BİFO'nun muazzam Viyana başarısı

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın (BİFO) klasik müziğin tartışmasız başkenti Viyana'da verdiği tarihi konseri, Radikal'in deneyimli klasik müzik yazarı Serhan Bali yazdı: "Türkiye, PR şirketlerine milyon avrolar verse de asla yaptıramayacağı türden muazzam bir tanıtıma imza attı 11 Şubat akşamı Viyana'da. Yaklaşık 2000 koltuklu Konzerthaus'un tamamı doluydu. Uzun süredir Sasha Goetzel yönetimindeki BİFO'yu ve uzun süredir bir solisti (Sırp kemancı Nemanja Radulovic) bu kadar büyük bir heyecanla dinlediğimi hatırlamıyorum."
BİFO'nun muazzam Viyana başarısı

‘Dünyanın en iyi orkestrası hangisidir?’ ‘En iyi opera kurumu hangi şehirdedir?’ ‘Hangi ülke en fazla sayıda büyük besteci çıkartmıştır?’ Bu soruların yanıtlarını vermek hiç kolay değildir ama ‘dünyanın klasik müzik başkenti neresidir’ sorusuna ‘Viyana’ yanıtını vermek, bu şehrin müzik geçmişi ve günümüz müzik dünyasında taşıdığı önem düşünüldüğünde pek zor olmasa gerek. Müzik tarihinde ‘Viyana Klasikleri’ diye, bizzat kendi ismiyle anılan bir dönemin büyük bestecileri olan Haydn, Mozart ve Beethoven başta olmak üzere Schubert, Brahms, Bruckner, Mahler ve daha nice büyüklü küçüklü besteciye ev sahipliği yapmış Viyana, sahip olduğu orkestraları, opera-bale-dans kurumları, festivalleriyle yılın 365 günü müzikle yatıp kalkan bir şehirdir.

OLUMSUZ İMAJI YIKMAK İÇİN EN GÜÇLÜ ARAÇ...
Böylesi yoğun bir klasik müzik birikimine sahip olan Viyana’nın aynı zamanda, Türklere karşı tarihten gelen olumsuz önyargıların Avrupa’da hala en yoğun biçimde yaşandığı şehir olduğu söylenebilir. Türkler, savaşmaktan başka hiçbir meziyeti olmayan, medeniyete katkıda bulunmamış, geçmiş yüzyıllarda şehirlerini iki kere kuşatıp ecdadına eza, cefa çektirmiş bir millet olarak şehir halkının kolektif hafızasındaki mümtaz yerini almıştır. Böylesine olumsuz bir imajı yıkmak için en güçlü araç ise hepimizin bildiği üzere sanattır. Japonya örneğin 2. Dünya Savaşı’nda sergilediği acımasızlıktan kaynaklanan olumsuz imajını silmek için savaşın ertesinde sanatın gücüne sarılmıştı. Türkiye’nin de yapması gereken kanımca budur. Ülkemizin Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren çağdaşlık yolunda attığı adımların anlaşılabilmesi için, sanatın her alanında insanlığa kattığımız değerleri her platformda daha fazla işlemekten başka şansımız yok.

MUAZZAM BİR TANITIM
Bu uzun girizgahı neden yapma ihtiyacı hissettim? Çünkü Türkiye, PR şirketlerine milyon avrolar verse de asla yaptıramayacağı türden muazzam bir tanıtıma imza attı 11 Şubat akşamı Viyana’da. Türkiye adına bu tanıtımı gerçekleştiren ise bir sanat topluluğu. Borusan Holding’in 15 yılı aşkın bir süre önce ülkemize armağan ettiği Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Viyana’nın 1913 yılında inşa edilen, Musikverein’dan sonraki iki numaralı konser mekanı sayılan Konzerthaus’un sahnesine çıktı. BİFO’nun bir hafta boyu sürecek bu ilk Avrupa turnesinin ilk durağı Viyana oldu. 2014 yılında katılarak büyük sükse yaptığı Londra’daki BBC Proms Festivali’nden sonra ilk kez bir Avrupa şehrinde sahneye çıkan BİFO için Viyana’da çalmak birkaç açıdan büyük önem taşıyor. Viyana aynı zamanda orkestranın sanat yönetmeni ve sürekli şefi olan Sascha Goetzel’in içinden çıktığı, opera orkestrasında keman çaldığı şehir.

BİFO'NUN GELİŞİMİNİ TAKİP EDENLERİN MALUMU
BİFO her zamanki gibi ikili bir görev üstlenerek, hem Türkiye’nin tanıtım elçisi rolüne soyundu hem de 15 yıllık tarihçesinin Salzburg ve Londra konserlerinden sonraki en önemli yurtdışı durağı olan Viyana’da deyiş yerindeyse ‘görücüye çıktı’. Konzerthaus sahnesi Türk yorumculara bütünüyle yabancı değil; Fazıl Say son dönemde bu önemli sahnede verdiği çok sayıda resital ve orkestralı konserde buralı izleyicinin ilgisini üzerine topladı. Yani Viyanalı izleyiciler aslında ‘Türk klasik müzik yorumcusu’ nosyonuna Fazıl Say sayesinde yabancı değiller ama ‘filarmoni orkestrası’ bambaşka bir kulvar. Bu alanda kayda değer işler ortaya koymak, aynı sınıftaki rakiplerin arasından sıyrılmak, ‘yarışta ben de varım’ diyebilmek hiç kolay değil. Ama BİFO’nun bu zorlu işe 15 yıl önce nasıl soyunduğu, orkestrayı rahmetli babaları Asım Kocabıyık’tan devralan Ahmet Kocabıyık ve Zeynep Hamedi kardeşlerin bu işe gönüllerini nasıl da kocaman biçimde açtıkları, orkestranın gelişimini takip edenlerin malumu.

BİLİNÇLİ BİR YAKLAŞIMIN ÜRÜNÜ
BİFO’nun ilk Avrupa turnesinin perdesini kaldıran Viyana’yı sırasıyla Friedrichshafen, Frankfurt ve Nürnberg takip edecek. Turnenin bu ilk ayağının programı Schulhoff’un ‘Ogelala’ adlı bale müziği, Bruch’un 1. Keman Konçertosu ve Rimski-Korsakov’un ‘Şehrazad’ adlı senfonik süitinden oluşuyordu. Repertuvar seçimi bence son derece akıllıcaydı. Uluslararası arenanın kapısından içeri daha yeni giren bir Türk filarmoni orkestrasının Viyanalıların karşısına klasik veya romantik dönemlerin standart eserleriyle çıkması çok büyük ve gereksiz bir risk almak demek olacaktı. BİFO bu akıllılığı başından beri sergiliyor zaten. CD kayıtlarında bugüne kadar çaldıkları eserler bu türden planlı, bilinçli bir yaklaşımın ürünü.

2000 KİŞİLİK SALON DOLUYDU
Yaklaşık 2000 koltuklu Konzerthaus’un tamamı doluydu 11 Şubat akşamı. Üstelik arzu ettiğimiz şekilde doluydu yani Viyana’da ve civarında yaşayan Türklerin çoğunluğu oluşturduğu bir kitle değildi o akşam salondaki; bilakis, kitleye dikkatlice bakıldığında, Türklerin sadece bir avuç, geri kalan izleyici kitlesinin ise genciyle ve yaşlısıyla Viyanalılardan oluştuğu rahatlıkla söylenebilirdi. İzleyiciler arasında BİFO’nun evi Lütfi Kırdar’dan tanıdık yüzler de dikkati çekiyordu. BİFO’nun sayıları artık 300’ü bulan 'gold kart' sahibi abonmanlarından birkaç ailenin de sırf bu konser için Viyana’da geldiğini öğrenmek şaşırtıcı değildi. Ofisleri Viyana’da bulunan önemli klasik müzik menajerleri, Viyana’nın önde gelen müzik eleştirmenleri tıka basa dolu fuayede koyu sohbetlere dalmışlardı.


VİYANALILARI AFALLATTI
Konsere geçildiğinde BİFO, Nazilerin gadrine uğramış, bu güruh tarafından ‘dejenere’ ilan edilmiş, yaşamını toplama kampında yitirmiş besteci Erwin Schulhoff’un (1894-1942) 1925 tarihli ‘Ogelala’ adlı sıra dışı eseriyle Viyanalıları önce epeyi bir afallattı. Stravinski’nin ‘Bahar Ayini’ adlı çığır açan bale müziğini sevenlerin ısınacakları türden bu eser, BİFO tarafından önce, ‘Music from the Machine Age’ adlı CD kaydında, sonra da konserlerinde gündeme getirilmeden önce o kadar az biliniyordu ki, o akşam salonu dolduran Viyanalıların yüzde birinin bile bu eserden haberdar olmadıklarına dair bahse girebilirim. Bir renk cümbüşü içinde seslendirilen eserde öne çıkan trompet ve flüt grup şeflerinin nefeslerine sağlık!..

RADULOVIC ROCK YILDIZI GİBİ
Konserin solisti olan 1985 doğumlu Sırp kemancı Nemanja Radulovic klasik müzik dünyasında son dönemde büyük sükse yapan kemancılardan biri. Vücuduna sımsıkı yapışan siyah deri pantolonu, gür kıvırcık saçlarıyla klasik müzik yorumcusundan çok rock yıldızını andıran hal ve tavır içinde sahneye girdiği andan, bis parçasını yorumlayıp sahneden inene kadar tüm bakışları üzerinde toplayan, muazzam bir sahne elektriğine sahip üstün bir yetenek Raduloviç. Bruch’un konçertosunu harika bir şarkısallıkla, her notanın tadını çıkartır ve çıkarttırırcasına yorumladı Raduloviç. Müziğin her anını hisseden ve olağanüstü samimiyetiyle, müzisyenliğiyle bunu dinleyicisine de hissettiren bir sanatçı.

SANKİ PAGANNINI'NİN BEDENİNE BÜRÜNMÜŞ!
Orkestra üyeleriyle birlikte müzik yapmanın güzelliğini keşfetmiş Raduloviç. Orkestracılar da onu çok sevmişler, aralarında harika bir enerji transferi gerçekleştiğine tanık olduk. Bu enerjiden koltuklarında oturan bizler de nasibimizi aldık. Uzun süredir bir solisti bu kadar büyük bir heyecanla dinlediğimi hatırlamıyorum. Raduloviç mükemmel performansının ardından gelen yoğun tezahürata Paganini’nin 24 numaralı solo kaprisini çalarak karşılık verdi. Kaprisin ilk mezürlerini çaldığı andan itibaren parçanın alıştığımız gibi gitmeyeceğine, mutasyona uğrayacağına adım gibi emindim; nitekim Raduloviç kararında kattığı klasik dışı öğeler, Balkan esintileriyle kaprise bambaşka bir soluk kattı. Kabarık saçı, beden dili, ince fiziğiyle sanki Niccolo Paganini Raduloviç’in bedeninde reenkarne olup karşımıza çıkmış gibiydi. ‘Şeytanın Kemancısı’ 1828 yılında tıpkı BİFO gibi bir Avrupa turnesine çıkmış ve Viyana’da verdiği konserlerde izleyicilerini adeta hipnotize etmişti. Tarih tekerrür ediyor, nerdeyse 200 yıl sonra bu kez Nemanja Raduloviç adında bir genç Sırp bizleri aynı şehrin konser salonunda koltuklarımıza mıhlıyordu. Raduloviç’i İstanbullu BİFO takipçileri sanırım en erken 2017-18 sezonunda izleyebilecekler. Sanatçıyı merak edenler, Deutsche Grammophon’dan çıkmış iki solo albümünü dinlesinler derim.

Goetzel yönetimindeki BİFO da solistin öne çıktığı pasajlarda onu hiç gölgelemeyip tutti pasajlardaki coşkulu çalımıyla üzerine düşen vazifeyi yerine getirdi diye düşünüyorum. Orkestramızın Avusturya-Alman Romantik dönem senfonileri, konçertolarındaki icrası hiç şüphe yok ki zaman içinde çok daha rafine bir hal alacak, köşeleri yıllar içinde çok çalışma ve birlikte çalmayla daha da yuvarlanacak. Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, filarmoni orkestralarının kulvarına girmek başka türden bir cesaret işi. BİFO şu anda bu işe milyonlarca dolar kaynak ayıran yabancı kurumlarla aynı kulvarda aşık atıyor. Bu sanat kurumlarının bir kısmı devletlerinden de çok önemli destekler alıyor. BİFO’nun yaylı gruplarının ulaşmış olduğu tınısal bütünlük bile Türk orkestracılığı bakımından önemli bir eşiğin aşılması demek. Yaylı gruplarının bu kadar yekpare ve temiz tınladığı bir orkestramız olmuş muydu acaba bugüne kadar? Ama sadece yaylıları översek BİFO’nun her biri çalgısında ustalaşmış ağaç ve bakır üflemelilerine haksızlık etmiş oluruz.

'ŞEHRAZAT' BİFO'NUN İMZASI OLDU! 
Tahta ve bakır üflemelilerin resmi geçidine ise Rimski-Korsakov’un ‘Şehrazad’ senfonik süitinde şahitlik ettik. ‘Şehrazad’ artık BİFO’nun imzası haline geldi. Bu oryantalist şaheser Batılı kulaklara hem Batının hem Doğunun ses dünyalarına karşı duyarlı BİFO müzisyenlerinin melez icrasıyla ulaştı o akşam. Bu melezliğin önemini ne kadar vurgulasak az. Bir udi ve bir kanuninin eserin bölümleri arasına yerleştirilen solo ve ikili geçkileri son derece özgün bir buluş ve ‘Şehrazad’ın oryantal kökenine ancak BİFO gibi bir Türk orkestrasının yapabileceği türden bir vurgu. Bu oryantal dokunuşun Viyanalıların kulaklarında da güzel tınladığını düşünüyorum. Viyana’nın geçmişinde geleneklere sarsılmaz bağlılık kadar o gelenekleri yerle bir eden, yeni tınılara eğilimli bir damar daima var olmuştur. Şehrin kültürel hayatını yüzlerce yıldır bu kadar zengin kılan da zaten bu tazeleyici güçte yatıyor. Unutmayalım ki; tonun kırıldığı, 12 ton müziğinin, Konzerthaus’a nerdeyse taş atımı mesafede bulunan Musikverein’da 1913 yılında verilen ‘Skandalkonzert’ ile ilk kez görücüye çıktığı şehirdir aynı zamanda Viyana.

BAŞKEMANCI PELİN HALKACI AKIN'IN EN GÜZEL PİRFORMANSI
‘Şehrazad’da BİFO’un değerli başkemancısı Pelin Halkacı Akın kariyerinin belki de en güzel performanslarından birine imza attığı söylememiz pekala mümkün. Kusursuz sololarıyla Şehrazad’ın trajedisine hayat üfledi Akın. Şafak Erişkin liderliğindeki çello grubu özellikle Andantino bölümünde sergilediği lirizmle -artık bu yüklemden pek hazzetmesem de- ‘büyüledi’. Üflemeliler ve perküsyon grupları solo ve bütün olarak o kadar üst düzeyde bir performans sergilediler ki, Raduloviç’in icrası için yukarıda sarf ettiğim yorumu izninizle ‘Şehrazad’ için tekrarlamak istiyorum: ‘Uzun süredir BİFO’yu bu kadar büyük bir heyecanla dinlediğimi hatırlamıyorum.’ Kuşkusuz sadece beni değil İstanbul’dan birlikte geldiğimiz tüm meslektaşlarımı saran bu heyecanda BİFO’yu klasik müziğin başkentinin tarihi konser salonunda izlemenin coşkusu vardı. BİFO’dan ve ‘Şehrazad’dan böylesine etkilenmemizin bir diğer önemli sebebi de Konzerthaus’un kristal berraklığındaki akustiğiydi hiç şüphesiz. Orkestramızı o akşam dinlerken, İstanbul’da artık güzel bir konser salonuna kavuşması gereken BİFO’nun bu sayede çok daha hızlı gelişeceğini düşündük.

GOETZEL'İN PAYI YATSINAMAZ
Gürer Aykal’ın tohumlarını ekip büyüttüğü BİFO’nun bugünkü başarısında en önemli pay sahiplerinden biri de Sascha Goetzel. Tıpkı opera yapıtı gibi orkestra şefi de pek çok bileşenden oluşan kompleks yapıda bir organizmadır. Kusursuz bir opera prodüksiyonundan bahsedemeyeceğimiz gibi kusursuz bir orkestra şefinden de bahsetmek mümkün değildir. Kimileri tarafından haklı gerekçelerle tanrısallaştırılan Herbert von Karajan’ın kimileri tarafından yine haklı gerekçelerle beğenilmediğini aklımızdan çıkartmamak lazım. Goetzel’in, ritim duygusu, zengin renkler ve tınılar elde edebilmek gibi teknik alandaki meziyetleri elbet de bir yana, orkestra şefi olarak en beğenilen yönleri, lider ruhu ve müzisyenlerini motive edebilmesi, onlara en zorlu eserlerin altından kalkabilecekleri inancını aşılaması. Sekizinci yılına giren BİFO-Goetzel ortaklığı, Goetzel’in bu olumlu hasletleri sayesinde her yıl bir önemli eşiği daha aşarak A sınıfı orkestralar arasına girmek ve Avrupa’nın en iyi 10 orkestrası olmak hedeflerine doğru adım adım ilerliyor.

BİFO’nun ‘Şehrazad’ı, beklendiği gibi, Raduloviç’in sersemletici performansından sonra -bizde sıkça görüldüğünün aksine- salondan ayrılmadan ikinci yarıya kalan izleyicilerin yoğun alkış ve tezahüratıyla karşılandı. Goetzel, tekrar podyuma geldiğinde, aynı Londra’da olduğu gibi, büyük bir coşkuyla salona seslendi. Goetzel’in, içinden çıktığı Viyana’nın müzik çevrelerinde tanınmadığını söylemek hata olur. Daha geçenlerde Viyana’nın dünyaca meşhur popüler bir etkinliği olan Yeni Yıl Balosu’nda Viyana Filarmoni’yi yönetti şefimiz. Ama heyecanı bu kez daha büyüktü Goetzel’in, çünkü ilk kez kendi orkestrasının başında hemşehrilerine sesleniyordu. Önce Almanca, sonra İngilizce yaptığı akıcı konuşmasında Goetzel, Avusturya ve Türkiye gibi köklü ama netameli bir geçmişe sahip iki ülkenin günümüzde müzik yoluyla bir araya gelmesinden duyduğu kıvancı anlattı, senfoni orkestrasına Türklerin hediyesi sayılan üçgen-pikolo flüt-bas davul üçlüsünden bahsedip, salonda oturan bizlerin gururunu okşadı, Avusturyalılara da, ‘Bu Türkler sandığınız kadar medeniyetten uzak değil’ mesajı verdi.

KÖÇÇEKÇÇEE
Goetzel sözlerini bitirdiği anda büyük bir alkış koptu ve her zaman olduğu gibi, daha alkış sönmeden Ulvi Cemal Erkin’in ‘Köçekçe’si tınlamaya başladı Konzerthaus’un yüksek kubbesinde. Lakin korkarım ki Viyanalıları konserden sonra almıştır bir düşünce zira Goetzel heyecanlandığından olacak, Erkin’in eserini ‘Şimdi sizlere Köçekçe çalacağız’ diye anons edeceğine, ‘Şimdi sizlere bir Türk eseri çalacağız’ deyip orkestraya dönüverdi! Eh, Köçekçe de oldu mu size Erkin’in eseriyken anonim bir Türk eseri! Şanslı olanlar konserden sonra fuayede açılan imza masasında Goetzel’e CD imzalatırken ‘ikinci milli marşımız’ın adının ne olduğunu sormayı ihmal etmediler. Goetzel’in bundan sonraki konserlerde ‘Köçekçe’nin adını daha önce çok güzel yaptığı gibi ‘Köççekççee’ diye vurgulayarak salona doğru haykırmasını bekliyoruz.

BÜYÜK KIVANÇ YAŞATTI
Salonu dolduran Avusturyalılar önünde güzel bir sınav veren BİFO, onu bu tarihi konserinde yalnız bırakmak istemeyip ta Türkiye’den kalkıp gelen bizlere de büyük kıvanç yaşattı. Keşke rahmetli Asım Kocabıyık da kurucusu olduğu orkestranın klasik müziğin başkentinde bizlere yaşattığı bu güzelliği görebilseydi ama dediğim gibi, orkestra yöneticiliği yapmak kısa mesafe koşusu değil, hiç bitmeyen bir bayrak yarışına benzer. Babalarından miras aldıkları BİFO’nun önüne çok açık bir hedef koyup bugünlere gelmesini sağlayan Ahmet Kocabıyık ve Zeynep Hamedi’ye Türkiye’nin devlet desteği bakımından maalesef gitgide çölleşen klasik müzik ortamına kattıkları zenginlik için bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim. Orkestra sahibi olmakla iş bitmiyor ama. Onu çağdaş standartlarda, profesyonelce yani müzisyen değil iş adamı gibi yönetecek bir kadronuz olmadıktan sonra istediğiniz kadar hedef koyun, ulaşamadığınızı görürsünüz. Ahmet Erenli liderliğindeki BİFO ekibi benim 15 yılı aşan müzik yazarlığım süresince bu ülkede sanat alanında gördüğüm, iş adamı mantığıyla çalışan en profesyonel ekiplerden biri, belki de birincisi.

DAHA BÜYÜK AVRUPA TURNESİ YOLDA!
Viyana turumuz sırasında Hamedi ve Erenli ile yaptığımız toplantıda BİFO’nun önümüzdeki dönede girişeceği hamleler hakkında bölük pörçük de olsa birkaç bilgiye sahip olduk. İkili şimdilik ser verip sır vermemekten yana. Bilgilerimiz, gelecek ayın başında Perili Köşk’te yapacakları basın toplantısında tamama erecek ama şimdiden şu kadarını söyleyelim ki BİFO’nun Deutsche Grammophon kayıt firması tarafından Lütfi Kırdar’da yapılmış bir konser kaydının piyasaya verilme ihtimali var. Öte yandan, orkestramız seneye bu yılkinden de büyük bir Avrupa turnesine çıkmanın hazırlıklarını yapıyor. Ne diyelim, yolun açık, alkışın bol olsun BİFO!