'El Sistema'ya kim el verecek?

İstanbul Müzik Festivali, Venezüella'nın 'müzik mucizesi' olarak görülen 'El Sistema' hareketinin simgesi ünlü Simon Bolivar Gençlik Senfoni Orkestrası'nı, müthiş şefleri Gustavo Dudamel'le birlikte Türkiye'ye getiriyor

Venezüella’dan çıkan ‘El Sistema’ hareketi ve son birkaç yıldır bu hareketin simgesi olan Simon Bolivar Gençlik Senfoni Orkestrası üzerine Türk basınında ilk kez 2006 yılında, yine bu sütunlarda yazmıştım. O dönemde orkestra henüz şimdiki gibi fenomen bir oluşuma dönüşmemişti ama yine de etrafında hatırı sayılır bir hayran kitlesi toplamayı başarmıştı. Dünyanın tüm önde gelen yayınları Chavez’in ülkesinden fışkıran bu ‘müzik mucizesi’nin neye benzediğini anlamaya çalışıyordu o sıralar. Çünkü daha önce örneği görülmemiş, kitlesel çapta bir kültür hareketiydi bu.
‘El Sistema’nın Jose Manuel Abreu tarafından 1975 yılında Venezüella’nın başkenti Caracas yakınlarında bir otoparkta, 11 çocukla başlayıp günden güne büyüdüğü bilgisi, bir efsane gibi yayılıyordu. ‘Bu sistemle, ülkenin her köşesindeki sorunlu çocuklara ulaşıp onlara çalgı çalmayı öğretiyorlar ve bir araya getirdikleri bu çocuklarla ülkenin her yanında senfoni orkestraları kuruyorlar’ benzeri cümleler, klasik müzik dünyasını harekete geçirmeye yeterdi.
Abreu, misyon edindiği hareketini, Latin Amerika’nın bu her daim çalkantılı ülkesinde, gelip giden Venezüella hükümetlerinin hepsine kabul ettirmeyi başarabilmiş ve aldığı desteklerle sistemini 1990’lı yıllara kadar ülke çapında geliştirmeyi başarmıştı. 90’lı yıllarla birlikte artık rüştünü ispat etmiş olan El Sistema’nın uzman öğretmenleri, hareketi, Venezüella’nın Latin komşularına doğru genişletmeye başlamışlardı bile. 

İskoçya’da başarılı oldu
2000’ler, El Sistema’nın, artık küresel çapta üzerine kafa yorulur ve örnek alınır bir kurum haline geldiği yıllar. Bugün geldiğimiz noktada, El Sistema modeli, Avustralya, Hindistan, Güney Kore, ABD, İskoçya gibi birbirinden çok farklı kültürler tarafından, yerel unsurlarla harmanlanarak, ‘nucleos’ adıyla adapte edilmeye çalışılıyor. El Sistema öğretmenleri, hareketin 90’lı yıllarda ilk ihraç edildiği ülkelerden biri olan Guatemala’da bile zorlandıklarını ve güvensizlikle karşılandıklarını söylüyorlar.
Hareket, Britanya adalarına ise İskoçya üzerinden 2008 yılında ‘Sistema Scotland’ adıyla Stirling’den girip ‘Raploch’ adında, cinayete karışmış uyuşturucu müptelası gençlerin yoğun yaşadığı muhitte konuşlandı ve ortaya çok geçmeden ‘Big Noise Raploch’ adlı ilk çocuk orkestrası çıktı! Anlayacağınız formül, okyanusun iki yakasında da aynı: Nerede, toplum dışına itilmiş çocuklar ve gençler varsa oraya, bir arada iş görmenin, birlikte yaratmanın ve dostluğun simge kurumu olan ‘senfoni orkestrası’nı götürün!
Peki, beş yıl sonra neden farklı sözcüklerle bir daha anlattık El Sistema’yı? Çünkü meşhur Simon Bolivar Gençlik Senfoni Orkestrası, müthiş şefleri Gustavo Dudamel yönetiminde nihayet Türkiye’ye geliyor! ‘Nihayet’ diyorum çünkü orkestra aslında geçtiğimiz yıl davet edilmiş ancak İstanbul 2010 Ajansı’nın İKSV’yle koordineli çalışamamasından ötürü turne suya düşmüştü. Bu yıl için, İKSV Başkanı Bülent Eczacıbaşı’nın da yoğun desteğini arkasına alan Yeşim Gürer yönetimindeki İstanbul Müzik Festivali ekibi, Simon Bolivar Orkestrası, şef Dudamel ve sistemin kurucusu olan ‘maestro’ lakaplı Abreu’yu 8 ve 9 Ağustos 2011 tarihlerinde İstanbul’a getiriyor.
Ekip, festival kapsamında, tamamen senfonik eserlerden oluşan (ilk gün sadece Çaykovski’nin senfonik şiirleri, ikinci gün ise Stravinski, Ravel, Chavez, Castellano çalacaklar) iki özel konser verecek ve modelin ayrıntılarıyla anlatılıp, Türkiye’de de bir ‘nucleos’un nasıl kurulabileceği üzerine fikir alışverişinde bulunulacağı panellere katılacak. Ama bu orkestrayı getirmek New York Filarmoni’yi getirmek kadar masraflı çünkü Simon Bolivar tam 220 kişilik devasa bir müzisyen kadrosuyla gelecek İstanbul’a. 20 kişilik yönetici kadro da katıldığında 240 kişiyi misafir etmeye hazırlanıyor İKSV bu yaz.
Borusan Holding’in de desteğini alan Eczacıbaşı, ek sponsor arayışını sürdürüyor. ‘İki firmanın gücü bir orkestraya yetmiyor mu?’ diye soranlar oluyor. İki firmanın da sanata bir yılda ayırdıkları büyük bütçeler bu ülkede yaşayan herkesin malumu. Ama onun dışında, bana kalırsa, sanata yatırım yapan bu ülkedeki her firmanın parçası olmak isteyeceği türden bir proje bu. Sebebi belli: Çünkü klasik müziğin geleceği bu orkestrada yatıyor... 

İyi bir örnek olabilir
El Sistema’ya ilgi gösterip, Chavez gibi bir diktatörün ülkesinden çıkmış demeyip, onu derhal kendi eğitim sistemlerine adapte etmeye çalışan ABD ve İngiltere gibi Anglosakson ülkeler için El Sistema sadece sorunlu çocuklarını kurtaracak bir formül değil aynı zamanda alternatif bir kitlesel müzik eğitimi sistemi yerine de geçiyor. Müzik eğitiminde son yıllarda müthiş gerileyen; Almanya veya Japonya’nın aksine, çocuklarına ilköğretim okullarında doğru düzgün müzik eğitimi veremeyen bu ülkeler için El Sistema, geleceğin müziksever bireylerini yetiştirmek için çok doğru bir model olarak görülüyor.
Türkiye de aynı durumda. Biz de El Sistema’yı kendimize örnek alıp hem toplum dışına itilmiş çocuklarımızı senfoni orkestralarının koruyucu kanatları altına alabilir hem de müzik eğitiminin gerilediği okullarımıza sağlam bir eğitim alternatifi oluşturabiliriz. ‘Sistema Türkiye’nin takipçisi olacağız...

.