini sabırsızlıkla bekliyorlar. Ve beklenen o an geliyor. Gecenin bu zirve dakikalarında salondaki herkes, bir bakıyorum ki başlıyor yavaştan ayağa kalkmaya, bravo’larını eksik etmediği alkışlarını hiç kesmeden. Sahnedeki genç kız mahcup bir edayla, ellerini göğsüne bastırıyor ve çok kalmadan kendini atıyor kulise. Salon hâlâ ayakta. O gece, Berlin’in dünyaca ünlü iki önemli opera salonundan birinde yıldızlaşan bu sanatçımızın adı Burcu Uyar.
Müzikseverler Uyar’ı 2006’daki 4. Leyla Gencer Şan Yarışması’nda aldığı üçüncülük derecesiyle hatırlar. O zaman da Lucia’sıyla bizleri etkilemişti Uyar ama gördüğüm kadarıyla dört yıl içinde sanatını daha da geliştirmiş. Deutsche Oper’de Diana Damrau ve Eglise Gutierrez gibi harika yıldızlarla aynı rolü paylaşabiliyor olmak, herkese nasip olacak bir başarı değil. Stefano Ranzani’nin yönettiği orkestra eşliğinde Lucia başrolünü söyleyen Uyar’a o akşam eşlik eden sanatçılar arasında ünlü bariton Vladimir Stoyanov (Enrico) ve tenor Yosep Kang (Edgardo) da vardı. Tıpkı Kang gibi Uyar da Deutsche Oper’in bu sezon yükünü sırtlayan isimler arasında başı çekiyor. Sanatçımızın bir sezon içinde söylediği rollerin sayıca bolluğu şaşırtıcı. Üstelik bu rollerin arasında Barbarina ve Frasquita da var Lucia, Gilda ve Gece Kraliçesi de.
‘Uyar’ın Lucia yorumu nasıldı’ diye soracak olursanız, genel hatları itibariyle beğendiğimi söylemeliyim. Parlak koloratur soprano sese sahip olan Uyar’ın tekniği, bu güç rolün altından rahatlıkla kalkmasını sağlıyor.
Gelgelelim Lucia, opera tarihinin büyülü bir rollerinden  biri. Aslında doyurucu bir performans çıkardığı söylenebilecek Uyar’a haksızlık etmek istemem ama onu dinlerken aklıma, lezzetine doyamadan dinlediğim bu rolü üstlenmiş nice büyük şancı geldi. Müthiş bir karakterizasyon çalışması gerektiren bir rol, Lucia. Uyar büyük bir yetenek ama repertuvarının başat rollerinden biri olan Lucia’yı ‘kendinin kılması’ için biraz daha zamana ihtiyacı var sanırım.
Deutsche Oper Orkestrası, Alman disipliniyle iş gören kaliteli bir topluluk ama şefleri Ranzani ne kadar çabalarsa çabalasın İtalyan zarafetini ve inceliğini yansıtabildikleri söylenemez. Edgardo’da Kang, eserin ilk perdesinde iyiyken üçüncü perdede yorgunluktan olacak, sesi neredeyse gitti. Alkış sırasında yuhalanmaktan kurtulamadı. Filippo Sanjust’un reji ve dekoru, yaratıcılıktan çok uzak, her şeyiyle, sıradanın da sıradanıydı.
Uyar’ın Almanların bu çok önemli opera kurumunda kazandığı başarıyı diğer kurumlarda da söyleyeceği rollerle taçlandırmasını dilerim. Alman klasik müzik kurumları çapında ülke olarak son yıllardaki ikinci önemli başarımız bu. Birkaç ay önce de kontrbasçı Fora Baltacıgil, Berlin Filarmoni’ye asil üye olarak seçilmişti.  

İDOB’un dokuz yılını silmişler
Geçen haftaki, ‘50. Yılını Unutan Opera’ başlıklı yazıma hemen hepsi olumlu epeyi tepki geldi. İstanbul DOB’un yönetiminden ise hiçbir tepki almamış olmama, şaşırmadım. Zira camiamız bu tip netameli konuları olgun bir sessizlikle karşılar ki konu kontrolden çıkıp dallanıp budaklanmasın.
Mektuplardan biri de, İstanbul DOB’un kıdemli çalışanlarından biri olan sahne ressamı İsmail Aksu’dan geldi. İsmail Bey’in verdiği bilgiye göre, İDOB’a 50. kuruluş yıldönümünün alayı vala ile kutlanmaması gerektiğini telkin eden kişi, ‘Orkestra’ dergisinin sahibi Panayot Abacı’ymış. Gerekçesi de, 1960’da Aydın Gün ve arkadaşları tarafından Şehir Tiyatroları bünyesinde kurulan İstanbul Şehir Operası’nın 1969’da İstanbul Belediyesi’nce lağvedilip, sanatçıların yeni kurulan İDOB çatısı altına alınmalarıymış.
Panayot Abacı, lağvedilen İstanbul Şehir Operası’nı Aydın Gün, Ferit Tüzün, Asım Kozol ve kendisinin İDOB adıyla yeniden kurduğunu söyleyip, ‘henüz zamanı gelmediğinden’ 50. yıl kutlamasına hazırlananları ‘uyarmış’. Bunun üzerine kutlamadan vazgeçilmiş. Bu doğruysa ortada bir vahamet var. Tüm dünyada sanat kurumları, kuruldukları tarihi mümkün olduğunca geriye götürmeye, kendilerine gelenek oluşturmaya çalışırlar. Çünkü opera alanında yıllar içinde husule gelen ‘gelenek’, çok önemlidir. Bizde ise tam tersine ülkemizin en önemli opera kurumlarından birinin geçmişindeki dokuz yıl adeta silinmeye çalışılmış, hatta silinmiş.
Sırf ‘Ben kurdum’ diyebilmek için tarihi tahrif etmek, bir kurumun ilk dokuz yılında yapılanları bu uğurda silip atmak hangi akla ve vicdana sığar, ben çözemedim açıkçası.