İzmir'de gerçek tarihi konser

Londra'nın dünyaca ünlü Philharmonia Orkestrası, podyumların yıldız şefi Esa Pekka Salonen yönetiminde, 25. İzmir Festivali'nin açılışında, piyanist Gülsin Onay'a Ulvi Cemal Erkin'in Piyano Konçertosu'nda eşlik etti
İzmir'de gerçek tarihi konser

İzmir, 20 Haziran Pazartesi akşamı, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) sözcüğün tam anlamıyla ‘tarihi’ bir konsere ev sahipliği yaptı. Neydi peki bu konseri bu denli ayrıcalıklı kılan? Londra’nın dünyaca ünlü Philharmonia Orkestrası, podyumların yıldız şefi Esa Pekka Salonen yönetiminde, 25’inci yılına giren Uluslararası İzmir Festivali’nin açılış konserini verecekti o akşam. Ama asıl büyük haberi sona sakladım! Orkestra bu konserde piyanist Gülsin Onay’a Ulvi Cemal Erkin’in Piyano Konçertosu’nda eşlik edecekti!
İşte kanımızı günlerdir kaynatan müthiş hadise buydu… Bilenler bilir, Philharmonia ve Salonen gibi klasik müzik dünyasının A sınıfı isimlerinden, genel repertuvar içinde yer almayan bir eseri icra etmelerini istemek, deveye hendek atlatmaktan zordur. Festivali düzenleyen, Filiz Eczacıbaşı Sarper’in başında bulunduğu İzmir Kültür Sanat Eğitim Vakfı’na bu noktada kocaman bir bravo geliyor! Çünkü Philharmonia ve birinci şefleri Salonen’den konserde mutlaka bir Türk eseri çalmalarını isteyen, Vakıf yönetiminden başkası değil! Bu sırada devreye giren Gülsin Onay da Erkin’in konçertosunu icra etmek isteyince hepimizi duyar duymaz heyecanlandıran konserin gövdesi oluşuvermiş…
Konserden önce verilen yemekte bir araya geldiğimiz Finlandiyalı orkestra şefi Esa Pekka Salonen klasik bir Finli değil; insanlarla çok iyi iletişim kurabilen, sıcakkanlı, esprili ve aynı zamanda karizmatik bir müzik adamı. Erkin’in yayımcısı Universal Edition’dan gönderilen konçertonun, fotokopinin fotokopisi olduğunu söylediği silik partisyonuyla nasıl da cebelleştiğini anlattığı sırada, bestecinin yurttaşları olarak hem üzüldük hem de eserlerinin tüm yayın haklarının artık Schott’a geçtiğini bildiğimiz için bir kez daha rahatladık. 

Prova bile yapmamışlar
Salonen’in, Erkin konçertoyu Gülsin Onay’ın üç ayrı konser kaydını ‘dinleyerek’ öğrendiğini söylerken yaptığı, “Eseri Suzuki yöntemiyle deşifre ettim” esprisi hoştu. Salonen-Onay-Philharmonia üçlüsünün, Konçertoyu, konserin yapılacağı günün öğleden sonrasına dek, bir kez olsun prova etmeyişleri de ilgimizi çekti. Orkestra üyeleri ise partilerine evlerinde çalışmışlardı. Konseri daha da büyük bir merakla beklemeye koyulduk! Gülsin Onay’ın yemek boyunca sergilediği durgun tavır dikkatimizden kaçmamıştı. Meğer o çoktan akşamki tarihi konserin havasına gündüzden girmiş de haberimiz yokmuş.
O akşam salondaki herkesi tam anlamıyla ‘hipnotize eden’ bir performans sergiledi sanatçımız, konçertonun başından sonuna dek. Piyano başında devleşti adeta. Onay’ı son yıllarda verdiği konserlerin hiçbirinde bu kadar ‘adanmış’ görmedim. Fortissimolar gürül gürül çağıldadı, pianissimolar Saygun’un kristal berraklığındaki akustik ortamında kulakları okşayıp durdu. İki temanın karşıtlığına dayanan birinci bölümün yoğun mücadele ortamında, virtüoz Philharmonia makinesiyle dişe diş mücadele etti Onay. İkinci bölümdeki bas klarinetin Saba makamı esinli ‘Türk’ solosunu merakla bekliyorduk, beklentimiz boşa çıkmadı. Bu ve sonraki iki bölüm kusursuz akıcılıkta ve orkestrayla şef arasındaki mükemmel uyumla seslendirildi. Philharmonia sanki kırk yıldır Erkin çalıyor gibiydi. 

Salonen: Çok güçlü bir eser
Kuliste tebrik ettiğimiz Salonen, “Bu çok güçlü bir eser, tüm dünyada seslendirilmeyi hak ediyor” derken, ‘hedefe doğru’ çok önemli bir eşiği daha geçmiş olduğumuzu hissettik. Tebriklerden aslan payını alan Onay ise “Philharmonia’yı bu akşam Türk orkestrası yaptık” derken aslında orada bulunan herkesin duygularına tercüman oluyordu. Yeniliklere her zaman açık, 20’inci yüzyıl müziğinin en usta yorumcularından biri olmanın yanı sıra saygı duyulan bir besteci de olan Salonen’in, bu unutulmaz gecenin ardından, Türk bestecilerin eserlerinin dünya çapında daha fazla tanınması yolunda, elindeki muazzam olanakları kullanarak gönüllü elçilik yapacağına artık hiç kuşkumuz yok. Yeter ki tüm karar alıcı aktörler İKSEV’in gösterdiği kararlılığı sergilesinler…
Konserde seslendirilen diğer eserler, Mussorgski’nin, ‘iyi ki Rimski-Korsakov el atmış’ dedirten ‘Çıplak Dağda Bir Gece’sinin çok az çalınan orijinal versiyonu ve Berlioz’un düş gücünün sınırlarını zorladığı ‘Fantastik Senfoni’si idi. Salonen bis olarak yönettiği, Wagner’in ‘Lohengrin’ operası üçüncü perde ön müziğiyle, kendisini ve orkestrasını bravo’lara boğan İzmirlilere teşekkür etti.

Bunları kaçırmayın
25. Uluslararası İzmir Festivali 20 Haziran-21 Temmuz günleri arasında düzenleniyor. Bu yıl öne çıkan konserler arasında, I Musici (Efes Celsus Kütüphanesi/24 Haziran), Kuğu Gölü Balesi (Bornova Amfitiyatro/4 Temmuz), Paul Taylor Dance Company (DEÜ Sabancı Kültür Sarayı/7 Temmuz), Natalie Cole (Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu/12 Temmuz), Uto Ughi ve I Filarmonici di Roma (Efes Celsus Kütüphanesi/15 Temnmuz) ve I Fagiolini (Çeşme Kervansaray/21 Temmuz) bulunuyor. www.iksev.org

.